CANLI YAYIN

Doğru Usulle Doğru Soruyu Sormak

Doğru Usulle Doğru Soruyu Sormak

İnsanoğlunun varlık serüveni elest bezminde bir soru ile, (الست بربكم  / ben sizin rabbiniz değil miyim?!, Araf 172) sorusu ile başladı. Elest bezminde başlayan bu serüven, adına dünya dediğimiz bu tiyatroda bir açıdan birçok soru ve sorunlarla devam ede durmaktadır.

İnsanın annesinden doğduğu andan itibaren soruları vardır. İlk andan itibaren ağlaması da bir nevi biyolojik ve psikolojik anlamda ihtiyaç duyduğu sorusuna cevap aramak sadedindedir. Cenab-ı hak ona anne rahminde bir sekinet, sükûnet ve güven bahşeylemiştir. Oradan uçsuz bucaksız dünyaya gelince bir anda garipser, ürker ve korkar. Ta ki hissi anlamdaki sorusunu yeryüzündeki meleği olan annesi göğsüne alıp giderinceye dek. Akabinde bebekliği, çocukluğu süresince yabancısı olduğu hayatı sürekli sorgulayarak, sorular sorarak tanımaya ve anlamaya çalışır. Genç olur, soruları sürecin akışı içinde sorunları da kendisi ile beraber getirir. Kendini, hayatı ve yaşanılanları anlamak, tanımak ve kendisi için anlamlı kılmak için sürekli sözlü veya fiili olarak birtakım sorular sorar durur.

Nurettin Topçu, “Var olmak düşünmek demektir.” der. Düşünmek ise düşünülen hakkındaki çok yönlü soruların birleşimi ile meydana gelen bir eylemdir. Dolayısı ile var olmanın temel elementlerinden biri sorudur dense yeridir. Aslında her alan ve sahada Var olabilmek için yapılacak ve yapılması gereken ilk iş, doğru soruyu sormak olmalıdır.

Biliyoruz ki “neden” bir soru olduğu gibi, “nasıl” da bir sorudur. Ama her ikisinin vardığı sonuçları farklıdır. Birincisinde (neden) bir sebep veya suçlu aranırken, ikincisinde (nasıl) bir süreç ve hakikat aranmaktadır. Doğru soru ile yola revan olamayan kişinin, doğru bir yolda olsa bile doğru olan hakikati yakalaması olanaksızdır. Öyleyse gerek ebeveynlere ve gerek eğitimcilere düşen en öncelikli vazife ve sorumluluklardan biri, yetişen çocuklara ve gençlere doğru soru sorabilme melekesini kazandırmak olmalıdır.

İslam medeniyetinde dikkat edilirse olay ve hadiselerin ele alınışında olay ve yakın sebepten daha çok, uzak olan asıl sebeplere ve alınacak sonuçlara odaklanılmaktadır. Bundan yola çıkarak Hz. Ali’ye nisbet edilen bir vecizede “Başına bir hadise geldiğinde neden bu benim başıma geldi demek yerine, acaba nerede bir kusurum oldu da cenab-ı hak bu hadise ile beni uyardı veya temizlemeyi murad etti demelidir.” dediği rivayet olunmaktadır. Yani hayatın akışında karşılaştığımız olay ve sevmediğimiz havadisler karşısında “nerden bu beni buldu veya nasıl beni buldu” diyerek dıştan sebepler aramak yerine, ben nerede hata yaptım veya nasıl oldu da ben bunu yaşadım” diyerek, içe dönmek sureti ile uzak veya ilk sebep diyebileceğimiz şeyi kendi içimizde arama yoluna baş vurmayı öncelemek lazım.

İnsanoğlu şu dünya yaşamının süreç ve serüven içinde eğer doğru olan soruyu sorarsa ancak hakikati, gerçeği ve başarıyı elde etme olanağını yakalar. Aksi halde sürekli soruları birer birer sorunlara dönüşmeye ve hayatı çekilmez kılan sıkıntılara, hayata dair karamsar, çileli ve umutsuz bir vakıa olmaya kendisini adeta mahkûm eder.

Vakıa hayatta hangi alan ve saha olursa olsun, başarının temel basamağı da yine doğru soruyu sormaktan geçmektedir. Zira bir işe atılacaksınız. Bu noktada yürüyüşünüz birtakım sorularla başlar. Bu işe girmeli miyim? Ben bu işte yeterli miyim? Bu işte başarılı olma ihtimalim ne? Nerden başlamalıyım? Gibi…

Yine kariyer yapacak olan kişinin başarılı olması için de öncelik, kanımca, doğru sorudadır. Zira baş vuracağı alan hakkında “Bu alan benim sevdiğim bir alan mıdır? Ben bu alanı başarabilecek durumda mıyım? Bu alan benim seçeceğim alan olmalı mı?” gibi sorular, kişiyi acı da olsa gerçeklerle karşılaştıracak ve asıl başarılı olacağı alan ve sahaya erişmesine sebep olacaktır.

Bu girizgahtan sonra epey bir zamandan beridir Müslümanların birliğine, beraberliğine, güç-kuvvet ve enerjilerini doğru alanlara sevk etmelerine engel olan bazı tartışmalar almış başını gitmekte. Hız ve haz çağı olan modern çağda hayatın olanca hızı ile devam etmesinin bir sonucu olarak insanlar okumak yerine yüksünmeyi, düşünmek yerine tartışmayı, doğru soruyu sormak yerine suçlu/günah keçisi aramayı yeğlemektedir. Baktığımızda aynı coğrafyada, aynı harekette, ayı teşkilatta, aynı davada aynı güzellikleri isteyen insanlar bile, birbirlerini dinleyip anlamaya çalışmak yerine uzaktan sosyal medya ağları ile birbirlerini itham, ilzam etme yolunu tercih etmekteler. Hakikat, bu herkese açık olan mecralarda bu ve benzer tartışmalar, toplumun büyük kesimlerinde zihin karışıklığına, ayrılık ve ötekileştirmelere sebep olmaktadır.

Biri çıkıp “tehalüf teşahür” (toplumca kabul edilen bir gerçeği inkâr edip kısadan meşhur olma) mezhebinden toplumda ön kabul görmüş, öteden beri bir şekilde yer edinmiş olan bir şeyi absürtçe reddediyor. Buna mukabil diğer birisi ise konunun aslını hakikatini ve kaynağının ne olduğunu ortaya koymak yerine veya o şeyin asıl kaynak ve bağlamının ne olduğunu ortaya koymak yerine şahısları hedef tahtasını oturtmakta ve olayı hakkın ve hakikatin müdafaası olmaktan çok, şahısların husumetine dönüştürmektedir. Yine aynı kişiler kendilerini müdafaa ederken muhataplarının kendilerine yönelttikleri soruların gerçek anlamlarını anlamak ve neyi kast ederek bu soruları yönelttiklerine bakacağı yerde, yalın müdafaa yapabilmek adına alakasız sokak dili ile savunmalara baş vurmaktadır. Eskiler “usulsüz vusul olmaz” derler. Müslüman gibi, boşa harcayacak zaman ve enerjisi olmayan insanların öncelikle doğru bir soruya, doğru bir yönteme ve usule sahip olmaları kaçınılmazdır. Aksi halde bundan yoksunluk yine eskilerin “kaş yaparken göz çıkartma” dedikleri şey olur. İyi bir şey yaparken yapılan kötülükten beterine imza atılmış olur.

Müslümanların temelde şunu iyi bellemeleri lazım gelir: İslam şahsı yok etmek yerine, eylemi ve olayı nefy eder. Yani içki içen kişiyi yok saymaz, onu murdar saymaz, bilakis içtiği içkiyi haram/murdar sayar. Kumar oynayan kişi veya zina eden kişiyi dışlamaz, murdar saymaz ama kumarı ve zinayı pis, haram sayar. Öyleyse önce doğru bir yönteme sahip olmalı. Akabinde doğru soruyu sormalı ve bunun akabinde de nihai hedef olarak insanları nefyetmeyi, ötekileştirmeyi, dışlamayı değil, yanlış ve kötü olan şeyleri ötelemeyi öncelemelidir. Şunu unutmamak gerek ki, üzümü yemek ile bağcıyı dövmenin bir olmadığını anlamayan kişilerin bu incelikleri anlamaları biraz olanaksızdır.

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER