CANLI YAYIN

Bu Ülkenin Zencileri Kim?

Bu Ülkenin Zencileri Kim?

Değerli dostlar; Yaşadığımız bu günlerde birçok farklı hadiselere şahitlik etmekteyiz. Yıllarca rejimin ve sistemin bin bir türlü zulüm ve baskısı altında kalıp, bir nevi sürekli ölüm gösterilip sıtmaya razı edildiğimiz bir dönemden, artık herkesimin birtakım haklarının dillendirildiği, dillendirilmekle kalmayıp herkesin haklarını almak için meşru veya gayri meşru birtakım yollara başvurduklarını müşahade etmekteyiz. Evet, bir yönüyle bunlar güzel şeyler. Fakat nedense azınlıklar ve yabancı birtakım unsurlar için dile getirilen haklar, talepler bu milletin öz evlatları olan ve bu milletin öz değerleri için çalışan birey, birim, yapı ve kuruluşlar maalesef hiç yokmuşçasına davranılması kalbimizi acıtmakta. Mesela Doğu ve Güneydoğu’da nerdeyse cumhuriyetin kuruluşundan beri adeta kangrene dönen Kürt meselesi. Bu mesele için geçmişte çözüm süreci denilen çalışma vesilesi ile birtakım adımlar atılırken Kürt dedikleri kesimin (en iyimser baktığımızda bile %30’una tekabül eden) PKK yandaşları olanlar muhatap alınırken, Kürt kamuoyunun yaklaşık %70’e tekabül eden İslami duyarlılığa sahip olan Müslüman Kürtler (adeta yok sayılarak) bir nevi bu PKK yandaşlarının kucağına itilmişlerdi. İnsan soramadan edemiyor; Mecliste bulunan diğer partilerin Kürt kökenli milletvekillerinin elleri taş mı topluyordu da, Kürtlerin meşru ve doğal evrensel haklarını bunlara bırakıyorlar? Neden bunlar inisiyatif almadılar da bir çuval inciri berbat eden, bu Marksist-Leninist azınlığın derin hesaplarını yürüttükleri bir ortama mahal verildi?

Diğer bir çıkmaz, yine geçmişte bakıyoruz ki alevi kardeşlerimizin (çoğunlukla bugüne kadar Alevilikle alakası olmayan solcuların emellerine alet edildiği halde) birtakım hakları için alevi açılımı yapılıyor. Gayri müslim açılımı, Roman açılımı yapılıyor ve daha nice çalışma ve çalıştaylar...

Durup bir düşünüyoruz. Yıllarca varlıkları inkâr edilen Osmanlının sahip olduğu değer ve doğruların teminatı olan ve olanca baskı, zulüm, inkâr ve asimilasyonlara rağmen kimi zaman mağaralarda, kimi zaman ahırlarda, kimi zaman bodrumlarda, kimi zaman anlaşılmasın diye perde yerine camlarına battaniyeler örterek, bugüne kadar varlıklarını koruyan ve bunu yaparken vatana millete devlete zarar veren her türlü tavır ve davranışlardan kaçınan toplumun dinli, dinsiz, hiçbir kesimine zarar vermeyen ve vermekten de (bedel ödeme pahasına) kaçınan medrese ve tekke ehlini kim ne zaman görecek ve bunlarında bu vatanın birer değeri ve dahası asıl unsuru olduklarını görecekler? Ne zaman resmî ideolojinin bu kesimlere dönük baskı ve zulümlerine yeter denilecek ve istismar ettikleri haklarını iade etmek için ne zaman çalıştaylar yapılacak? Cemevleri açılırken cemevlerinin muadili olan tekkeleri kim gündem edecek, dedelerin-babaların hakları konuşulurken ne zaman Şeyh ve meşayihın hakları konuşulacak? Ruhban okulunun açılması için bin bir türlü yollara başvurulurken bu milletin öz be öz değeri olan medreseler ve medrese âlimleri ne zaman görülecek!? Mini etek giyenlerin bikiniyle yaşayanların, içki içenlerin hakları var ya da bunların güvence altına alınması için birtakım girişimlerde bulunuluyor da ne zaman Osmanlı anasının kıyafeti olan çarşaflıların hakları tesettürlülerin hakları gündem edilecek diye merak ediyorum. Bir mini etekliye akli dengesi yerinde olmayan biri (tasvip etmediğimiz bir olay) saldırdığında yıllarca ceza alırken, bir tesettürlü veya çarşaflıya saldıran militanın ikaz edilip salınması… Bunlar gibi daha sayacağımız nice şeyler var daha.

Ülkemizin içinden geçtiği meşum darbe süreci ve sonrasında cereyan eden hadiseler başlı başına ciddi sıkıntıları da kendisi ile beraber getirdi. Özellikle darbe sürecinde reisi cumhurumuzun ilkeli ve dirayetli duruşu ve milletin dirayeti hamdolsun vatanın milletin esaretine mani oldu. Fakat akabinde devam eden süreçteki gelgitler, belirsizlikler, suçun şahsiliği gibi İslami hukuki ilkelerin örselenmesi bu bağlamda bir çok mahrumiyet ve mağduriyetlerin meydana gelmesi, bunlar ve benzeri şeylerin tümü zaten naif ve narin olan soysal yapıda özellikle Müslümanlarda ciddi hayal kırıklıkları ve kırgınlıklara sebep olmuştur. Bu noktada insaflı emir sahibi olan birileri çıkıp mağduriyetlerin oluşmaması için gerekli adımların atıldığını söylese bile mezkûr zevatın şunu görmeleri lazım: Onlar yukarıda hapşırdı mı alan ve sahada bizler nezle oluyoruz. Kraldan çok kralcıların ortalıkta cirit attığı zamanımızda hiç azımsanmayacak derecede alanda sorunların olduğu unutulmamalıdır.

Değerli dostlar, bizler birtakım noktalarla meşgul olur veya edilirken, maalesef mana, mekân ve imkânlar da geçip gitmekte. Ülkemizin meseleleri ele alınırken parçalı ve pazarlıklı birtakım düşüncelerle olaylara ve meselelere yaklaşıldığından, işin özü meselelerin künhü, mahiyeti kaçırılmakta. Bu sebeple bu güne dek yıllarca bir nevi ölüm gösterilip sıtmaya razı edildiğimiz gibi, farkında olmadan bugün de parça parça güzelliklerle avunmakta ve bu sebeple de işin aslı ve gövdesini maalesef kaçırmaktayız. Bizim bir zamanlar öz değerlerimiz ve bu değerlerle oluşturduğumuz erdemlerimiz ve bu erdemlere sahip bireylerimiz bu bireylerin oluşturduğu toplumumuz ve medeniyetimiz vardı; bu medeniyette dinli dinsiz her mezhep-meşrep sahipleri kendi değer ve doğrularını yaşıyorlardı. Çünkü bizim İslam medeniyetimizde her kesimin özel hakları var olmakla beraber, bir takım evrensel/zamana göre değişmeyen hakları vardı ve kurduğumuz bu medeniyet de bu hakların bir nevi teminatı idi; böyle olduğu içinde farklı din sahipleri kendi dindaşlarının şerrinden korunmak için bizlere sığınıyordu. Bu değer ve erdemler di bizleri bir beylikten cihan devletine çeviren ve binlerce yıl insanlığın umudu kılan. Ne zaman bu değer ve erdemlerimizi bırakıp ehli küfrün gözüyle ve gözlüğü ile hayata ve olaylara bakmaya başladık, İslam’ın tanımladığı evrensel hakları bırakıp, Müslümanlar ın bütün haklarını gasp ettikten sonra, gıdım gıdım bazı hakları tanıma yoluna gittik, işte burada başladı zulüm çarkı ve çöküşümüz. Çünkü “küfür yaşayabilir ama zulüm asla yaşamaz” düsturu, tarihi bir realite olarak karşımıza çıkmakta. Bu hakikatler çerçevesinde diyoruz ki, mutlaka İslami değerlere dönülmeli ve hayata, olaylara bu pencereden bakılmalı; yaşadığımız tolumdaki tüm kesimlere dönük bir şeyler yapılırken mutlaka bu toplumun zencileri konumuna düşürülen medrese-tekke çarşaf-tesettür vb. bu değerlere sahip olan, bu milletin asli unsurlarına dönük anayasa ve yasalar düzeyinde kesin birtakım adımlar atılmalı.

Bunlar yapıldığında görülecektir ki bu kesim bu milletin çimentosudur. Dolayısı ile bu millet tekrar özüne dönecek ve şahlanış zamanı gelecektir. Bunlar dün olduğu gibi bugün de göz ardı edilmeye devam edilirse unutulmamalı ki evet bu kesimin sabrı vardır ama asla güdülecek koyun değildir. Şimdi toplumun büyük bir kesiminde bu meyanda beklentilerin olduğunu siyasilerimize duyuruyoruz. Hele hele seçim sürecine girdiğimiz bu zamanda, ülke olarak yeni bir sisteme (başkanlık sistemi) girmeye hazırlandığımız bu süreçte, siyasilerimizden özellikle bu meyandaki planları görmek istiyoruz. Devlet bazında bir şeylerin yapılması çok da kolay olmasa bile yerel bazdaki idareler gayet kolaylıkla bu kesimlerin ihtiyaçlarına cevap verebilir; bu kesimin incinmiş, kırılmış duygularını tamir sadedinde birtakım İslami güzellikler yapabilirler de. Durup bakacak ve göreceğiz bu meyandaki hayırlı şeyleri… Bu ülkenin zencileri addedilen asıl unsurların doğal haklarının görüldüğü ve gereğinin yapıldığı zamanları görmek temel ümidimizdir…

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER