CANLI YAYIN

Müslümanlar, Modern Çağ ve O’nun 3 Truva Atlısı

Müslümanlar, Modern Çağ ve O’nun 3 Truva Atlısı

Yaşadığımız modern çağın karakteristik yapısı olan hız ve haz, o denli bizlere etki etmekte ve bizleri etkisi altına almakta ki çoğu zaman ne dediğimizin, neyi neden yaptığımızın farkına bile varmamaktayız. Bu husus birçok farklı açılardan ele alınıp tahlil edilmeye namzet olsa da, özellikle bu etkilerin dini hayata ve dindarların sosyal hayatlarına dönük bazı yansımaları ve bunların neticesi olan eksen kaymaları dikkati calip olması gereken bir husustur.

Adına bilgi çağı da denilen Modernizm’in ana söylemi insanın mutlak özgürlüğüdür. Bundan kast edilen ise bireylerin/kitlelerin eşitliğidir. Ayrıca bu husus modern hukukun temelini teşkil etmektedir. Buradaki özgürlük, Rönesans döneminin izmlerinden olan hümanizmdir. O Rönesans ki Ortaçağ ve Reformasyon dönemi arasındaki süreçte ortaya çıkan; yani 15. yy’dan başlayıp 16. yy’a dek İtalya’da tercüme faaliyetleri maharetiyle Yunan felsefesiyle irtibat süreci ki bu sürece kadar ilim ve bilimde Batıda ilim adamlarının kendilerini İslam bilim adamlarına nisbet etmelerine rağmen, bundan sonra İslam’ı yok saymaları mümkün olmuştur.

Eşitlik ile özgürlüğün birleştiği yer ise, Aydınlanma fikridir. Vakıa, eşitlik ve özgürlüğün bayraktarlığını batı toplumunda burjuva sınıfı yapmaktadır. Bunun sebebi bunların çok insancıl olmalarından değil, bilakis parayı ellerinde tutmuş olmalarındandır. Bu nedenle de modern çağda özgürlük dendiğinde aslında kast edilen bu burjuva sınıfının ürettiklerine ulaşma ve sınırsızca onları tüketme özgürlüğüdür. Buradan yola çıkarak da diyebiliriz ki Modernizme göre eşit olmak kitle olmaktır. Kitle kelimesi ise tüketim topluluğu anlamındadır. Eşitlik dendiğinde kast edilen her bir bireyin insan olması değil, kitlenin parçası olmasıdır. Ve kitlenin parçası olarak sınırsız tüketme özgürlüğüdür. Bu yaklaşım aydınlanma düşüncesinin eşitlik tasavvurunu oluşturur.

Özetle Müslüman toplumda özgürlükten kast edilen insanın zihnen mutlak üstün olması anlamında iken modern toplumda veya ekonomik toplumda ise tüketici vasfı kast edilir.

Bu düşüncenin bir devamı olarak modern çağın merkezi olan batı toplumu, insanı haz alan bir şey olarak merkeze alırken, Müslümanların böyle düşünmeleri söz konusu olamaz. Bu ifade ettiğimiz hususlardan dolayı, Müslüman asla kitlenin içindeki bir birey olarak adlandırılamaz.

Bundan dolayı İslam’da batı toplumunda olduğu gibi biçimsel anlamda bir eşitlikten bahsedilemez. Bilakis Müslüman’ın eşitlik anlayışı, nitelik itibarı iledir. Nicelik itibarı ile değildir.

İnsanın doğuştan üstün olması batıda mutlak akıl iken, İslam’da ise elest bezminde Allah (c.c.) ile insan arasında yapılan ahde ve Kur’an’ın ifadesi ile emaneti (sorumluluk) yüklenmesi sebebiyledir. Bu da Müslüman ferdin/müminin kitlenin parçası olması durumuna manidir.

Modern batı toplumunda insan, nesneleri tüketen bir varlık olarak ortaya çıkar. Yani haz almak için modern birey daima varlıkları tüketmeyi bir hak olarak görürken, İslam’da ise insan, başta rabbine, sonra kendisine, sonra insanlığa ve daha sonra tüm varlıklara karşı sorumluluk sahibi olduğu için, şeylerden adalet ile faydalanır ve onları kullanma/muamele etme hakkına sahiptir. İslam inancına göre bu ilkeye halel getirecek olan haz alma ve sınırsız özgürlük anlayışına gem vurma ve bunları frenleme zorunluluğu vardır. Bunun dışındaki davranışlar Adaletsizlik olur.

Kısaca arka planına temas ettiğimiz Modern çağda hayat, baştan aşağıya insanın hedonist arzularına endeksli bir akış içerisindedir. Bu nedenle elde edilen şeyin, eğer hazza dönük bir karşılığı yoksa o şey ya enayilik olarak görülür veya anlamsızlaşır. Yine modern insan aceleci ve peşincidir. Materyalist düşünür, yaşadığı ana ve zamanın gereğine göre renk almayı bir meziyet addetmektedir. Bir şey yapacaksa sonuçlarını hemen (bu dünyada) görmek ister. Eğer göremeyecek olsa dokunamadığı, hissedemediği, duyu organları ile bir şekilde ulaşamadığı şeyi inkar etmese bile yok hükmünde kabul eder.

Hatta bu husus o kadar ileri düzeydedir ki, ilahi metinlerin haber verdiği şeyleri duyu organları ile deneyimleyemediği, aklının almadığı şeyler olduğundan, eğer bunlar Kur’an’ın ayetleri olursa onları tarihselci bir düşünce ile söyleyenin murad ve maksadını aşarak, söylenenden muradı söyleyenden daha ilerde anlamışçasına bir iddia ile tevil etme yoluna başvururken, eğer Hadis olursa bu sefer de Hadis-i Şerifler üzerinden estirilen şaibeleri kullanarak inkar etme yoluna baş vurur.  Adı Müslüman dahi olsa Modern zihin algısına sahip olan insanın bu durumu, istidlali gerektiren mecralarda böyle olurken, sosyal hayatın pratiğinde ise maalesef adı konmasa da Yunan sofistlerinin yolundan gitmektedir.

Pratikte bu vahim halde olan modern Müslümanların, bu vahim durumun farkında olmamaları ve kendilerine bunu söyleyecek olsan şiddetle seni inkar etmeleri hakikatte var olan bu gerçeği değiştirmemektedir. Modern Müslümanların Yunan sofistlerin düşüncesi ve yolu üzerinde olduklarını anlamamıza yardımcı olması için, öncesinde Yunan filozoflarından sofistlerin takındıkları tavırları itibarı ile 3 kısma ayrıldıklarını ifade edelim:

  1. İndiyye: Olay ve meselelere karşı dinin ne dediğine veya o alan ve sahanın uzmanı olanların gerçeği zapt etmek ve yakalamak adına ortaya koydukları genel ilkelere bakmaksızın, bu hususta ben böyle düşünüyorum ve bence bu durum böyledir derler.

En basitinden medya organlarındaki din adına çıkıp konuşanların kahir ekserisine baktığımızda bu böyledir çünkü Allah teala böyle buyurdu ve Hz. Peygamber bunu böyle anladı, Hz. Peygamber’in talebesi olan Sahabe ve onların talebeleri olan Tabiin ve Tebe-i Tabiin bunları böyle anladı demek yerine, bence, bana göre demekte bir sakınca görmemekteler.

  1. İnadiyye: Bunlar da nas ne derse desin kafalarının bastığı ve kendilerince şartlandıkları her ne ise onu dillendirip dururlar. Bugün de bir takımlarına ayet okumuşsunuz, hadis okumuşsunuz para etmek bir yana ağızlarına pelesenk ettikleri her ne ise onu nakarat halinde söyleyip dururlar.

 

  1. Laedriye: Bunlar ise ne o tarafta ne bu taraftadır; her ne denilirse denilsin sanki hayat bir hayalden ibarettir. Şudur dersin ben bilemem, budur dersin ben bilmem, der durular.

 

Şimdi baktığımızda tesmiye anlamında bu tanımları kabul etmeseler bile, davranış ve uygulamalarında bu saydıklarımızdan farksız bir durumdadırlar. Kavram kargaşalarının yaşandığı hız ve haz çağı olan modern dünyada, dünyevi ve uhrevi kurtuluş açısından Müslümanların öncelikle yüzleşmeleri gereken problemlerinin başında bu durumun geldiği kanısındayım.

Gerçeklerle yüz bar olup hakikati yakalayanlardan olmak temennisiyle…

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER