CANLI YAYIN

Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler IV

Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler IV

Zaferinin 103. Yıldönümünde Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler IV 

Çanakkale harbinde yaralanmış emekli bir subayın hatıratına bir bakalım: “Bir gün cephe gerisinde cephedeki kahramanları seyrediyordum. Bir ara, arkamda bir ayak sesi işittim. Ardıma dönünce baktım ki Ali çavuş. Bana kolunu gösteriyor. Sol kolu bileğin üstünden adeta kopmuş. Sadece bir et parçası tutmakta idi. Adeta ashap ruhlu bu kahraman, ashabın dediği gibi; bu et parçası mı beni şehadetten alıkoyacak, bu mu? Küffara karşı, döne döne nasıl savaşılır göstermeme mâni olacak! Diğer elindeki çakıyı uzatarak kumandanım şunu bir koparıver de geri kalmayayım” diyordu. İşte Çanakkale’yi geçilmez kılan ruh ve şifre. Her halleri, Allah ile beraber olmaktı onların. Onun için dua eden dillerine cenab-ı hak icabet etti. İmdat dediklerinde medet eden bir Nebi-i Zişan’ı buldular. 

Çanakkale müstahkem mevkii kumandanı, Miralay Cevat Paşa yorgunluktan bir ara uyuklar. Ve rüyasında “Siz ilay-ı kelimetullah için savaşırsınız, Allah’ın nusreti sizinledir.” diye bir nida duyar. Ve sahil tarafında gökyüzünde vav ve kaf harfleri gösterilir kendisine. Sabah uyanık iken benzer sesi tekrar duyar. Anlam veremez. Bu düşüncelerle dalgın iken, nur yüzlü biri belirir ve komutana. “Bir derdin mi var?” diye sorar. Komutan anlatmaya başlar: “Ben havada vav ve kaf harflerini gördüm bunu anlayamadım” der. O da komutana tercüme eder: “Ebcet hesabında karşılığı 26’dır, 26 mayını sana gösterildiği gibi döşe!” der. Emir verir ve gece Yüzbaşı Hakkı Bey mayınları döşer, dönerken o kadar kritik ve sıkıntılıdır ki heyecandan kalp krizi ile şehit olur. Ve zafere götüren Nusret yetişmiştir. Bu Nusret’i düşman ordu komutanları bile itiraf etmekteler. İngiliz tarihçi Hamilton, ‘bizi Türklerin maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etti. Biz gökten inen güçlerle savaştık.’ diye itirafta bulunur. 

İngiliz harbiye nazırı Churchill savaş başlamadan, ‘Ben şu askeri kıyafetimle Türklerin payitahtına oturacağım.’ hezeyanlarını savururken, hezimetin sonunda mahkeme edilince, savunmasında ‘Anlamıyor musunuz, biz Türklerle değil onların Allahları ile savaştık!’ itirafında bulunmak zorunda kalır. Manzara sanki Bedir... Allah’ın gizli orduları devrede… Sanki sadece zaman değişmiş... İşte Çanakkale’yi geçilmez kılan şifre burada.  

Kumandan Vahit Paşanın tabur imamı anlatıyor: Yarın Ramazan bayram günüdür. Asker, bayram namazını beraber kılmak ister. Fakat bu durum, düşman için ele geçmez bir fırsat olur. Vahit paşa bana askeri bundan vazgeçirmem için talimat verdi. Tabur imamı olarak huzurdan çıkınca yolda nur yüzlü bir dede bana neden düşünceli olduğumu sordu, durumu anlatınca bana ‘sakın kimseye bir şey deme, yarın ola hayır ola!’ dedi. Sabah olunca, gökten bir bulutun indiğini gördük. Muhammed’in (s.a.s.) ordusu bayram namazını içinde kıldı ve bu arada askerin getirdiği tekbir sesleri İngiliz ordusunu karıştırdı ve İngiliz ordusunda ‘Osmanlı’ya yardıma gidiyorsunuz’ diye kandırılarak getirilen Hintli Müslüman askerlerin isyanı çıktı. İşte Çanakkale’yi geçilmez kılan bir şifre, işte nusret-i ilahi! Bulutun küffarı yutması bir nusret-i ilahi idi.  

İngiliz Hamilton’un kumandasındaki askerler, haftalardır bir netice alamamanın sancısı içinde idiler. Fakat Kraliyet Norfolk alayından bir grup asker, zayıf bir mukavemetin neticesinde azmak deresinden geçerler. Karşılarına küçük bir tepecik çıkar. Bu tepenin üstünde siyah bir bulut durmaktadır. Buraya çıkan ve bulutun içine girenleri görenlere göre 267 İngiliz askerinden bir tane bile bu buluttan çıkamaz. İşte şifre! Bu ordu, fahr-i kâinat efendimizi (s.a.s.) görmeden sahabeleşmişti. Ağır yaralı Ahmet’e bir parça kuru ekmek verilir. Tam ağzına götüreceği anda, durur ve görevliye ‘Kardeşim benim durumum ağır. Ben rabbime kavuşmaya yakınım. Sen bu ekmeği savaşan kardeşlerime ver.’ der. Ve kısa bir zaman sonra şehadete kavuşur. İşte, bu sahabe ruhudur şifre! İşte savaşta su diyen kardeşini nefsine tercih eden sahabenin ruhu.  İşte Çanakkale’yi geçilmez kılan ruh.  

Diğer bir şifre buyurun: Yarbay Hasan Bey askerleri ile beraber cepheden cepheye koşar. Bir ara susuzluktan kırılacak kadar sıkıntıya düşerler. Ne yapalım derken, çare olarak bulundukları yere yakın Çanakkale Altıtepe köyüne uğrarlar. Köyün ortasındaki çeşmenin başında bir uyuz köpek su içmektedir. Herkes kovarken, komutan kucağına alır su içirir ve adını Canberk koyar. Susuzluklarını giderdikten sonra, cepheye dönerler. Yarbay cephede uzakta debelenen bir Fransız askerine yardıma gider, yaralı numarası yapan hain Fransız askeri, sakladığı hançeri yardımına gelen Yarbay Hasan Beyin göğsüne kalleşçe saplar. Bunu gören asker toplanır. Bir feryat ‘paşam, paşam!’ derken biraz sonra alay imamı la havle telkin eder. Bir ara Yarbay Hasan bey ‘beni kaldırın’ der ve uzaklara bakarak ‘Ya Resulallah, siz neden geldiniz, ben gelirdim’ der ve biraz sonra komutan Yarbay Hasan Bey ruhunu teslim eder ve şehadet şerbetini içer. Makberi kazılır, bu esnada Canberk cesedinin yanından ayrılmaz, ulur durur, adeta o da feryat etmektedir. Kabir hazır olunca naaşı koyacaklar ki bakıyorlar biraz öncesine kadar uluyan Canberk de ölmüş. İşte Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) imdadı olan şifre bu! Şimdi bunca hakikatlerin ışığında şunu ifade etmek isterim ki, bugün de bunalan ruhlarımıza nefes aldıracaksak, ülkemizin ve milletimizin ve ümmet-i Muhammed’in üzerinde oynanmak istenen oyunları bozacak ve yeniden bir gün yüzü görmelerini sağlayacaksak, bu şifreleri anlama ve hayatımıza gereğini yansıtmaya mecburuz.  

Selam ve dua ile. 

  

  

İlimsiz

DİĞER MAKALELER