CANLI YAYIN

Farkında Mıyız Ayağımızın Altından Bir Şeyler Kaymakta

Farkında Mıyız Ayağımızın Altından Bir Şeyler Kaymakta

Farkında Mıyız Ayağımızın Altından Bir Şeyler Kaymakta

İki kafadar arkadaş piknik yapmak üzere uzak bir ormanlık alana gider. Gün boyu piknik yaptıktan sonra akşamüstü çadırlarını kurar ve uykuya dalarlar. Gecenin bir vaktinde arkadaşlardan biri uyanır ve üzerlerindeki çadırın çalındığının farkına varır. Yavaşça, panik yapmadan yanında yatmakta olan arkadaşına dürter. Uyanan arkadaşı ‘ne var, ne oldu?’ diye sorar. Bu sorunun karşısında arkadaşının durumu fark etmediğini anlayan diğer arkadaşı, ‘gökyüzüne bir baksana, ne düşünüyorsun?’ der kafasını havaya kaldıran arkadaşı bir müddet bekler ve aklına bir şey gelmeyince “Ya hangi açıdan soruyorsun? Yıldızları mı gökyüzünü mü? Neyi soruyorsun?” Arkadaşının işi anlamamasına kızan diğer kafadar, ‘Yahu ne yıldızları! Baksana çadır gitmiş, çadır!’ diyerek arkadaşının anlamasını sağlar.

Evet değerli dostlar, şöyle bir durup dünümüz ile bugünümüzü düşündüğümüzde, bir zamanlar bizim inşa ettiğimiz bir medeniyetimiz vardı. Bizim kurduğumuz bir dünya var idi. Bizim kurduğumuz bu dünyada Hristiyanlar, Yahudiler ve diğer din ve mezhep sahipleri kendilerine özgü, özgür ve özgünce bir hayatlarını yaşıyorlardı. Yeryüzünde zulüm, tuğyan, hadsizlik, bir nevi yok düzeyinde idi; gayri Müslim denilen milletler dahi kendi dindaş ve ırkdaşlarının zulümlerinden bize sığınıyor ve bizden medet umuyorlardı. Ve bizler dahi Hz. Ömer (r.a) deyimi ile İslam ile şeref kazanmıştık.

İnsanın yaradılışı itibari ile bir anneden babadan dünyaya gelmekle insan olunmadığını, yani insan neslinden olmanın insan olmak için yeterli olmadığını bilmemiz gerekiyor. Ya da şöyle diyelim; insan, insan olma potansiyeli ile beşer olarak doğar ama İslam ile insanlaşır, bunun farkında idik. Bunun için de İslam ile şerefli olmanın yollarına yönelmiş ve bu yönelmede menzilimiz bizi cihan devleti ve adalet merkezi haline getirmişti.

Şimdilerde ise durup şöyle bir halimize baktığımızda dün yalana-yanlışa tepki veren bir dilimiz var iken bugün yalan ve yanlışlar üzerine bina edilmiş bir hayatı normal görür olmuşuz. Dün gençlerimiz mahallemizin namus bekçisi iken maalesef bugün alt komşu üst komşudan, yan komşu diğer yanındakinden emin değil. Dün anaya, babaya, ataya saygı varken bugün anayı, babayı, atayı kendimize birer ihtiyaç merkezi kılmaktan başka bir değer vermeyen ve rahatlıkla gözden çıkarıp silebilen bir nesil haline geldik. Dün vatan, millet, mukaddesat diye bir şeyimiz var iken; maalesef bugün bunlar birer dünyevi kazanıma vesile olmaktan başka bir anlam ifade etmez olmuş. Şairin dediği gibi -Kabağın Efendimizin (s.a.s.) sevdiği bir nimet olması hasebiyle, O’na (s.a.s.) olan muhabbetimiz nedeniyle buradaki ifadeyi doğru bulmadığımızı not etmek kaydıyla-,

Eskiden Osmanlı idi adımız

Baldan tatlı idi tadımız

Bozulunca Âlimimiz, kadımız

Kabaktan beter oldu tadımız.

Bu ülkede hasta adam dedikleri Osmanlıyı dağıttıktan sonra itilaf ve ittifak devletleri, yerli ve yabancı taşeronları aracılığı ile yüzyıllar boyu bu milletin ayağa kalkmaması için bir dizi desiseleri icra ettiler. Bunların eli ile harf inkılabını yapıp bir gecede en derin alimleri cahile çevirdiler. Bu milletin tarihi ile olan bağlarını koparma adına geçmişine söven ve geçmişinden hayâ eden bir toplum meydana getirdiler. Bin bir türlü entrika ve badireden sonra insanoğlunun zafiyeti olan dünya ile bizi avuttular.

Daha düne kadar bir bankanın önünden geçmekten rahatsız olan Müslümanlarımız bankaların en iyi müşterileri oldu, dün ön saflarda cihadın sözcüsü olan mücahitlerimiz müteahhit oldular. Neden dostlar, neden?  Dün yaptığımız yanlış mıydı da bugün böyle oluverdik. Aslında meselenin nirengi noktası açık: Referanslarımız değişti veya değiştirildi. Dün hayata, olaylara haram-helal gözüyle bakarken bugün hangisi daha karlı; dün Allah ve ahiret merkezli bir algımız varken maalesef bugün kar ve kazanç merkezli bir algımız; dün ahiret yurdunda lazım olacak azıklarıma ne katabilirim derdi ve endişesi varken, bugün dünyalık servetime ne katabilirim endişesi söz konusu oluyor artık. Ve böyle devam ede duruyor halimiz, farkında olmadan ayağımızın altından toprak kayıyor. Bırakın toprak kaymasını dünya ve ahiret hayatımız kayıyor.

Değerli dostlar, Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde bu durumuzu ve bunun akıbeti ile ilgili bazı teşhislerde bulunmakta. Üzerinde olduğumuz yolun vahametini bizlere öğretmekte. “Ümmetimin üzerine bir zaman gelecek ki İslam’dan sadece isim kalacak.” Yani teslim olmak manasına gelen İslam adını alan Müslümanlar, maalesef İslam’ın emir ve yasaklarına teslim olmaktan çok ötede olacaklar. İmandan sadece resim, yani nasıl ki bir resim aslı gibi değil aslı gibi iş görmez, durağan ve durgun ise insanlardaki iman da böyle olacak; aslında elektrik gibi bir enerji iken maalesef aydınlatma işlevi görmeyecek, hayatlarının akışında etki ve tepkiye sebep olmayacak. Her şeylerini dünyevi kazanç ve kazanım üzerine bina edecekler. Kıbleleri kadınları, yani aşkla-şevkle iştiyakla yönelecekleri şey şehvetleri ve bunu tatmin edecekleri kadınlar ve hevesleri olacak.

Evet değerli dostlar, zaman başımızı iki elimizin arasına alıp yeniden hayatımızı gözden geçirme, nefis muhasebemizi yapma zamanıdır. Yeniden değer ve doğrularımızı gözden geçirme zamanı… Bizi biz eden kendi medeniyetimizin temel referanslarına dönme zamanı… Özellikle ümmet coğrafyasına dadanan barbar Batının bu coğrafyada yeniden kartları kardığı, bu bahane ile Afganistan, Irak, Suriye, Afrika vb. daha bir çok halkı Müslüman ülkelerde yeni yeni güngörmemiş oyunlar, entrikalar çevirdiği; nihayetinde Mevla’mızın Bakara suresi 205 ayet-i celilesindeوَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِى الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ فٖيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ  ‘O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.’

buyurduğu tabiatlarının gereği olarak bozgunculuğa soyunduğu günümüzde buna çok ihtiyacımız var. Kısaca Allah (c.c.) ile ilişkilerimizi yeniden gözden geçirme vaktidir. Kendi dünyamızı kurma, vakti özlenen, beklenen adaleti tesis etme, kendimizi ve nesilleri İslami erdemlerle İslamlaştırma yani üstad Bediüzzaman Hz. diliyle “İnsaniyeti kübra olan insanı yeniden inşa etme vaktidir.”

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER