CANLI YAYIN

Fikri ve Sosyal Sorunların Kaynağı

Bugün yaşadığımız çağdaki sorun, sıkıntı ve fikri sapmaların temel nedeni itikadîdir. Zira, din nedir? Bu dine göre peygamber kimdir? Peygamberin dindeki yeri nedir? Görev ve sorumlulukları nelerdir? Müslüman’ın peygambere dönük duruşu ne olmalıdır? Bunlar ve benzeri sorulara inanarak sağlıklı birer cevap verildiği vakitte ortalıkta estirilen fitnelerin hepsinin dayanak ve mesnedini kaybettiği görülecektir.

Bilginin Kaynağı

Bu ifade ettiğimiz hususlara temas etmeden önce bir kişinin kabul ve retlerindeki bilgi kaynağının ne olduğu hususunu netleştirmek zorunludur. Zira birçok kişinin aklı, bilimi ve bilimin ortaya koyduklarını, Kur’an-ı Hakim ve Sahih Sünnet-i Nebeviyye’den ötede tutmaları arızaların kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

İnsanın hayatında bilgi kaynaklarının yerini tam anlayabilmek için 5 noktaya değinmekte fayda var: Duyu, değer, algı, niyet ve amel.

Yani insanlar duyu organları ile mevcudat hakkında bilgi edinir. Bu edindiği bilgiler zihnindeki değer kalıplarının içinde şekillenir. Bu değer kalıplarında şekillenen malumatlar kişinin algısını biçimlendirir. Bu algılarına göre de niyeti netleşir ve bunun sonrasında iyisi ile kötüsü ile amel meydana gelir.

Onun için insan, zihnindeki malumatı oluşturacağı kavramlara dikkat etmelidir. Zira kavramlar kişinin ufkunu ve fikrini şekillendirir. Fikri ise imanını şekillendirir. İmanı ise hayatına, ameline yön verir.

Değerli dostlar, filozoflar insanı “düşünen canlı/hayvan” diye tarif etmekte idi. Peki neyi düşünür? İnsan öncesini, anını ve sonrasını düşünür. Bu üç husus insanın hayatının ve bu hayatta insan eylemlerinin anlamlandırılması açısından hayatiyet arz etmektedir.

Tarih boyunca bu soruların cevabının peşinde koşan insanlık genel anlamda iki koldan araştırmalarını ve sorularını sormuş ve bu sorularına cevaplar arayadurmuştur.

Bunlardan bir kısmı göreceli olan doğruların aldatmasına kapılmamak için vahye tabi olmuş ve insanı ruh ve beden, hayatı fizik ve metafizik alanları olmak üzere tüm yönleri ile ele almış ve bu noktada vahyi ilahi her sorusunda imdadına yetişmiş ve aşkın olan iman ile beraber insanın mutlu, huzurlu ve saadet içerisinde hayatını sürdürmesine öncülük etmiştir.

Diğer bir kısmı ise vahyi inkâr, red veya görmezlikten gelerek bunun yerine büyük bir kısmı akıllarını mutlak ölçü alırken, diğer bir kısmı da genel anlamda aklın bir ürünü olan bilimi ölçü almıştır. Tam da bu noktada sınırlı olan akıl ve onun bir nevi mahsulü olan bilimin sınırsız olan hayat ve hakikatlerini kavraması nasıl ki izafi ise bunlar da bu izafiyet içerisinde bir nevi insanlığı avutmuş ve aldatmışlardır.

Devrim ve Değişim İçin Dayanakların Tesbiti ve Onda Yoğunlaşma Şartı

Bu noktada kendimiz olabilmemiz ve hayata kendimizce bakabilmemiz için Kitap üzerinde imanla teemmül şarttır. Zira bu bize Müslümanca düşünmenin mantığını ve duyuş imkanlarını kazandıracaktır. İslam’ın boyası ile boyanıp o idraki kazandıkça da çağımızın ve insanın bütün meselelerini İslam’ın idraki ile görebilecek, değerlendirebilecek ve sıralayabileceğiz. Zaten İslam medeniyetinin yeniden dirilişi de dünyanın yeniden İslam’ın idraki ile kavranıp düzene sokulabilmesi demektir. Allah’ın (c.c.) ipine sarılmaktan, dünyanın bütün problemleri karşısında O’nun yanı başımızda olduğunu bilmekten başka çare yoktur.

İslam’ın Medeniyet Kuran Formülü

Düşünce bir iman hareketi içinde gelişmedikçe hayattan kopuk ve sırf zihnî spekülasyonlar olmaktan kurtulamaz. Hayatı yapan, medeniyetleri kuran ise zihnî spekülasyonlar değil amellerdir. Amelleri ölçülendiren, kültürün unsurlarını bütünleştiren ve bir medeniyet manzumesi halinde üsluba sokan da imandır.

Ateşli bir bağlanış olmadıkça kültür, yaratıcılığa kavuşamaz. Dünyayı kavrayıp yorumlayamaz, mukaddeslerine göre sıralayıp problemlerini çözemez. Onun için bütün dikkat ve imkanlar bu noktaya teksif edilmeli, şahsiyetler O’nun boyası ile boyanıp ameller O’nun (c.c.) ölçüleri ile gerçekleştirilmelidir.

Batının İslamî Hayata Darbesi ve Derekelere Terkedilen İnsan

Batı’nın İslam düşüncesine vurduğu en büyük darbe medeniyetlerin düşünce ile değil amelle kurulduğunu ve ameli yönlendiren gücün de iman olduğunu unutturmasıdır.

Günümüzde insan günlük hayatı farlılıklar içinde kavramakta zorluk çekmektedir. Hayatını her birimini bilip kavrayamadığı, bütün ile olan ilgi ve fonksiyonlarını çözemediği, dev karmaşık organizasyonlara bağlı olarak geçirmektedir. Bu karmaşık ve anlam bütünlüğü kurulamayan münasebetler ağında insanın yalnızlığı artmaktadır.

Beşerî münasebetler gittikçe artan bir şekilde maddi kıymet ve ölçülere dayanmakla beraber manevi değerler gözetilememektedir. Ve bu kültür ortamında insan daralmakta ve yozlaşmaktadır. Metafizik boyutu gittikçe kaybolan insan şahsiyeti, yiyip içen ve savaşarak birbirini boğazlayan bir derekeye düşmek tehlikesindedir.

Batının Çıkmazı ve İslam’ın Kurtarıcılığı

Batı medeniyeti bilimsel gerçeklerin kalıcı olduğu zannı içinde bu bilgilere dayalı beşeri ve sosyal değerler kurarak bunlara bağlandı. Ancak bilimsel gerçeklerin izafi ve değişebilir olduğunun anlaşılması ile dünya sallanmaya başladı.

Yaptığı putlar yıkıldıkça batılı insanın imanı sarsıldı ve buhranlar baş gösterdi. Bu noktada dikkatler İslamiyet’e dönmektedir. İslam’ın ana kaynaklarının her türlü şüpheden korunmuş olması onun büyük şansı ve son din olduğunun delilidir.

İslamiyet ise Kitab’ı ve Sünnet’i ile dünyanın herhangi bir yerinde ve gelecek zamanın herhangi bir noktasında daima bir medeniyet kurma potansiyelini taşımaktadır. Çünkü zedelenmemiş ilahi saf çağrısı süreklidir. Ve her an müminler ordusu bu çağrı ile yürüyebilir. Kitab ve Sünnet’in korunmuşluğundan doğan bu imkân, tarihî tecrübesi olan veya olmayan bütün milletlere açıktır.

Bugünkü Müslümanların Temel Çıkmazı

Bugün maalesef Müslümanlar İslam alemindeki canlanmada sırf maddi kalkınma, dünya nimetlerinden daha çok pay alma meselesini görmekte ve bunu kastetmekteler. Eğer mesele bu gibi motiflerin hakimiyeti ise şüphesiz ki başarıya ulaşılır. Ama bu durumda ortaya çıkacak olan kültür İslam medeniyeti olmayacaktır. Bunun yerine bu şey İslamî motifler tamamen silinememiş, eski bir medeniyetin arta kalmış izleri olarak ancak görülebilir.

Hakikatte, Müslüman alimler ve aydınlar ruhların İslamî motivasyonunu gerçekleştirebilmek için, ciddi ilmî çalışmalarla dolu. Yoğun bir kültür hareketine ihtiyaç olduğunu bilmek gerekiyor. Bu kültür hareketinin mebdei ise ferttir. Zira cemiyet olarak değişim ve dönüşümün anahtarı ferttir.

Fertler kendi içinde Allah’ın (c.c.) nizamını kurmadan, O’nun ölçüleri ile ölçülenmeden cemiyeti değiştirmeye kalkmak, doğmakta olan enerjiyi saptırmak ve heba etmek sonucundan başkası olmaz. Netice olarak cüzden külle doğru dalga dalga yayılan bir enerji olmaksızın tepeden inme usulü ile bir medeniyet inşasının İslamî olması düşünülemez.

 

İLETİŞİM FORMU

İlimsiz

DİĞER MAKALELER