CANLI YAYIN

Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler III

Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler III

Zaferinin 103. Yıldönümünde Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler III 

O günün bu fotoğrafından sonra Çanakkale’ye dönersek, Çanakkale Savaşı’nı diğer savaşlardan ayıran en önemli/belirgin özelliklerinden biri de özellikle ilmiye sınıfının en çok katıldığı savaş olmasıdır. Hocalar, şeyhler, talebeler el birliği ile cephelerde şehadet şerbetine koşuyorlardı. Şimdi bugün, hani o ilim ehli? Vatan, millet, din, diyanet uğruna candan geçecek, koltuğunu terk edecek!..  

Küfrün donanmaları metrekareye 600 mermi düşecek şekilde günde 1800 top mermisi ile Boğaz’ı dövmeye başlamış. Bunun karşısında bizde ise sadece 370 top var. Bu açığı kapatmak için ecdat; siperlere soba boruları döşemişlerdi. Neden? Bir düşün bakalım neden? Sana bir din, vatan bırakacak da ondan. Cephede durum böyleyken, Avrupa’da kiliseler, sokaklar zafere hazırlanıyordu. O kadar kendilerinden eminlerdi ki savaş bitmeden bayram havasına girdiler. Tam zafer beklerken bir anda matem havasına girdiler. Çünkü onlara göre Osmanlı’nın, yani İslam’ın sonunu getiriyorlardı. Bu hezimeti beklemiyorlardı! İçimizdeki hainler sebebiyle Avrupa’da ve cephede durum böyleydi. Bu vahamete rağmen halkın, yani bu zaferin sebepler düzeyindeki mimarları olan ecdat evlatlarının, ruh haletine, Nusret-i ilahiyi celp eden imani durumuna, bir de Muhammed Mustafa’yı cephelere celp eden iman ve dualı dil sahiplerine bakmak gerek. O günkü Muhammedi ordunun niyet ve durumu ise küffarın niyeti ve amaçlarını çok iyi bellemiş, ilay-ı kelimetullahı işin merkezine oturtmuşlardı. Bu hakikati ehl-i küfrün dilinde bile görmek mümkündü. Evet, Çanakkale’yi o gün geçilmez kılan şifre işte bu ruhtu.  

Çanakkale’ye hazırlanırken, zaferin ruhunun şifrelerini içinde barındıran şu ifadelere bir bakalım. Müstahkem cephe komutanı Cevat paşadan dinliyoruz; Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey anlatıyor. 1915 Ocak-Şubat ayları. Askerin teçhizatı çok az. Askerlerine hitap ediyor: “Evlatlarım bizler bugüne dek birçok savaşa girdik. Kiminde yendik, kiminde yenildik. Fakat öyle bir savaş kapımızda ki, yenilme hakkımız yok! Çünkü yenilirsek İstanbul gider, hilafet gider, Kur’an gider, İslam gider!” İşte o mücadele bunlar uğruna yapıldı. Komutan devam ediyor “Evlatlarım, peki biz bu savaşı ne ile kazanacağız? Her şeyimiz eksik, fakat pes edemeyiz. Ne yapacağız, bunun bir yolu var mı? Elbet var. Bedir'de Efendimiz (s.a.s.), 350 kişi ile 1500 kişilik müşrik ordusunu nasıl yendi ise, biz de bununla kazanacağız! Bu noktadaki mesele, biz sahabe gibi olursak kesin kazanırız biiznillah. Kardeşlerim küffarın nasıl ve neden geldiği belli. Bizim durumumuz da ortada, peki biz bu küffara karşı nasıl koyacağız? Elbette ki imanımızla. Şarapnellere göğsümüzü siper edeceğiz.” diyerek askerlerini hazırladı. Devamında Cevat Paşa, Sahabe gibi nusret-i ilahiye mazhar olmaları için “Bugünden sonra namazlar vaktinde kılınacak, abdestsiz durulmayacak, mermi sürülürken besmele ile sürülecek, sadece Allah için savaşılacak” demiştir. Onlar işte böyle hazırlandılar.  

Şimdi Çanakkale’nin geçilmez olduğunu 7 düvele öğreten şifrelere bir bakalım. Tarih 1915 mevsim sonbahar. Trenlerle cepheye asker sevkiyatı yapılmakta. Komutan Abdulkadir Bey tren kalkmak üzereyken sanki titrek gözlerle trende birini arar gibi, dışarda bakınan bir anayı görür. Anaya neyi beklediğini sorar. Ana “Oğlum Hüseyin’i selamlamaya geldim” der. Komutan “Hangi Hüseyin” ana der. Ana “Bilecik’in Söğütlü kazasından Mehmet oğlu Hüseyin” der. Komutan bulur ve Hüseyin gelir. Anamın yongasına son nasihatine bir bakın: “Yavrum bak, dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, abilerin Çanakkale’de şehit düştüler. Bak oğlum son yongam minarelerden ezanlar susacak. Minberlerden Kur’an inecekse dönersen sütüm sana haram olsun! Haydi, Allah yar ve yardımcın olsun!” Konuşmalara şahit olan Komutan Abdulkadir Bey, “Ne diyorsun ana sizin evde başka erkek kalmadı mı?” deyince, ana “Kumandan evladım, bizim köyün mezarına tam 50 seneden beri tek bir erkek defnedilmedi. Biz yemin ettik. Küffar vatan sathından def edilip ümmetin haremi, namusu, dini, hilafeti kurtulmadıkça bize yuva yok. Mücadele edeceğiz diye aht ettik!” der.  

Efendimizin (s.a.s.) Sahabelerinden Hz. Rumeysa’nın oğullarını sofralarda yetiştirdiği gibi Fatma analar da evlatlarını yetiştirdiler de Çanakkale geçilmez oldu o gün. Şimdi sıra bizde.  

Çanakkale’de bir komutan, anasına gönderdiği mektubunda dua ediyor. ‘Rabbim şu kahraman askerlerin yegâne dilekleri yüce adını şu küffara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle.’ Bakıyoruz bu duayı Efendimizin (s.a.s.) dilinde, Bedir’de savaştan önce otağına çekildiğinde görmekteyiz. İşte Çanakkale’yi geçilmez kılan şifre. Yalnızca Allah için olma hasbiliği. Peki, bugün hizmetlerimizde, eğitimlerimizde, çalışmalarımızda ve tüm yaptıklarımızda biz ne durumdayız?  

Bu sorunun cevabına yarın bakalım inşallah, 

 Selam ve dua ile… 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER