CANLI YAYIN

Bir Şey Yapmak Değil Olması Gerekeni Yapmak Esastır

Bir Şey Yapmak Değil Olması Gerekeni Yapmak Esastır

Bir Şey Yapmak Değil Olması Gerekeni Yapmak Esastır

Efendimiz aleyhisselamın mütemadiyen dilinden düşürmediği bir duası var. Mealen “Yarabbi sen hakkı hak olarak görüp ona ittibayı (uymayı), batılı da batıl olarak görüp ondan içtinabı (kaçınmayı) bana nasip eyle!”. Aslında bu dua bir müminin de hayatını idame ettirirken kılavuz ve rehber edineceği bir hakikattir.

Türkiye gibi laik demokratik sistemlerde yaşayan Müslümanların düçar oldukları musibetlerden biri de dinleri ile ilgili, yaşadıkları veya yaşamak zorunda bırakıldıkları uygulamalardır. Şöyle bir varsayımdan yola çıkarsak: Bir doktorun yapacağı bir ameliyatta kasapların kendi meslekleri ile ilgili olan birtakım kuralları uygulaması kabul edilebilir bir durum mudur? Bir marangozdan ekmek istemek veya bir fırıncıdan inşaat malzemesi istemek ne kadar isabetli olabilir? Darbe süreçlerinde veya 28 Şubat gibi gayri meşru zeminlerde ehli olmayan bir takımlarının aldığı, gayrı meşru kuralları hele hele Allah merkezli dini saha ile ilgili alanlarda uygulamak ne kadar doğru olur? Bunların yanı sıra kişilik ve kimlik sorunu olan şahısların birtakım şahıs ve mercilere yaranmak için ve kraldan çok kralcı davranarak yaptıkları uygulamaların yanlışlığını, akıl ve sorumluluk sahibi birilerinin ne zaman dikkatini çekecek acaba? Devletin imkân ve olanaklarını kullanan ve bu imkânlardan dolayı da indallahta büyük mesuliyet sahibi bir kurum olan Diyanet İşleri ve müftülüklerimiz kendilerine sunulan imkânları ne zaman tahrif edilmeye çalışılan dini sahayı tashih etmek ve hak olanı ortaya koymak için kullanacak? Ferman dinlemez despot rejim uygulamalarını bir kamçı olarak milletin sırtından indirecek? Uzun zamandır aklımda olup paylaşmak istediğim bazı yanlışları kısaca anlatmak istiyorum. 

1-) Dinde ibadetler teabbudiyet (Yani Allah ve Resulü buyruğu) merkezli yapılır. İbadetlerdeki Hikmet (faydaları) boyutuna nazar edilemez. Ama bakıyoruz ki bir hanımın mahremi olmadan seferilik mesafesine tek başına çıkması caiz olmadığı halde, yok şimdi emniyet varmış, yok uçaklarla mesafeler kısaltılmış ve daha benzer birtakım mazeretler sunuluyor. Şunun altını bir daha çizelim, dini sahalardaki meselelerin hükümleri sahih dini kaynaklara dayandırılmak zorundadır. Yoksa modernitenin inşa ettiği sosyal düzenin referanslarına tabi olmak zorunda kalınır ki bunun gayr-i İslami olduğunu söylemek izahtan varestedir.

 2-) Kadınların erkeklerle aynı safta, arada herhangi bir engel olmaksızın namaza durmaları caiz değildir. Amerika’da Amine Wadud isminde bir din tahrifçisi kadının başlatıp sonra da 28 Şubatlarda dinle alakası olmayan solcular tarafından İstanbul Üsküdar’da uygulanan ve Erzurum’da bile Ulu camiinde bir iki rastladığımız şey. Bunun 4 mezhebin hiçbirinde de yeri olmamasına rağmen bu işlerde sorumluluğu olanlar, amirlerinden çekinirken acaba Allah’ın huzuruna duracağımız günü düşünmezler mi?

3-) Özellikle Cuma günleri iç ezanda ve bazen normal vakit ezanlarda da gözlemlediğimiz düet olayı. Eskiden şarkılarda, türkülerde olurdu. Nerden çıkardılar ise namazlardaki tesbihat ilanlarında ve ezan okumalarında iki müezzinle bu dualar ve ezanlar düetle okunmakta. Allah aşkına bu dinin hangi kaynağında var? Bu milletin ibadetiyle oynamak olmaz mı? 

4 ) Cuma günleri imam efendiler hutbede iken dua eder ve millete sesli âmin dedirtirler. Elbetteki imamın duası sünnettir. Fakat bunu cemaate âmin dedirterek yapmak ne kadar doğru? Hanefi mezhebinin muteber fıkıh kitaplarından İbni Abidin’de “Cuma günü hutbede imam dua ederken sesli âmin demenin en az zararı cumanın sevabını giderir” diye buyurulur. O kadar ehil hocalarımızla dolu olan müftülüklerimiz veya müftülerimiz buna ne zaman son verecekler acaba? Denilebilir ki aman efendim diğer mezheplerde buna fetva var. Evet, var ama o zaman ekserisi Hanefi mezhebinin fıkhı ile amel eden bir toplulukta bizi başka bir mezhebin fıkhını uygulamaya sevk eden sebep ve maslahat ne ola. Bu âmin dedirtmekte başka bir boyut daha var. Bu hususu ifade etmeden önce genel İslami bir ilkeyi ifade edeyim. İslam hukukunda Ehl-i Sünnet ulemaya göre harama veya küfre dua, kişiyi dinden eder. Hutbede imamlarımızın dua edip millete âmin dedirttikleri kelimelerde hiç olmazsa seçici davranamazlar mı? Ve de milleti tehlikeli bir sahaya sürüklemeseler olmaz mı? Mesela dua edilirken devlet ve milletimize diye ifade ediliyor. Burada yanlış anlaşılmalara yol vermemek için parantez içinde vatanperver bir kişi olduğumun altını da çizeyim. Ama devlet kelimesinin lügatteki manasına bir baktığımızda; Devlet toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet ve milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık (yani kurumlar), bu tüzel kişiliğin Yönetim organları anlamına geldiğini görüyoruz. Şimdi bir kişi laik ve demokratik bir düzende olduğu için bu düzenin kurduğu, şer’an meşru olmayan birtakım kuruluşların varlılarına katlanmak zorunda olması ayrı bir şey, bu düzenin gayrimeşru kurumlarını meşru addetmesi ayrı bir şey. Bugün devletimizin kurumları içinde umumhaneler var mı? Var. Kumarhaneler var mı? Var. Faiz kurumları var mı? Var. Bir üst çatı olan devlete dua ettin mi, bu kurumlara da dua etmiş olur musun? Olursun. Bu kurumlara dua ettin mi bunun sonucu nereye çıkar?  Bu ve benzer vahim sıkıntılardan dönülmesi bir zaruret değil de nedir?  Efendimizden alındığı gibi bu dinin millete ulaştırılması görevini ihya etmesi gereken kurumlarımız, bu ve bunlara benzer arızalara ne zaman dur diyecek? Hele hele bugünkü gibi uygun şartlarda değil de ne zaman?  Bu yanlışlıklarda ısrar bir vebal değil mi? Yarın Allah teala huzurunda mazeretimiz olur mu?

Hakkı hak görüp ona ittiba eden ve batılı batıl görüp ondan ictinâb edenlerden olmak ümidi ile selam ve dua ile.

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER