CANLI YAYIN

Ah Suriye’m!

Ah Suriye’m!

Ah Suriye’m! Kaç yılı aştı Suriye’nin felakete sürüklenmesi… Aradan geçen bunca yıla rağmen maalesef insanlığın her geçen gün biraz daha öldüğünü gözlemlemekteyiz Suriye’de… Bir tarafta kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışa dursun insanlar… Neden başkaldırdılar, başkaldırmasaydılar böyle olur muydu, olmaz mıydı? vb. mugalatalar… Milyonlarca insanın muhacir olmak zorunda kaldığı bir yerden bahsediyoruz. Dahası Rafızilerin batıl mezheplerini din addederek, Ehl-i Sünnet’in yaşadığı toprakların doğal demografik yapısını tamamen yok ettikleri bir yerden… İşte bin yıldan fazladır Ehl-i Sünnet olan Haleb’in durumu ortada; savunmasız milyonlarca insanın, kadın, çocuk, yaşlı denmeden kıyımdan geçirilerek yerlerinden-yurtlarından zorla koparıldığı Haleb’de, zafer naraları atanlar Haçlı-Siyonistler değil, Rafızilerdi! Her yıl sözde Vahdet toplantılarına milyonlarca dolar harcayan İran’ın mezhepçi olmayan politikaları (!) bunlar. Şu anda yine buna benzer bir başka dramın, Doğu Ğuta’ta 200 binden fazla insanın açlıkla, soğukla ve bunlara rağmen teslim olmazlarsa üzerlerine yağan varil bombalarıyla yerlerinden edilmesine şahit oluyoruz. O da eğer hala hayatta kalabilmeyi başarabilmişlerse tabi!

ABD ve Avrupa ülkeleri ile İran canavarı ve Rus domuzu Esad’la mı, Esad’sız mı devam etsin tartışmalarını yapa dursun. Önemli olan biz Müslümanların hali. Bize gelecek olursak, bir kısmımıza Suriye hatırlatıldığında, “Efendim elimden bir şey gelmez, arabamın taksitleri, evimin taksitleri, oğlumun-kızımın okul masraflarını yetiştiremiyorum…” mazeretlerinin arkasına saklanarak yaşanan vahşeti görmezden geliyoruz. Sanki sadece kendimizin yaşamaya hakkı var ve başkalarının hayatından da sorumlu değilmişizcesine... Hele ki bu ‘başkaları’ Allah tealanın bize ‘kardeş’ kıldıkları ise!  

Hani müminin mümin üzerindeki hakları bilinci? Hani oğlumuza, kızımıza, eşimize, annemize, babamıza karşı sorumlu olduğumuz gibi, diğer tüm mümin kardeşlerimize karşı da, hatta yaşadığımız hayata, çevremize ve mümin olmayan insanlara karşı da sorumluyduk? Halbuki imanımız, inanç esaslarımız bize bunu deklere ediyordu. Bu sorumluluk bilinci bizlere ekranlarımızın başında vahşet görüntülerini seyredip beddua etmekle yetinmekle mi yerine gelecekti.  Gözlerimizin önünde bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Bir millet yok ediliyor. İnsanlar donarak, açlıktan ölüyor ve insanlarla beraber insanlık da donuyor, ölüyor; namuslar iğfal ediliyor ve bununla beraber naif insanlığımız da iğfal ediliyor. Bizlerin yaşam damarımız sadece yeme, içme, uyuma ve cinsel ihtiyaçlarını görme merkezli mi olmalıydı? Hani bizleri ormandakilerden farklı kılan değerlerimiz, erdemlerimiz? Bu değerlerden yoksun bu dünyada böyle bir hayat nasıl yaşanılabilir?  Bunlarsız yaşanılmış olunur mu? 

Ah Suriye’m! Abdullah kardeşim anlatıyor; ‘Halep’te yaşlı, felçli bir dede ve onun iki tane oğlu bir de kızı vardı. Oğulları savaşın başlaması ile beraber bizler buradan gidelim’ derler; ama babaları felçlidir nereye, neyle ve nasıl gidilsin. Kardeşler ‘mutlaka gitmeliyiz’ diye ısrar edince bacıları ‘hayır, ben sizinle gelemem, bizlere bir ömür boyu bakan, yemeyip yediren, içmeyip içiren dedeme bakacağım burada, siz gidin!’ der. Neticede bir tercih yapacaktır kardeşler. Ve sonunda gitmeye karar verirler. Geride felçli bir dede ile ona bakmaktan başka emeli olmayan genç bir kız… Savaş olanca acımasızlığı ile devam ederken bir gün Esad’ın askerlerinden 18 kişilik bir grup mahallelerine gelirler. Zorla kapıyı kırar ve içeriye girerler. İçeride dedesine sarılmış korkudan rengi benzi solmuş genç bir kız ile felçli dedesi vardır. Her akıl vicdan sahibi insanın anlayacağı üzere bunların savaşçı olması veya savaşmaları mümkün değildir. Bunun kısa bir sorgu ile de açığa çıkması mümkünse de gelenler sözde insanlıktan dem vuran, cani, zavallı Esad’ın ruhdaşları olunca durum maalesef başka mecralara kayıveriyor. Dedesinin gözlerinin önünde genç kıza 18 vahşi haysiyet, namus ve vicdan fukarası caniler tecavüz ederler ve orada dede kahrından ölür. Genç kız da bir ara ellerinden kurtulur ve banyoya gider. Üzerine sobayı yakmak için barındırdıkları gazı döker ve kendini yakar şehit olur!

Bu elim vahşeti neden mi yazdım? Evet değerli dostlar, bizler 6 asır boyunca, değil sadece kendi insanına, tüm dünya insanlığına öncülük etmiş, koruyuculuk etmiş necip bir ecdadın evlatlarıyız. Bu insanlar bundan bir asır önce bizim yurttaşlarımız, kardeşlerimizdi. Haçlı Batılıların ecdadın vatan toprakları üzerinde oynadıkları bir oyunun sonucu olarak ayrı ülkelere böldüler ve bizi birbirimizden kopardılar.

Bütün fıkıh kaynaklarımızda geçer “dünyanın bir ucunda Müslüman bir hanımefendi esir edilse eğer oradaki Müslümanlar o hanımefendiyi kurtarmaya güçleri yetmiyorsa dünyanın diğer yanındaki tüm Müslümanlara o hanımı kurtarmak için seferber olmaları farzdır!” Namaz gibi, oruç gibi, vatan istila edildiğinde gencine, yaşlısına, kadınına, erkeğine cihad farz olduğu gibi!

Şimdi Kur’an’ın dili ile hani bizler kardeştik. Efendimizin dili ile hani bizler bir bedeni oluşturan uzuvlar mesabesinde idik, bir organ acıdı mı, sızı çekti mi diğer tüm organlar bundan nasibini alırdı. Hani o el uzatılan bacı bizim bacımız, anamız ve namusumuz idi ki, din bunun böyle olduğunu deklere eder. Evet, hani nerede bunu böyle gören aslanlar, cengâverler, Fatih’in, Yavuz’un torunları. Evet, neredeyiz kardeşler… Yoksa hala nemelazımcılık yalanlarının arkasına mı saklanıyoruz? Zalim Batının bize anlattıkları yalanlarına aldanarak kardeşlerimizi terörist mi görüyoruz? Onlara da bu oh oldu, yerlerinde dursaydılar mı diyoruz. Vahlar bize! Vahlar bize! Vahlar bize!

Bu ne zillettir ki aslan yavrusu olan bizler, başlarımıza geçirilmiş tilki kürklerine aldanarak kendimizi tilki zannediyoruz. Gâvurların dili ve anlattıkları ile kardeşlerimizi itham ediyoruz. Merhum milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dizeleri ile,

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;

Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık.

Heyhat ki ne heyhat!. Şimdi haberlerde kardeşlerimizin dramını, onlarla beraber insanlığın yok oluşunu seyrediyoruz. Hergün yeni bir vahşet haberi; 100 ölü, 200 ölü, 10 kişi soğuktan dondu, 15 bebek soğuktan dondu, 10 kişi açlıktan öldü vs. …  Nereye bu gidiş Allah aşkına?! Nerede kaldı insanlığımız?! Fazladan harcadıklarımızdan bir miktar ayıramaz mıyız? Bir sigara parası ile bir günlük bir parça ekmek uzatamaz mıyız? Bir tane battaniye ile sıcak kardeşlik elimizi uzatamaz mıyız?

İlimsiz

DİĞER MAKALELER