CANLI YAYIN

En Büyük Nimet: Yerindelik ve Had Bilme

Geçenlerde İslam düşüncesi ve medeniyet mefkuresinin neşvu nema bulmasında kıymetli faaliyet ve çalışmalar ortaya koyan bir hocaefendi (akademisyen), kendisi farkında veya olmadan zannımca işlediği konunun vehametine dikkat çekmek için, en olmaz örnekten gireyim diyerek, kıyas meal farık kabilinden yanlış bir örneklemede bulunarak farkında olmadan maazallah çok sakıncalı bir noktaya girdi. Bu hoca efendi, birçok konferans, yazı ve sunumlarında kendisinin bir fıkıh uzmanı olmadığını, açıkça ifade ederken burada kendisini fakih yerine koyarak kendince içtihadın olmayacağı bir hususta (zira “nassın bulunduğu bir meselede hiçbir kimsenin içtihadına yol yoktur”) usulü fıkıh kuralı gereği içtihada kalkmıştır.

Aynı hoca efendi birçok yazısında ve sunumunda bizatihi “imanın konusunun ayrı bilimin konusunun ayrı” olduğunu açıkça ifade etmektedir. Buna rağmen biz Müslümanlar açısından bir yönü ile imani bir konu olan (Özellikle nasta belirtilenin hak ve olması gereken olduğuna inanmak; bu husus ister aklımıza, modern bilim kurallarına uysun, isterse uymasın fark etmez. Kur’an’da belirtilenin hakkaniyetine iman etmek, onunla amel et veya etme, tercihe bağlı değil dini bir zorunluluktur.) miras meselesini kendince bilimsel metodlarla bir kritik yaparak, usulü fıkıhtaki “İslam’da hükümler illete banidir, hikmete bani değildir” ilkesine rağmen illeti atlayarak hikmete bağlamak suretiyle bir sonuca varması ve bu sonucun da Allah’ın (c.c.) rızası olan İslam’ın doğrusu olduğunu ifade etmesi, başlı başına büyük bir talihsizlik olsa gerek. Yani Allah teala açıkça bir nas ile mirasın nasıl olacağını ortaya koymuşken, sen kalkıp ‘hayır Allah’ım, senin bu dediğin o eski Arap toplumunun şartlarında uygun ve faydalı iken bugünkü modern toplumun şartlarında bu doğru değildir’ demek olur ki böyle bir şey, sümme haşa, Allah’ı (c.c.) cehaletle yani bu çağı bilemekle itham etmenin yanı sıra İslam’ın naslarının evrensel olduğu gerçeğine de zıttır.

Bu vesile ile bu hoca efendinin konuşmasının özellikle bahse konu olan bölümünün geçtiği noktayı ve mahzurlu bulduğum hususları maddeler halinde zikrederek akabinde o hususlardaki hakikatlere kısaca değinmek istiyorum:

  1. Belli bir dönemde üretilen bir adalet, başka bir dönemde zulüm olabilir. Bir coğrafyada üretilen faydalı bir şey, başka bir coğrafyada zulüm olabilir.

Şimdi hocanın bu ifadesi açık nasla değil de, İçtihadi olan, özellikle örfe dayalı, nassa muhalif olmayan meselelerde doğrudur. Fakat bu söz Cemel Vakası’nda Hz. Ali karşıtlarının Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna takıp “sizi bunun hakemliğine çağırıyoruz” demeleri gibi alakasız bir kıyas olmakta. O gün Hz. Ali’ye bu sözü dediklerinde Hz. Ali cevaben “bu doğru bir söz olsa da bunlar bununla bâtılı arzulamaktadırlar” vecizesi ile mukabele eder. Hz. Ali’nin bu cevabı hocanın bu vahim ifadesine de cevap niteliğindedir. Yani burada aslında kullanılan şey İslam’ın hakkında kat’i nassının olmadığı örfe, istihsana, içtihada, kıyasa dayalı olan hükümlerdeki değişkenliğin değişebilmesidir. Hal böyle iken birinin kalkıp hakkında açıkça muhkem nassın olduğu bir meseleyi sanki bu kabilden değişkenlik arz edebilecek meselelerdenmişçesine zikretmesi, o kişinin işi hepten bilememesidir diyeceğim, ama hocanın bu kadarını bilecek seviyede İslami/fıkhi bilgiye sahip olduğunu biliyorum. Ama böyle olduğu halde bu kadar açık ve vahim bir hataya hocanın düşmesini, kendisinin konusunda ileri düzeyde hırsı olması, cedelci bir yapıya sahip olması ve benzer sebeplerden olduğu hüsnü zannına sahip olmak istiyorum.

  1. Hoca videonun devamında “Amerika’da Müslüman olmuş bir hanım babası vefat edince, Suriyeli arkadaşa soruyor, ben de yanındayım. Mal taksimatı yapacağız, ben bir Müslüman olarak yarım mı alayım yoksa modern hukukun öngördüğü şekilde yarı yarıya eşit mi? Karar veremedim, diyen hanıma Suriyeli arkadaş ‘Kur’an’da belirtildiği üzere erkeğe tam, kadına yarım olacak şekilde olmalı’ dediğinde, ben de dedim ki ‘Bağlamlarıyla düşünmüyoruz, kavram salkımları ile düşünmüyoruz. Bu hükmün verildiği yerde erkeğin vazifelerini bir say bakalım. Erkek çocuk, anne babaya bakmakla yükümlüdür. Kız kardeşlere bakmakla yükümlüdür. Hanım eşinden ayrıldı erkek kardeş bakacak. Kavramın diğer kavram ilişkilerini dikkate almıyorsun. Hadi oradan! İşte bu zulümdür.”

Şimdi, bir defa hocanın da bildiğinden emin olduğum usul kaidesi olan “İslam’da hüküm, hikmete değil illete banidir” kuralını kendisi ihlal etmekte. İşte hocanın bu ifadesi tam da problemin çıktığı noktadır. Yani erkeğe bir, kadına yarım pay verilmesinin birçok hikmetlerinin içinden biri de, hocanın ifade ettiği İslam toplumundaki erkeğe verilen sorumluluk olabilir. Ama nas ile sabit olan bir hususu beşerî sistemin şartlarına uymuyor diye kalkıp nassdaki açık ifadeye rağmen, hükmü İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Hakim’in beyan ettiği gibi değil de hermenötik bir yorumlama yoluna girerek Kur’an’ın ifadesinin dışında bir yaklaşım ve metod ile yorumlamaktır.

Herhangi bir şekilde İslam’a nisbet etmeden alelade bir insanın çıkıp bahse konu olan nasssı sıradan bir metin olarak kabul edip ben bunun böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu metni böyle yorumluyorum diyebilir. Buna kimsenin diyeceği bir şey olmaz. Ama İslam budur dediğinizde, sizin mühtedi kişiye Suriyeli arkadaşınız cevap verdiğinde ona sizin dediğiniz gibi, biri de size “Hadi oradan! Siz gidinde bunu kendi uzmanlık alanınızda konuşun!” der.

Bu mantıktan yola çıkarsak yani günün şartları değişmiş, ilahi nizam yerine beşerî sistemler yeryüzünü istila ettiğinden yola çıkarak Kur’an ve Sünnet’in nasslarını modernist bir yaklaşımla tevil veya inkâr yoluna baş vuracaksak o zaman, yaşadığımız modern çağda İslam’ın hükümlerinin büyük kısmını rafa kaldırmak gerek. Mesela, faiz; birilerinin iddia ve dediği gibi bu çağın gerçeğidir. O zaman İslam’ın faiz hakkındaki hükmünü de bu çağda faiz almayan esnaf veya memur açısından birçok haksızlık ve sıkıntıları kendisi ile beraber getiriyor diyerek onu da kaldıralım.

Yine modern çağda zinanın öncüllerinden olan flört ve benzeri İslam’a göre gayri meşru olan birliktelikler, bugünün şartlarındandır diye İslam’ın bu husustaki naslarını da kaldıralım!

Yine talak meselesi; bugünkü modern kadının durumu o çağdaki kadınların durumundan farklıdır diye Allah (c.c.) talak hakkını erkeğe verse de bugünün şartlarına uygun değildir diyerek onu da bir kenara atalım!

Veya şahitlik meselelerinde Allah (c.c.) iki erkek veya bir erkek, iki kadının şehadetini Kur’an-ı Kerim ve habibinin sünneti ile ortaya koysa da bugünün şartlarına uymuyor diyerek aynı mantıkla yola çıkarak onu da kaldıralım!

Bu ve benzeri birçok hususu saymak mümkün. Böyle baktığınızda o zaman kısaca Allah’ın (c.c.) hükümleri bu çağa uymuyor diyerek toptan kaldırılması veya dünya kafirlerinin ve müsteşriklerinin dediği gibi topyekûn ortadan kaldıralım olsun bitsin. Ama bu birilerinin arzusu olsa da, mealen Kur’an’ın dili ile bu birilerine “kininizden geberin” demek her iman sahibi müminin hem hakkı hem de imani bir görevidir.

  1. Ortadan bölün, yarısı senin yarısı onun. En İslami olan budur çünkü adalet budur.

Kur’an’ın Açık nassına rağmen bunu demek Kur’an’ın nassına sahibinin değil de, kendi istediğin manayı yüklemek olur. Ayrıca burada şöyle bir soru da gelir: Adaletten anladığımız şey modern insanın zihin algısında olduğu gibi eşit parçalara bölünme mi? Bu İslam’ın adalet anlayışı değil, asla da olamaz. Zira adalet anlayışının göreceli bir kavram olduğunu hocanın kendisi gayet iyi bilir. Bir Müslümanın adalet anlayışını Müslümanın hakikat uzayı belirler. O da metlüv ve gayrı metlüv olmakla beraber vahy-i ilahinin ta kendisidir. Yani biz Müslümanlar için Allah’ın (c.c.) hak dediği hak, bâtıl dediği ise bâtıldır.

  1. Ekmek çalanın elini kesmekten bahsediyor.

Öncelikle bir insanın aç kalıp bundan dolayı çalmışsa nerde yazıyormuş elinin kesilmesi? Bir defa bırakın ekmeği herhangi başka bir şeyin çalınmasında bile İslam’ın koyduğu belli başlı bir takım kıstas ve ilkeler vardır. Öyle her bir şeyin çalınmasından haydi buyurun el kesmeye diye bir şey İslam dininde yoktur. Yani hırsızlık meselesinin detayında Hz. Peygamber (s.a.s.) hangi miktarda olduğunda kesileceğini ve ne tür durumların istisna olduğunu beyan buyurmuştur. İfade edildiği gibi öyle alelade her işten dolayı ellerin kesilmesi diye bir şey yoktur.

  1. Yaptığımız şey belli bir dönemde bir ölçüye göre verilmiş bir hükümdür. Bizim bunu kalkıp uygulamamız, adeta dikilmiş bir pantolonu başka birine giydirmemiz gibidir.

Bu kıyas alakasız bir temsildir. Zira zamanın teğayyuru ile ahkamın teğayyuru kaidesinde kast edilen, fakihin fıkhına ve içtihada bani bir mesele iken, bahse konu olan miras meselesi ise içtihada yolun olmadığı kesin nasstır.

  1. Müslümanlar Kadınlarla ilgili sorunları da bu yaklaşımdan dolayı çözemiyor!

Bu yaklaşım da aslında alakasızca mantıken muğalata yapmaktan farksızdır. Bir defa yaşadığımız çağdaki kadın hakları ve kadınlara dair olan problemler, İslam’ın veya Müslümanların kadına dair sorunu olmaktan öteye, melez modern çağın sorunudur. Yani kimse modern çağın günahının hesabını İslam’a soramaz.

Özetle; anlayışların farklı olması, zaman ve zeminin değişimi ile doğan ihtiyaçlara cevap verebilme esnekliği, zaten Kur’an ve Sünnet-i Sahiha ile sabit olup bunların nerelerde olduğu/olabileceğini İslam uleması ortaya koymuştur. Hasılı kelam netice olarak, Hocayı bildiğim, tanıdığım için gördüğüm kadarıyla, bir nevi fıkhın asıl amacı ve illeti olan, sosyal hayatın tüm değişkenlerinin içinde hayatı yaşanmaz olmaktan çıkartmaktır. Bu meyanda fıkhi formüllerin kullanılması ve değişen şartlara göre gereken değişikliklere riayet edilmesi, İslam’ın evrensel olmasının ve tüm zaman ve çağlara hitap eden bir din olmasının bir zorunluluğudur. Zannımca hocanın asıl kast ettiği nokta; nassı kat’inin olmadığı ve içtihada mesağ olan konularda, kes kopyala yapıştır yaparak, geçmişi bugüne taşımanın yanlış olduğunu vurgudur. Bu doğru ama nassın olduğu bir hususta içtihada mahal yoktur kaidesi gereği miras meselesi zannettiği gibi veya hatırına öyle geldiği gibi değildir.

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER