CANLI YAYIN

Cemaat Meselesinde Hülasa

Cemaat Meselesinde Hülasa

Cemaat Meselesinde Hülasa: Cemaatçilik mi? Cemaatlilik mi?

Daha önce yayımladığımız yazılarda (Cemaat Nedir? Nasıl Olmalıdır I-II) aziz İslam’ın öngördüğü ideal Müslümanlığın cemaatli olmaktan geçtiğini birçok açıdan ele almaya çalışmıştık. Bu yazıda ise daha müşahhas şeyler üzerinden hareketle Cemaat olgusunun mahiyetine dönük düşüncelerimizi serdedeceğiz. Bu bağlamda şunun hemen belirtilmesi gerekiyor ki özellikle son zamanlarda esefle müşahede ettiğimiz üzere, ülkemizde “hizmet hareketi” olarak kendisini tanımlayan yapının tevessül ettiği meş’um hadiselerden sonra, gerek sosyal ve gerek siyasi ve de başka sebeplerle (ama kasıtlı olduğunun su götürmez bir gerçek olduğunu düşündüğümüz) cemaatlere dönük imhacı bir hareket gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu minvalde tüm Müslüman cemaatleri hedef gösterme ve toptancı bir yaklaşım ile cemaatleri itham, ilzam ve töhmet altında bırakmalara sebep olan noktalara kısaca değinmek istiyorum.

Öncelikle şunun ilk elden teslim edilmesi gerekmektedir ki (yukarıda adı geçen makalelerimizde de belirttiğimiz gibi) kendilerini hizmet hareketi olarak tesmiye eden mezkûr nifak hareketi bir cemaat, hele hele bir İslami cemaat asla değildir. Bu İslami cemaat olmanın ilke ve gereklerine bakıldığında hemen anlaşılabilecek bir hakikattir. Zira en basitinden bir cemaat veya yapının İslami olması için İslam’ın hedef ve gayelerini hedef ve gaye edinmesi, yaptıkların ve söylediklerinin Kur’an ve Sünnet’ten onay almış olması şarttır. Sadece bu onayı almış olmak yetmemektedir; ayrıca bunu pratiğe dökerken yani amele geçirirkenki usulünün de meşru olması lazımdır. Evet, şüphesiz amellere niyetlere göredir, fakat amelin sahih olması için usulün de sahih olması gerekmektedir. Aksi takdirde, İslam tarihinde dehşet verici zulümlerine şahit olduğumuz, raşit halifelerin ikisini şehid eden Haricilerin de meşru kabul edilmesi gibi bir absürtlüğü makul görmüş oluruz. Zira Haricilerin de niyet olarak çok samimi olduklarını devrin şahitleri kitaplarında çokça zikretmişlerdir. Bu meşum hareketin söylem ve eylemleri noktasında öteden beri işin ehli olan ulema ve yapılar daima bunlara itirazlarda bulunmuş ve bunların İslami olduklarını iddia etmenin zorlama olmaktan öteye geçmediğini ifade etmişlerdir.

Ülkemizde cemaatlere dönük itham ve ilzamlarda bulunanlar işin aslına veya hakikatine bakmak yerine, cemaat ve cemiyet ehli olduğunu söyleyen birtakım şahısların öyle veya böyle bir şekilde ortaya koydukları düşünce, tavır ve davranışları da slogan haline getirerek bunlar üzerinden cemaatleri ötekileştirme yoluna gitmişlerdir. Ancak bu ötekileştirme faaliyetinin basit bir eleştiri olmadığı kanaatini taşımaktayız. Zira Kemalist oligarşinin tarihi geçmiş kalıntılarının mal bulmuş mağribi gibi hemen bu koroya dahil olmaları bu kanaatimiz güçlendirmektedir.

Tam bu noktada bir şeyin daha altını çizmekte fayda var: Büyüklerin “sui misal hakikate emsal olmaz” deyimi bizleri olması gerekene sevk eden bir ilke olarak karşımızda durmaktadır. Yani bir mahalleden bir hırsız, katil veya ahlaksız çıktı diye tüm mahalleyi itham etmek, veya bir meslek dalında herhangi birileri çıkıp bir sömürü veya suistimal yaptı diye, tüm meslek ehlini itham ve ilzam etmek hem insani hem de vicdani açıdan doğru değildir. Aynen bunda olduğu gibi fert, birim veya kurumsal anlamda birilerinin çıkıp birtakım yanlışlıklar yapması, mezkur zevatın merbut olduğu bütün o yapıları ilzam ve itham etmeyi gerektirmez.

Şimdi bu yazıda özeleştiri mahiyetinde değinmek istediğimiz meselenin bir başka yönü daha var. Hani anlatılır; Nasreddin hocanın evine hırsız girer, sabah olduğunda adeta durum tesbiti yapma sadedinde eve doluşan komşular hocaya ‘yav hoca şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın…’ diye olması muhtemel davranışları nasihat etmenin ötesinde sürekli hocayı suçlar mahiyette konuşunca hoca dayanamaz ve “etmeyin komşular hırsızın hiç mi suçu yok?!” diye cevap verir ya, aynen onun gibi... Evet iç ve dış etkenlerle cemaat ve cemiyetlere dönük birçok haksızlık ve yanlış ilzam ve ithamlarda bulunulur. Ama diğer taraftan da sormak lazım bunda biz cemaat ehli olan insanların hiç mi payı yok?

Bu manada şunu tespit etmekte fayda var: Bir defa cemaatli olmak ile cemaatçi olmak bir değildir. Yani kelimenin sonuna ilave edilen bu ekler lugat manası itibari ile çok fazla bir farklılık arz etmeseler bile ıstılahi olarak ve sosyolojik anlamda hayatiyet arz eden çok ince nüanslar olduğu kesin.

Cemaat kelimesi bu eklerle kullanıldığında lugavi anlamda cemaatli “cemaat olmakla ilgili olan, onu sahiplenen, ona ait olan” anlamlarına gelir. Cemaatçi ise “cemaat taraftarı, cemaate mensub olan” anlamındadır.

Şer’i ıstılahta Cemmat ehli olmak hakkında Kur’an-ı Hakim’de rabbimiz (c.c.) “Ey iman edenler! Allah’a karşı‎ gelmekten nas‎ıl sak‎ınmak gerekirse öylece sakı‎n‎ın. Ona layı‎k olduğu tazimi gösterin ve ancak O’na teslim olan Müslüman(lar) olarak can verin. Hepiniz toptan, Allah‎n ipine (dinine) s‎ımsı‎k‎ı sarıl‎ın bölünüp ayrılmayın.” (Ali İmran 102-103)

Yine “Ey iman edenler! Hepiniz birlikte İslâm’a girin, şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık düşmandır.” (Bakara 208) buyurmakta. Efendimiz (s.a.s.)’in dili ile cemaat olmak           إِنَّ الشَّيْطَانَ ذِئْبُ الْإِنْسَانِ كَذِئْبِ الْغَنَمِ يَأْخُذُ الشَّاةَ الْقَاصِيَةَ وَالشَّاذَّةَ وَإِيّاكُمْ وَالشِّعَابَ وعَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ وَالْعَامَّةِ وَالْمَسْجِدِ.                Muhakkak ki şeytan, ayrılıp yalnız kalan koyunu yakalayan kurt gibi (ayrılıp yalnız kalan) insanın da kurdudur. Ayrılmaktan ve ayrı kalmaktan sakının! Cemaate, (İslâm) toplumuna ve mescide yapışın.” (Ahmed, V, 133-243)

 " يَدُ اﷲِ مَعَ الْجَمَاعَةِ وَالشَّيْطَانُ مَعَ مَنْ خَالَفَ يَرْكُضُ.Allah’ın eli cemaatle beraber, şeytan ise cemaatten ayrılıp muhalefet edenle beraberdir.” (Heysemi, Mecmeu’z-zevaid V 218) buyurmuşlardır. Ancak burada cenab-ı hak ile Efendimiz (s.a.s.)’in burada ifade buyurduğu cemaatin cemaatlilik olduğu ve cemaatçilik olmadığı kesindir.

Zira cemaatli olmak demek temel çatının ümmet cemaati olduğunu, cemaatçilik ise kendi lokal yapısı olduğu anlamındadır. Cemaatli olmak gayenin Allah (c.c.) rızası olduğu, cemaatçilikte ise başında bulunan her ne ad ve vasıfta olursa, onun hoşnutluğunun gözetilmesi anlamına gelir. Cemaatli olmak yapıp ettiklerinde şer’i şerifin meşruiyet ölçülerinin temel esas alındığı cemaatçilikte ise cemaatinin/yapısının maslahatlarının öncelendiğini görürüz. Cemaatli olmada ilim, amel, ihlas üçlüsü her şeyden önce asli vazife iken cemaatçilikte bunların hepsi araçsaldır. Kamusalda görünmek veya bilinmek olsun diye olunur.

Bu vesile ile efradını cami ağyarını mâni bir portre çizmiş olan Gökhan Arslan beyin Cemaatlı, Cemaatcı Ve Cemaatsız yazısını burada paylaşmada fayda mülahaza ediyorum.

Cemaatlı: Masiyet olmadığı sürece itaat eder
Cemaatçı: Masiyet olsa da itaat eder
Cemaatsız: Ne masiyeti bilir ne itaat eder. Zira cemaatsızlık zaten başlı başına bir masiyettir
 
Cemaatlı: İlim ön plandadır
Cemaatçı: Şahıs ön plandadır
Cemaatsız: Esen rüzgara göre yön ve şekil alır, belli bir kriter yoktur
 
Cemaatlı: Ümmet’çidir, Biz’cidir
Cemaatçı: Bizimkiler’cidir
Cemaatsız: Ben’cidir
 
Cemaatlı: Cemaati Kur’an ve Sünnete uydurur.
Cemaatçı: Kur’an ve Sünnet’i cemaate uydurur
Cemaatsız: Dini, Kur’an ve Sünnet’ten kendi anladığına uydurur.
 
Cemaatlı: İnandığı gibi yaşar
Cemaatçı: İnandırıldığı gibi yaşar
Cemaatsız: Yaşadığı gibi inanır
 
Cemaatlı: Hem okur hem dinler
Cemaatçı: Sadece dinler
Cemaatsız: Kulaktan dolmadır ne okur ne dinler. Okusa da kendi sorar kendi cevaplar
 
Cemaatlı: Hoca/Şeyh ölse de fikir devam eder
Cemaatçı: Hocanın/Şeyhin ölmesiyle cemaat kepenk kapatır
Cemaatsız: Öyle bir derdi yoktur. Kendi ölümüyle güttüğü davası da toprağa karışır.
 
Cemaatlı: Zahire göre hareket eder
Cemaatçı: Batına göre hareket eder
Cemaatsız: O anki durum ve duygusuna göre hareket eder
 
CemaatlıÖnce söylenene sonra söyleyene bakar
Cemaatçı: Önce söyleyene sonra söylenene bakar
Cemaatsız: Ne söyleyen önemlidir ne söylenen o sadece kendisine bakar
 
Cemaatlı: Hoca/Şeyh “yol” göstericidir.
Cemaatçı: Hoca/Şeyh yolun kendisidir
Cemaatsız: Öyle bir derdi yoktur, kendi ilmi kendisine yeterlidir.
  
Cemaatlı: Cemaat olmak (namaz gibi) dinin emridir gereklidir
Cemaatçı: Cemaat olmak bazı şahısların birtakım menfaatlerini gerçekleştirebilmeleri için gereklidir
CemaatsızCemaat olmak gereksizdir. (Diliyle olmasa da dinin bu emrini hal diliyle inkar etmiş gibidir)
 
Cemaatlı: Hoca/Şeyh de olsa hata yapar
Cemaatçı: Hocamın/Şeyhimin bir bildiği vardır
Cemaatsız: Zaten hocaya/şeyhe gerek bile yoktur

Cemaatlı: Ortada buluşalım
Cemaatçı: Bizde buluşalım
Cemaatsız: Bana karışmayın, ne haliniz varsa görün
 
Cemaatlı: (Cemaate) Şer’i delille girer çıkılacaksa da şer’i delille çıkar
Cemaatçı: Duygusal girer duygusal çıkar
Cemaatsız: Cemaat olsa da olur olmasa da olur
  
Cemaatlı: Cemaat kontrolünde olduğu için sosyal ve içtimai anlamda özgürlüğü kısıtlıdır
Cemaatçı: (Yine) Cemaat kontrolünde olduğu için sosyal ve içtimai anlamda özgürlüğü kısıtlıdır
Cemaatsız: Alabildiğine özgürdür. Uyaranı, karışanı, yapma-etme diyeni yoktur
 
Cemaatlı: Bilinçli müntesiptir
Cemaatçı: Bilinç dışı, duygusal müntesiptir
Cemaatsız: İntisap etmek gereksizdir.
 
Cemaatlı: Kurtuluş Kur’an ve Sünnettedir
Cemaatçı: Kurtuluş kendi cemaatlerine intisab etmekledir
Cemaatsız: Kurtuluş, bir takım ferdi ibadetleri yapmaktan ibarettir.

Bu tanımlardan anlaşıldığı üzere lugavi manaları açısından çok büyük fark yokmuş gibi görünse bile sosyolojik anlamda büyük farklar olduğu kesindir. Bu izahlardan sonra kendimiz açısından şunu ifade etmek isterim ki inandığım ve hayatımda uygulamak için çabaladığım, dert edinmeye çalıştığım şey cemaatli olmaktır. Her açıdan cemaatli olabilmeyi becerenlerden olmak umuduyla…

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER