CANLI YAYIN

Aynasızlık!

Aynasızlık!

İnsan ile nisyan, tıpkı isyanda olduğu gibi linguistik olarak aynı kalıp üzeredirler. Kalıptaki bu benzeyiş maalesef eşyanın hakikatle ilişkisinde de kendisini göstermektedir. İnsan annesinden doğduktan sonra etrafını ayna edinir. O aynaya bakınarak ve etrafındakilerin yönlendirmesi ile olanı görür ve gördüğünden kendisine dair bir hal edinir. Bu edindiği hal ile kendini oluşturma ve kendince olanı ortaya koyma gayretindedir.

Bu genel durum bir evreye kadar sürerken genel anlamda insanın psikolojik olarak hayatiyet arz eden, geçirdiği bazı evreler vardır.  Mesela bir çocuk 0-6 yaş arasında hayatı bilemez; tanıma ve tanımlamaya çalışır. Sonrasında 6 ile 10-12 yaş aralığında kendisi bilmez, her şeyi anne-babasının bildiğini varsayar bir halde yaşar. Sonra 12’den ortalama 16-18 yaşa kadar ‘bazı şeyleri annem-babam bilir ama ben de bazı şeyleri bilirim’ der. Sonra 17-18’den sonra 24-26’ya kadar ‘Anne-babam bir şey bilmez, onların dedikleri eskide, geride kalan şeylerdir. Ben bilirim!’ havasında ve modunda olur. 26’dan sonra edindiği onca tecrübe, yanlış ve yanılgıların akabinde -çoğunlukla Basra harap olduktan sonra- bazı hakikatleri anlamaya başlar, ama anne-babayı bulursa tabii!

Bu sosyolojik bireysel tespit gibi, toplumlar ve milletler de maalesef nispi olarak da olsa böyledir. İslam toplumu özelinden bakarsak, bir zamanlar bizim bir aynamız vardı. Mahiyetini Kur’an ve Sünnet’ten alan şahsiyetlerden müteşekkil bir ayna. Bu şahıslar tıpkı Hz. Ömer’in dediği gibi “Biz Allah’ın (c.c.) İslam ile şereflendirdiği bir toplumuz!” diyerek İslam’dan aldıkları şan ve şeref ile 1000 yıla yakın -özelde ümmete genelde tüm insanlığa- lider, öncü ve model olmuşlardı.

Gelgelelim zamanın akışı ve özellikle aslını ve geçmişi öğütme makinesi gibi öğüten ve reddeden melez Batı medeniyetinin hakimiyeti altına girdiğimizden bu yana tüm aynalarımızı kaybettik. Kaybedince de yanlış olan aynasızlığın doğurduğu, doğru olmayan doğal bir sonuç olarak, hayata, olaylara ve eşyaya bir bütünlük içinde bakma yetimizi yani sağlıklı bir dünya görüşünü, dolayısı ile dünya hakimiyetimizi kaybettik. Unutmamak lazım ki bütüne dair bir görüşü olmayanların parçalara hükmetmesi olanaksızdır. Böyle olunca herkes adeta ergen çocuklar gibi, hayata ve olaylara dair birçok alan ve sahada ciddi bir enerji, efor sarf ederken sonuçta bir türlü kayda değer, elle tutulur bir sonuç elde edememekte.

Şöyle bir baktığımızda ümmet sayısal anlamda hiç azımsanmayacak bir seviyede. Yine finansal anlamda hiç azımsanmayacak zenginliklere sahip. İlim, bilim ve film adamları cihetiyle de aynı derece ve seviyedeyiz desek pek abartmış olmayız. Ama sonuca dönüp baktığımızda üreten olmak yerine tüketen, okuyan yerine seyreden, icad eden yerine yüksünen, inşa ve imar eden yerine kullanan olmaktan öteye gidememekteyiz. Bu vahim sonuca dair birçok sebep gösterilebilir, ifade edilebilir. Ama acizane kanaatim en temel sebeplerin başında bizim aynamızı, modelimizi kaybedişimiz yatmaktadır.

Aynadan kastımız, bizleri biz eden ve bir bizden bahsedilecekse işte o bizi biz eden temel noktamız dediğimiz aslımız, özümüz, atamız ve geçmiş örnek şahsiyetlerimiz ve bunların bıraktığı mirastır. Bizler ‘biz biliriz, onların dedikleri geçmişte kaldı’ diyerek aslımızdan, kökümüzden koptukça melez modern çağın kaliteli tüketim köleleri olmaya mahkûm olduk.

Halbuki hiçbir ağaç köksüz değildir. Hiçbir bina temelsiz var olamaz. Olsa da ayakta duramaz. Ağaçtan düşen yaprak ilk etapta yeşil kalsa da bir müddet sonra sararıp solmaya, un ufak olmaya ve rüzgarların önünde savrulup yok olmaya mahkûmdur.

Batılılar, özellikle 19. yy devrimleri ile beraber İslam’ı yok etmeyi amaçladıklarından dolayı, İslam medeniyetinden aldıkları bütün hakikatleri inkar eden “tarih ve medeniyetler asla kesintili olmaz, her bireri bir önceki ve daha öncekilerin devamı niteliğindedir” hakikatine rağmen kendilerinden önce bin yıla yakın yeryüzünde inşa edici medeniyet olan İslam medeniyetini göz ardı ettiler. Kendi karakteristik özelliğinden dolayı yok saydıkları İslam medeniyetinin müntesiplerini gönüllü tüketim kölelerine dönüştürdüler.  

İki yüzyıldan beridir süre gelen bu izmihlale, artık bir dur deme zamanı çoktan geldi de geçiyor. Ama nasıl? Bu noktada ergenler gibi davranmayı bırakıp aslımıza, köklerimize, bir bakmamız ve onları kendimize ayna edinerek o aynalardan yola çıkarak, günümüzü ve çağımızı ele almamız zorunludur. Onları ele alacak ama kes, kopyala, yapıştır usulü ile değil. Bilakis pergelin sabit ayağını onların durduğu yere koyduktan sonra onlar nasıl ki kendi çağlarını yaşayıp, okuyup, çağlarının sorun ve sıkıntılarını ele alıp kulluk yürüyüşlerini sürdürdüler ise bugün bizler de o çağlara gitmeden ama o çağları ve çağların kurucularının diyalektiklerini edinerek kendi çağımızı, çağın dili ama o asil seleflerimizin ayaklarını bastıkları hakikat uzayına basarak, bu çağımızı yeniden inşa edip kurmayla yükümlüyüz. Ergen gibi davranarak ‘onların dedikleri eskide kaldı, onların devri geride idi, onlar bilmez’ demekten kurtulup, en az bu çağı kuran nankör ve barbar batılıların yaptığı kadar, onlardan alıp inkâr ettikleri hakikatleri onlardan almaya mecbur ve muvazzafız. Bunu yaptığımız, yapabildiğimiz gün devranın değişeceğini göreceğiz.

Şöyle bir kurucu nesil sahabe kuşağına baktığımızda, onlarda bu hakikati görmekteyiz. Onlar Hz. Peygamberi ayna edinmiş oldukları için, ilimde, fende, ahlakta, sosyal hayatta ve diğer tüm alanlarda kurucu oldular. Hem de dünya tarihi boyunca hiçbir dönemde medeniyet yüzü görmemiş cahiliye Araplarının yaşadığı bakir Hicaz topraklarında, dünya kurulduğundan bugüne dek emsali olmayan bir medeniyet kurdular. Bize düşen onların bu hakikatlerini azık edinip onlar nasıl ki hiçbir medeniyetin olmadığı o coğrafyada -hem de tecrübe ve birikim olmadan- ilahi bir mucize olarak yüce bir medeniyet inşa ettiler ise bizim de onlar gibi yapmamız gerekmektedir. Biz onların ve aziz ecdadın tecrübe ve birikimlerini de edindiğimizde Allah’ın izni ile yeniden tarih sahnesine çıkacak ve dünyanın hasretle beklediği adil, hakkaniyetli günü dünyaya ve dünya insanlığına hediye edeceğiz.

İdeal olan o kuşak aynasını edinme ümidi ile, selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER