CANLI YAYIN

Tasavvuftan Maksad Nedir? II

Tasavvuftan Maksad Nedir? II

Bugüne döndüğümüzde ve kendilerini selef-i salihin dediğimiz büyüklerin kendisinin üzerinde olduğu hakikati görmek isteyen kardeşlerimiz (ki bugün de sufiyye taifesine itirazda bulunanlar bunlar) bunların mercileri İbn-i Teymiyye ve İbn-i Kayyim el-Cevziyye gibi büyüklerdir. Bunlar eğer bu büyüklerin sufiler hakkındaki sözlerini okusalar sufiyye taifesinin büyüklerine söz söylemekten haya ederlerdi. 

Mesela İbn-i Teymiyye, Sufiyye ve’l-Fukara adlı bir eser yazdı.  Yine Feteva’sında iki cildi sufiyye taifesinden bahsetmeye ayırdı ve yine orada kendisinin de Abdulkadir-i Geylani hazretlerine dayanan senedinin olduğunu haber vermekte. Yine Abdulkadir Geylani hazretlerinden bahsederken kuddise sirruhu ifadesini kullanır ki bu istilah yalnızca tasavvuf ehlinin kullandığı bir ıstılahtır. Yine İbn-i Kayyım el-Cevziyye’nin tasavvuf hakkında bir kitabı vardır. Adı Medaricü’s-Salikin Şerhu Menazilu’s-Sailin. Bu Menazilu’s-Sailin kitabı İmam Herevi’nin kitabıdır. İbn-i Kayyım buna şerh yapmış adını da Medaricu’s-Salikin koymuş. 

Demek ki tasavvufun aslı Kitab ve Sünnet’in ta kendisidir. Özetlersek şöyle bir ilmi yöne baktığımızda ilmi sahadaki büyüklerin sufilerden olduğunu görürüz. Hiçbir kimse sufiyye taifesini bir kenara bırakarak ilmi sahada varlık iddia edemez. Mesela kıraat ilmi, meşhur karilerimizin senetleri onların sufiyeden olduğunu gösterir. Örneğin Zekeriyya el-Ensari, bütün kurralar senedlerinde bu zata dayanırlar ki bu zat tasavvufun büyüklerindendir. Bu zat Risale-i Kuşeyriyye’ye bir şerh yapmıştır ki bu şerhte tasavvufun temel esaslarını ele almıştır. Mesela Kütüb-ü Sitte’nin ravilerinin tümüne baktığımızda senedlerinin dayandığı büyüklerin sufiyyenin meşayıhı olduğunu görürüz. 

O halde demek ki bu tasavvuf büyükleri dinin bize ulaşımındaki ana mercilerdendirler. O halde bunların hakkında şek ve şaibe oluşturmak, maazanallah, din hakkında şaibelere gebedir. Zira dini getirenlerde şüphe oldu mu, o zaman dinde de olur; çünkü onu getirenlerde şüphe vardır. Bu ilmi sahada böyledir. Mesela İbni Hacer el-Askalani Şerh-i Buhari’nin sahibi Abdulkadir Geylani’nin tercemesini yapıp hallerini, kerametlerini orada yazan şahsiyettir. Müslim’i şerheden İmam Nevevi yine onun et-Tibyan fi Adaba Hemeleti’l-Kur’an’ını okuyan herkes tasavvufun kokusunu açıkça hissedecektir.  

Cihad sahasına gelirsek, bugüne dek Müslümanların bildiği, tanıdığı tüm zaferlere baktığımızda onların liderleri veya onların arkalarındaki güçleri ve onları cihada sevk edenlerin sufiyye taifesi olduğunu görürüz. Mesela Kudüs-ü Şerif’i fetheden Selahaddin-i Eyyubi cihad edebilmek için tekkelerde insanlar yetişsin diye tekkeleri inşa eden kişidir.  Yine Mısır’da İmam Şafii’nin mezarının üzerine kubbe yapan da yine Selahaddin’dir.  Nureddin Zengi tasavvufun en büyük eserlerinden olan İhya-ı Ulumu’d-Din’in telifini temin edecek olan medrese ve alimlerin yetişmesini temin eden kişidir…

Bu noktada denilebilir ki İhya’da cihad bahsi yok; evet İhya’da yok çünkü İmam-ı Gazali’nin baktığı o günün insanları cihaddan uzaktı. Ancak onları bu amelden alıkoyan temel sebep dünya sevgisi ve ölümü kerih görmelerinin sonucu olarak dünyaya olan meyilleri, rahatlarına olan düşkünlükleri ve benzeri sebeplerdi. İmam Gazali de dedi ki o zaman bu sebepleri ortadan kaldırırsak sonuç otomatik olarak değişecektir; ve öyle de oldu. 

 

Benzer şekilde yaşı 60’ı aşmasına ve gözleri görmemesine rağmen sancağı eline alan Ebu’l Hasenu’ş-Şazeli hazretleridir Mısır’da etrafına İz bin Abdusselam gibi alimlerin sultanlarını da alarak cihad seferberliğini başlatan. Yine Tatarları def eden cihad ordusunu sevk eden ve Müslümanları harekete geçiren Ahmed Bedevi hazretleridir.  Mağrib’deki cihad hareketini başlatan şahsiyetler de sufilerdir. Yine Libya’da büyük cihadı başlatan Ahmed Muhtar, Senusiyye tarikatına müntesib olan bir şahsiyet; Şam’da ümmetin cihadının sancaktarları Nakşi ve Şazeli tarikatı meşayıhıdır. Yine Endonezya ve çevresindeki zulmü def eden mücahitlerin öncüleri Aleviyye tarikatı meşayıhıdırlar. 

Bu ifade ettiğimiz hakikatleri objektif olarak mütaala eden her insaf sahibi mümin görecek ki birinci asırdan bugünkü çağa dek cihadi hareketlerin sancaktarları tarikatı aliyyelerin meşayıhıdırlar. 

Tebliğ ve davet yönüne gelirsek, yeryüzünde kıtal olmaksızın İslam’a hikmet ile davet ederek insanların İslam’ı seçmelerine, girmelerine sebep olanın çoğunlukla tasavvufi hareketler olduğunu görür. Asya kıtasına bakın, Afrika’ya bakın İslam’ı yayanların bu hareketler olduğunu göreceksiniz. Asya kıtasına bakın, Ticaniyye ve diğer tarikatların İslami yaymakla meşgul olduklarını görürsünüz.

Şimdi iktisadi yönüne bir bakalım; İslami iktisadı yayanlar yine tasavvuf büyükleridir. Mesela Cüneyd-i Bağdadi hazretleri tüccar idi, İmam-ı Azam tüccar idi; tasavvuf büyüklerinin büyük çoğunluğuna baktığımızda yük olan değil yük alanlar olduğunu görürüz. Sadece manevi sahada değil, maddi sahada da böyle. 

Dolayısıyla hayat dini olan İslam’ın hayatın tüm alan ve sahalarındaki çalışmalarına baktığımızda tasavvuf ehlinin bu manada birer sancaktar olduğunu görürüz.  Şimdi tasavvuf ehlinin geçmişi böyle iken, bugün tasavvuf ehline dil uzatanlara şu soruyu sormak gerek: tasavvuf ehlini örneklerle eserlerini ifade ettik, peki sizin eserleriniz nerde? Tarihe baktığımızda tasavvufun devri dediğimiz dönemlerde İslam sancağının zirvelerde olduğunu görürken bu sancak düştükten sonra ise maalesef Müslümanların zayıf kaldığını görürüz.  

Bugün birçok kişi tasavvuf ve tarikat ehliyim diyen insanlarda var olup şeriata uymayan şeyleri ifade ederek tasavvufu inkâr edenler... evet birçok yerde özellikle yaşadığımız fetret devrinde tarikat ve tasavvuf ehli olup bidatlerle ve yanlışlarla iç içe olanlar var, sızmışlardır aralarına, şunu unutmamak lazım ki tasavvuf bunlardan beridir. 

Cüneyd-i Bağdadi, ‘bir adamın havada uçtuğunu görseniz, uçtuğuna bakmayın şeriata uyup uymadığına bakın; eğer uymayan bir şey varsa o istidracdır, ondan uzak durun; yok eğer şeriata harfiyyen uyan biri ise o Allah’ın o kişiye bahşettiği bir keramettir.’der. 

Şimdi Hadis ilmine birileri mevzu-zayıf hadisler sokuyor diye hadis ilmini inkar mı edeceğiz?! Yine Tefsir ilminde birileri israiliyatlarla uğraşıyor diye tefsir ilmini mi atacağız!? Fıkıh ilminde birileri dünyevi menfaat için fıkhı suistimal etti diye onu terk mi edeceğiz! Akaid ilminde birileri felsefecilerin sapıklıklarını ona katmış diye onu mu terk edeceğiz!

Böyle yaparsak dini atmış oluruz. Onun için bize düşen bakacak ve araştıracağız, ehil mi değil mi; şeriata uyuyor mu uymuyor mu? Uyarsa alacağız yoksa atacağız. Avamdan insanlar kerameti var mı yok mu diye bakıyorlar; asıl keramet istikamettir! 

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER