CANLI YAYIN

Kişi Konumlandığı Yerdir/Yerdedir

Kişi Konumlandığı Yerdir/Yerdedir

Azeri şair Ahmet Cevad’ın, Kafkas İslam Ordusu’nun da marşı olan, beğendiğim bir dörtlük üzerine gelen bazı eleştiriler ve yaklaşımlara dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle bir Müslümanın hayata ve olaylara peygamberin nehyettiği ırkî/kavmî bir yaklaşımla bakmasının ve olayı beşerî bir mantık ile ele almasının iddiasıyla tenakuzu olduğunu ifade edeyim. Dolayısı ile dörtlüdeki kelimelere modern çağın iğfal edilmiş anlamları ile bakmadığımın altını çizeyim. Düşüncelerimi ve okumamı zikretmeden önce dörtlüğün lafızlarını öncelikle şuraya bir alayım:

Çırpınırdın Karadeniz bakıp Türk’ün bayrağına,

Ah ölmeden bir görseydim düşebilsem toprağına.

Sırmalar sarsam koluna, inciler düzsem yoluna

Fırtınalar dursun yana, yol ver Türk’ün bayrağına.

“Çırpınırdın Karadeniz” derken aklıma düşen, bütün bir yeryüzünü remz ettiğidir. Ve bütün bir yeryüzündeki özellikle 1000 yıla yakın bir zaman İslam’la izzetlenen bu milletin öncülüğünde İslam ümmetinin bütün bir yeryüzüne hakim kıldığı adalet düzeninin önce duraksama, sonra gerileme ve nihai olarak çöküşü ile özellikle bu millet ve bu milletin aziz değerlerine sahip olan diğer İslam milletlerinin üzerinde bugünkü hakim barbar Batılı itilaf devletlerinin estirdiği feryad u figanlar, mezalimler, sürgünler, bölünmeler, sömürüler birer dalga gibi gözlerimin önünde canlanıverdi…

“Bakıp Türk’ün bayrağına” derken; o bayrak ki Hz. Ömer’in dili ile “Biz Allah’ın (c.c.) İslam ile aziz kıldığı bir milletiz!” ifadesinde vurgulanan izzeti ve bu izzetle izzetlenen milletlerin hakimiyetini, hükmünü, dolayısı ile bin yıla yakın bir zaman ilay-ı kelimetullah davasının simgesi ve alameti olmuştu. Bu bayrağın altında hak ehli dünyanın dört bir yanında hakikati dillendirme, yaşama imkânı bulmuştu. Dörtlünün bu kıtası dillendirilirken adeta mana can bulmuş ve bir zulmen esir edilmiş bir kahramanın ruhaniyetine bürünmüş ve bu tarihi süreçte, geçmişte yaptıkları ile başı dik, alnı açık, mazluma yar, zalimin korkulu rüyası olmuş olan babayiğidin kahreden çaresizliği canlandı gözümde.

Nasıl kahrolmasın ki! Bir tarafta adaletle, hakkaniyetle dağa taşa hak yol İslam’ın yazıldığı, yaşanmış şanlı bir mazi, diğer tarafta kimlikleri, kişilikleri ellerinden alınmış, kurduna aşık koyunlar gibi mankurtlaştırılmış, kendi değer ve doğrularına yabancı, düşmanının ellerine bakan ve hakkını düşmanına benzemekte gören yığınlar. Elbette ki bu durum maziyi bilen ve anı yaşayan ve geleceğin vakıına ferasetle bakan her bir vicdan sahibini çırpındırır ve kahreder.

Gözümde dörtlünün ikinci mısrasındaki “Ah ölmeden bir görseydim” cümlesi, bu babayiğidin mukaddeslerle bezeli adil maziyi, mazide yaşamış anlı şanlı ecdadı nesillerine ve gelecek kuşaklarda canlandırabilme hecesi ve çırpınışı olarak meydana gelen bir feryad oluverdi.

Hele bir de ikinci yarısındaki “düşebilsem toprağına” kısmı... Bu hakikatin yani ecdadını nesillerine tanıtabilme, taşıyabilme ve bunun özünde ecdadı aziz kılan hakikatleri, ayrıca nesillerin mankurtluklarına, kimlik ve kişiliksizliklerine son verecek hakikatin bu nesillerde can bulmasının uğruna canını verme arzu, hasret ve iştiyakını haykırdı yüzüme.

Bu babayiğit, yine aynı duyguların feryadı sadedinde “Sırmalar sarsam koluna” kol ki insanın genel anlamda her bir işini kendisi ile yaptığı organıdır. İfade ettiğim yüce davaya dair lazımların yapılacağı vesile ve sebepleri, ruha ferahlık veren, derin bir ustanın hassasiyeti ile işlenen kıymetli şeylerle bezemesini anlatmakta.

İkinci mısraındaki “inciler düzsem yoluna” ile de bu uğurda hayatın en değerli, kıymetlilerinin feda etme isteğini ve feda edilebileceğini haykırmakta olduğunu gördüm.

Dörtlünün son mısraının ilk parafında “Fırtınalar dursun yana” aynı anda, zamanda, modern çağda bizi biz olmaktan alıkoymak için bizi aslımızla, özümüzle aramıza mesafe olması için estirilen çağın bütün ağlarına, bağlarına ve bağlamlarına, üstad Necip Fazıl’ın

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak

dediği gibi adeta tüm bu tuzaklara ‘Ey melez çağın fırtınaları, fitneleri, fırıldakları! Siz durun bir hele, durun.’ demekte. Hemen akabinde gelen parafta ise son diyeceğini diyerek “yol ver Türk’ün bayrağına”, yol verin aziz ecdadın mazlum ve mağrur nesilleri geliyor demekte. İstemeseniz de haykıra haykıra, ezilerek de olsa sürünerek de olsa geliyorlar.

Ben dörtlüğe buradan baktım. Durduğum yer ve baktığım nokta burasıdır. Yoksa dillendirenin görünüşü, cinsiyeti veya bu hakikatlere ait olmayan enstrümanlar bir nevi gözlerimden kaybolup gitti. Hani Anadolu insanının bir deyimi var ya “dervişin fikri ne ise zikri de odur!”

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER