CANLI YAYIN

Cemaat Nedir, Nasıl Olmalıdır? - I

Cemaat Nedir, Nasıl Olmalıdır? - I

Son birkaç yıldır gerek iç siyasette gerek dış siyasette gerekse de sivil toplum bağlamında çokça kullanılan bir kavram ‘cemaat’. Özellikle mevcut hükümete ve onun reisine, ve dahi memleketin reisine, dönük yapılan onca ihanetin ardında tek bir yapıya işaret ediliyor: Cemaat.  Müslümanların hüsnü niyetiyle destek verdiği devasa bir yapının ihanet sarmalına girmesi maalesef toplumda derin bir güven krizi ortaya çıkarma arifesinde. Ve maalesef yaşananların hiç istemediğimiz bir sonucu olarak insanların bir kısmı ‘biz artık kime güvenelim’ ve ‘nereye gidelim’ ve benzeri ifadelerle cemaatlere karşı bir mesafe koymanın gereğini adeta ifade ettiklerini teessüfle izlemekteyiz.

Aklı selim ile değerlendirildiğinde, bir toplumda yaşayan insanların arasından hırsızın çıkmasıyla o toplumun tümünün hırsız olmadığı, birinin katil olmasıyla hepsinin katil olmadığı, birinin arsız ve iffetsiz olmasıyla hepsinin arsız ve iffetsiz olmadığı gerçeği aslında ortadadır. Ayrıca yaşadığımız toplumlara cemaatlerin, cemiyetlerin, vakıfların, derneklerin kattığı sayılamayacak kadar güzellikleri/hayırları, yaşanmış birtakım tatsız hadiselerin gölgesiyle gölgelemek hiç de insaflı ve insani bir tavır değildir.

Cemaat kavramı, lügatte genel olarak ikiden fazla insanların bir araya gelmesinde kullanılan bir ifadedir. Sosyolojik olarak ise aynı hedef ve gayeleri, aynı hizmetleri meydana getirmek için birtakım insanların bir araya gelmesinde cemaat ifadesi kullanılmaktadır. Bizler bu cemaat ifadesinin başına bir de İslami sıfatını ilave ettik mi yani İslami cemaat dedik mi, bunun hem ilmi olarak hem de toplumsal kabul cihetiyle birtakım lazımlarının olduğu bir gerçektir. Bundan yola çıkarak öncelikle şunun altını çizmekte fayda var: Bir oluşumda, toplumsal bir harekette İslam’ın emirlerini gücü nispetinde yaşayan birilerinin olması, o hareketin Müslüman bir cemaat veya yapı olmasını gerektirmez; veya o yapıyı İslami kılacak asgari şartları sağlamaz. Her ne kadar referansı İslami kaynaklar olan bir Müslümanın İslami olmayan bir oluşumda olması kabul edilemez ise de, Türkiye gerçeği bunun böyle olmadığını bizlere göstermektedir.

Meselenin daha vüzuh anlaşılması adına bu minvalde bazı örnekler arz edelim: Bir futbol takımında olan bir oyuncu veya yönetici veya o takımı tutan bir Müslümanın bu takımda olması, o takımın İslami bir yapı olmasını ve o futbol oluşumunun İslami olmasını gerektirmez ya da onu İslami kılmaz. Yine bir köy derneğinde veya atçılar derneğinde veya ticari bir dernekte namazlarını kılan, orucunu tutan bir Müslümanın olması bu derneği ve hareketi İslamileştirmez. Öyleyse bir cemaatin, cemiyetin, kuruluşun, derneğin, vakfın İslami olması veya kendisine İslami cemaat denilebilmesi için neler var olmalı ve nasıl olması? Bu soruya cevap sadedinde bazı başlıkları paylaşacak olursak;

  • Öncelikle bu yapının genel ve özel niteliğinin İslam’ın temel referansı olan Kur’an ve Sünnet merkezli olması gerekir.
  • Bununla beraber İslam’ın bu referanslarının gösterdiği doğrultuda faaliyetler yapmayı kendisine şiar edinmiş olması yani nebevi metodu çalışmalarında esas alması lazım gelir.
  • Dolayısı ile yapılan faaliyetler İslam’ın hedeflediği, İslam nurunun yeryüzünde her noktaya ulaşması gayesine hizmet etmeyi şiar edinmesi lazımdır.
  • Bu gerçekten yola çıkarak da İslam cemaatinin yapmış olduğu faaliyetlerin temel hizmet alanı, İslam’ın hedef kitle addettiği insanların ferdi, ailevi, toplumsal yönleri ile İslam’ın hedeflediği model şekle bürünmelerine hizmet etmelidir.
  •  Yapmış olduğu tüm faaliyetlerini İslam’ın bu temel kaynakları ve delilleri ile ispat etmesi lazım gelir.
  • Tüm faaliyetlerinde Allah’ın (c.c.) rızasını gözetmeli. Dolayısı ile yaptıklarının Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olmaması gerekir.
  • Kendi aralarında cemaat olma fıkhının lazımlarını oluşturmuş olmaları gerekir.
  • Cemaat olmanın temel şartlarından olan bir başın/imamın/liderin/emirin olması ve bu lidere itaat edilmesi lazım gelir.
  • Cemaattenim diyenlerin Kur’an ve Sünnet merkezli olmak kaydıyla başa/imama/emire itaat etmeleri lazım gelir.

Ve benzeri daha birçok şartlar ve gereksinimler, bir hareketin İslami olması için asgari şartlar olarak gerekmektedir. Şimdi bu temel kurallardan yola çıkarak bugün insanları büyük bir şaşkınlığa sevk eden oluşumların yaptıklarına baktığımızda o oluşumun başında veya belli bir yerinde olan birtakım şahısların ayetler okumasının, hadisler okumasının bu oluşumun İslami olması için yeterli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısı ile kişilerden çok yapının yapmış olduğu faaliyetlerin içeriğine ve işlevine bakmak gerekir. Dün bu eksende ise de bugünün de aynı olması şarttır.

Referansı Kur’an ve Sünnet olan bir yapının elbette kusur edebileceği de göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu yapıların tümü de insanların eli ve amelleri ile işlemektedir. Bu nedenle Allah (c.c.) yarattığı Müslüman kullarını iman, akıl ve irade dediğimiz emsalsiz nimetlerle donatmıştır. Yeri geldiğinde bu nimetlerden de istifade ederek yapılanların Kur’an’a ve Sünnet’e uygunluğunun muhasebesini yapmalı ve lazım olduğunda müminlerin en temel şiarı olan hakkı tavsiye vazifesi gereği gereken uyarıları yapmalı, yanlışta ısrar edildiğinde ise hakka uyulmayan noktalarda itaat edilmemeli ve bir noktadan sonra da gerekirse yapıdan uzak durulması yine İslam’ın temel bir emridir. Cemaatlerin İslam’daki yerini bir sonraki yazımızda işlemek üzere bir ismi de Hak olan rabbimizin hak yolunda kalmak üzere;

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER