CANLI YAYIN

Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler II

Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler II

Zaferinin 103. Yıldönümünde Çanakkale’yi Geçilmez Kılan Şifreler II 

Konumuzda bir bütünlük olması açısından o günkü fotoğrafa bir bakalım: Çanakkale zaferinin sebep sonuç ilişkisinin akışındaki tarihsel bilgileri tarihçilerimize ve arşivlerimiz havale ederek; biz bir çöküşten koca bir zaferi, bir yıkılıştan adeta sıfırdan bir dirilişi ve Çanakkale’yi geçilmez kılan ruhu, niceliksel ve tarihsel anlatımların arkasında gizli kalan kilit noktalara ve şifrelere değineceğiz. Çanakkale savaşını, zahiri görülen sebepleri bağlamında, diğer savaşlardan ayıran en temel özelliği nedir diye sorguladığımızda görünen hakikat şudur: çağdaş haçlılarla Müslümanlar arasında cereyan eden bir DİN SAVAŞI olmasıdır. Tıpkı bugün de oynanan oyun ve entrikaların arkasında yatan sebep, söylenmese de, ümmete lokomotif olmaya aday olan Türkiye’nin İslami referanslarının olması gibi. Din savaşı dedik, zira asrın en modern donanımı ve 300 binden fazla bir orduyla İttifak Orduları'nı Çanakkale boğazına yığan İngiliz, Fransız ve İtalyanların, dönemin gazete ve mecmualarında kullandıkları ifadeler bu iddiayı çok açık bir şekilde ispatlamaktadır. O günkü bir İngiliz gazetesinin manşetinde ‘Ayasofya tapınağı Hristiyan aleminin eline geçecek ve İstanbul’a muzaffer olarak gireceğimiz günler ziyade şan ve şerefli olacaktır.’ denmektedir. Diğer bir mecmuada ‘bu savaş ihtimal ki Hristiyanlık aleminin Osmanlı ile yapacağı son haçlı seferidir.’ diye yazılmakta idi. Başka bir bölümde ise ‘Viyana kapılarına kadar uzanmış olan eski Osmanlı İmparatorluğu’nun her bir köşesine kemikleri dağılmış olan şövalyelerin intikamı alınacaktır.’ diye yazmakta ve milletlerine bunu aşılamakta idiler. 

O günkü İngiltere bakanlarından Churchill yenilgilerinin sebebini anlatırken eline Kur’an-ı Kerim’i almış ‘Türklerin elinden bu Kur’an’ı almazsak, onları yenemeyiz!’ diyordu. Yakın bir tarihte anzaklardan bir bakan, şafak ayini için geldiği Türkiye’mizde ecdatlarının bu savaşı neden yaptığını itiraf edercesine, “eğer ecdadımız bugünkü Türkiye’yi görseydi buralara kadar gelip savaşmazdı“ diyordu! Papa John Paull daha 1990’larda, ‘Türkiye, bir İncil ülkesi idi ve İncil ülkesi olmaya devam edecektir’, demişti. Neden acaba? Bunu iyi irdelemek lazım. Bunu anlamadan Çanakkale anlaşılmaz. İngiliz general lan Hamilton 27 Haziran 1915’te “biz bu kayalıklarda hançerimizi Osmanlının kalbine sapladık. Bir metre dahi ilerleyemezsek, halifenin canı alınıncaya kadar, kanı bu kaba akıtılıncaya kadar durmayacağız.” diyordu.  

Peki, nedendi bu kin? Çünkü bu haçlı devletlerin, Afrika ülkelerinin yer altı ve yer üstü sayısız madenleri olan, Libya, Mısır, Moritanya vb. daha birçok ülkede sömürge düzenleri vardı. Bu ülkelerin halkları Müslümandır. Müslümanlar ise halife-i müslimine aşırı bağlıdırlar. Bir tesbihin taneleri nasıl imameye bağlı ise onlar da halifeye bağlıdırlar. Diyorlardı ki ‘Eğer biz halifeyi ortadan kaldırmazsak Müslümanlar halifenin bir emriyle bize isyan eder ve bu ülkelerdeki sömürülerimiz sona erer.’. Yine bir diğer İngiliz general Allenby’in Çanakkale’den kısa bir zaman sonra, Kudüs-ü Şerif’i işgal ettiğinde, Selahaddin-i Eyyubi’nin türbesinin başında yaptığı konuşmada “Haçlı ordularının intikamı alınmıştır” ifadesi bu savaşın bir hak ve batıl savaşı olduğunun göstergesidir. 

Şimdi Bir De Bizi Çanakkale’ye Götüren Sürece Bir Bakalım 

Çanakkale’ye giderken hasta adam dedikleri Osmanlıyı iman, hikmet ve ferasetle 32 yıl idare eden, ulu hakan Abdülhamit hanı, küfür ve batı topluluklarının hayasız, arsız, iffetsiz kimi bilinçli kimi bilinçsiz (İttihat ve Terakki ile, Enver, Talat ve Cemal paşalar eliyle) hayalperestlerin oyunları ile tahttan indirdiler. Çanakkale’nin düşeceğine bir ara kanaat getiren bu paşalar, o gün Dolmabahçe sarayında tutulan ulu hakanı oradan Anadolu’ya götürme teklifini yaptıklarında “benim Çanakkale’de yaptırdığım tabyalar, biiznillah küffarı Çanakkale’den geçirtmez!” diye reddedecekti.  

Bu şahıslar ulu hakanı tahttan indirmekle yetinmemiş, ilim ve teknoloji öğrenmek için, Devletin imkanları ile gittikleri Avrupa’dan, kapı kulluğu vazifesi ile geri dönmüşlerdi. Kapı kulları oldukları batılıların emri ile güya orduda tecdid diyerek ordumuzun başındaki tecrübeli paşaları bir bahaneyle emekli ettiler. Ve Osmanlı ordusunun başına Alman kumandanlarını getirme hezeyanını sergilediler. Bir düşünün hele! Koca bir imparatorluğun askerleri başka bir devletin subayları tarafından idare edilecek, bundan daha büyük bir hezimet ve hezeyan olabilir mi?! Diğer bir yandan da devletin içinde kendilerine itiraz edebilecek şahısları bir bir saf dışı bıraktılar. Bu hazin bilançonun sonucu olarak, 1911’de Trablusgarp ve 1912’de de Balkan faciaları yaşandı. 

Şimdi bir düşünsenize bu İttihatçılar muvaffak olmasalardı ne olurdu? 

Aslında bu noktada, tarafsızlıklarını koruyup savaşa girmeselerdi, bir nevi, birbirini yiyen itilaf devletleri ve Rusya bu savaşlarda zayıflayacak, bunlar birbirini yerlerken Osmanlı kendini toparlayabilecek imkânı elde edebilirdi. İlim orduları telef olmayacak, savaşın bitiminde, vatan topraklarının bütünü korunmuş, büyümeye, gelişmeye ve şahlanmaya hazır bir millet portresi ortaya çıkacak idi. 600 yıllık koca cihan imparatorluğu yıkılmayacak, sadece Çanakkale’de 250 000’i cephede ve 150 000’i hastahanelerde olmak üzere 400 000 vatan evladı şehit olmayacaktı. Tüm ümmetin hamisi olan Hilafet makamı lağv edilmeyecek, 100 yılı aşkın bir süreden beri, asil ecdadın evlatları olan bu millete, devrim ve yasalarla çektirilen zulümler olmayacak, Bugün sahipsiz kalan İslam coğrafyasındaki Muhammed (s.a.v.) ümmetinin yaşadığı felaketler olmayacaktı. Evet o gün durum böyle idi; peki, ya Batının kuyruğuna takılma heveslisi bugünkü ittihatçılar hangimizin umurunda? 

Yarın kaldığımız yerden devam etme niyetiyle inşallah. 

Selam ve dua ile... 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER