CANLI YAYIN

Asıl Mesele Fırtınalı Havada Uyumasını Bilmek Ve Ona Hazır Olmak

Asıl Mesele Fırtınalı Havada Uyumasını Bilmek Ve Ona Hazır Olmak

Zamanın birinde, bir adamın yüksek bir yerde bir çiftliği varmış. Ama bu çiftliğin bulunduğu yer çokça fırtınalı ve mekânın da biraz tenha olması hasebiyle adama çokça mevsimlik işçi lazım olduğu halde pek de işçi bulamaz. Yine böyle bir dönemde cılız, kısa boylu bir adama rastlar. Adam işsizdir ve iş aramaktadır. ‘Beni işe alır mısın?’ diye çiftlik sahibine sorar adam. Her ne kadar çiftlik sahibi ilk önce ‘Bu cılız adama üfürsem bu yere düşer, bunu ne yapayım?’ diye düşünse de adamsızlıktan dolayı tutar dilini ve ‘bari çiftçilikten anlar mısın?’ der. Zayıf adam da “Estağfurullah efendim, ama fırtınalı havada uyumasını bilirim.” der. Çiftlik sahibi adamı işe isteksiz de olsa mecburen alır; gel zaman, git zaman eleman işlerini yapa durur.

Bir gece yarısı çiftlik sahibi rüzgârın ve şimşeklerin sesi ile uykudan uyanır, hemen kazmayı küreği ve kovayı kaptığı gibi elemanın kulübesine koşar; bir iki kapıyı çalar, bakar uyanan yok. İçeri girer ve elemanı dürterek ‘Kalk, fırtına çıktı, seralara ve hayvanlara bakalım!’ der. Eleman da tek gözünü hafiften açarak ‘Efendim ben ilk gün size fırtınalı havada uyumasını bilirim dedim ya’ der. Adam buna hepten kızar ve ‘sabah olunca ben sana gösteririm!’ diyerek kulübenin kapısını çarparak çıkar. Seraların başına gelince bakar ki seraların üstü ve etrafları fırtınadan zarar görmeyecek şekilde korunaklı yapılmış; hemen bir koşu ahıra gider, bakar ki hayvanların hepsi sağlam bir şekilde bağlanmış, kümeslere bakar tavuklar sağlam yerinde duruyor. Durumu böyle görünce, bir yandan hayret eder ve diğer bir yandan da elemanın fırtınalı havada uyumasını bilirim sözünün anlamını iyi kavrar.

Değerli dostlar, kâinatı sonsuz güzelliklerle bezenmiş bir sanat eseri olarak yaratan ve her zerreye mündemiç olan özellik ve güzelliği ile yaratan ve insanı da bu kâinatın merkezine oturtan rabb-i rahim de bizlere bir fırtınadan bahseder. Bakıyoruz;

 1. Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, arkadaşından, eşinden ve evlatlarından kaçacağı gün (Abese 34-35-36),  

 2. Ey insanlar! Rabbinizden sakının, ne anne babanın çocuğuna ne de çocuğun anne babasına fayda sağlayamayacağı bir günden korkun (Lokman 33). 

 3. Zalimlere (Allah’ın koyduğu ölçülere riayet etmeyenlere) mazeretlerinin fayda vermeyeceği gün (Ğafir 52),                                                                     

 4. O gün hileleri onlara hiçbir fayda sağlamaz ve onlar yardım da olunmazlar (Tur 46), 

 5.  Onlar o günde (dünyada yaptıkları yanlışlarının karşılığı olarak görecekleri azaba mukabil) fidye vermek isteyecekler ama bu onlardan kabul edilmeyecek (Hadid15). 

 6. Bugün de biz onların ağızlarını mühürleriz, yaptıklarını elleri konuşarak söyler ve kendi ayakları ona şahitlik yapar buyurur (Yasin 65).

7. Kendileri ellerine ‘neden konuşuyorsun?’ diye sorar; elleri ‘Her şeyi konuşturan Allah (c.c.) beni konuşturuyor’ der (Fussilet 21). 

8. O gün onlara ‘cehennemin azabını tadın!’ denilir (Kamer 48).

Bu ayet-i kerimelerin benzeri daha birçok uyarı ve tehditlerle Mevlam biz kullara fırtınalı günün durumunu haber verip ve bizleri uyarıyor. Sorduğumuzda ‘Allah’ım neden bu hayat? Ve neden bu düzen ve bize sormadan neden bizi hayatın merkezine aldın?’ Rabb-i rahim cevaben “Elbette kesinlikle sizden (hak yolda) mücadele edenlerle, bu yolda sabredenleri ortaya çıkarmak için, sizi imtihan edeceğim.” Elbette biz sizi mallarınız ve canlarınızla imtihan edeceğiz. Ve benzeri sayısız ikaz ve uyarı ile yaşadığımız hayatta bir oyun ve sınavda olduğumuzu bizlere hatırlatır. Yine cenab-ı hak feyyaz-ı mutlak Hazretleri, o fırtınalı gün geldiğinde o güne hazırlıklı olanlardan bahseder. “Şüphesiz ki iman edip salih amel (Allah’ın rızasına uygun etki-tepki) işleyenler içinde bitmez tükenmez bir mükâfat vardır.” O en büyük korku (mahşer günü) iman edenleri üzmez. Ayrıca rabb-i rahim bu dünyada o fırtınanın kopacağı günü umursamayan ve ona göre hazırlıklı olup yaşamayanların durumunu da bizlere haber vermektedir. 

9. O kafirler için cehennem azabı vardır ve onlar için (dileseler bile) bir daha ölüp kurtulma da yoktur (Muhammed 31).  

10. Muhakkak ki haddi aşanlar (Allah’ın koyduğu haddi, hududu, ölçüleri kaçıran, hayatlarında Allah’ı karar merkezi yapmayan) için en şerli varılacak yer vardır (Sad 35).

Ve daha nice ayeti kerimeler bize hazırlıklı olmayan ve Allah (c.c.) ve ahireti gündemine alarak yaşamayanların felaketinden haber vermekte değerli dostlar.

İki kafadar arkadaş varmış; biri biraz kafadan eksik… Kafadan eksik olan ‘ben bir su içeyim’ deyince diğeri ‘bari gidince benim yerime de bir bardak iç’ der, buna kızan yarım akıllı arkadaş suratını asarak suya gider ama gelince gülerek gelir; arkadaşı ona ‘hayırdır, niye gülüyorsun?’ diye sorunca, o da ‘Oh olsun! Kendi yerime temiz sudan senin yerine de pis sudan içtim.’ der. Bu hikâyede anlatılmak istendiği üzere, bu üç günlük fani dünyada kim her ne ediyorsa, evinde evin hanımına haksızlık eden adam da, kocasının haklarına riayet etmeyen hanım da; işyerinde işçisinin alın terini gözetmeyen patron da, işverenin işine ve malına karşı hassas olmayan işçi de, dairesinde ammenin hizmetini yaparken aksatan ve haksızlık yapan memur da ona göz yuman amir de... Kürsüden haktan, adaletten bahsedip aldığı maaşını hak etme noktasında gevşek davranan hoca da aslında her ne yapıyorsa sadece kendine yapmakta. Bu yaptıkları görünüşte kazanım veya kayıp görünse bile aslında bir imtihan olan bu dünyada yaptığı sadece kulluk sınavının cevap anahtarını işaretlemek olduğu unutulmamalı. Mesele fırtınalı havada uyumasını bilenlerden olmak olduğunu göre, fırtınalı havada uyuyabilenlerden olmak umuduyla…

 Selam ve dua ile…

 

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER