CANLI YAYIN

Tasavvuftan Maksad Nedir? I

Tasavvuftan Maksad Nedir? I

Sufi ile Sünni arasında bir fark var mı? Hepimiz Müslüman, muvahhid, Allah’ın (c.c.) varlığına ve birliğine şehadet eder, efendimizin (s.a.v.) O’nun resulü olduğuna şehadet ederiz. Peki öyleyse, nedir ikisinin arasındaki fark?

Tasavvuf kelimesi insanların çoğunun zihninde bu çağda birçok işkaller çağrıştırmakta ve soru işaretleri barındırmaktadır. Birçok insanın katında da hassasiyetler meydana getirmektedir. Bundaki temel sebep zamanın akışıyla insanlara ulaşan ve zihinlerini bulandıran kötü algıdır. 

Öncelikle bir şey hakkında doğrudur veya yanlıştır, iyidir veya kötüdür diye bilmek için, o şeyin künhüne, mahiyetine vakıf olmak gerekir. Öyleyse tasavvufun manasının ne olduğuna bakmamız lazım ki o (tasavvuf) hayır mıdır yoksa şer olan bir şey mi, bilinsin. Selef imamlarının tarif ettiği tasavvuf, Hasan-ı Basri hazretlerinden bizlere dek gelen, meşayıhımıza kadar silsile halinde derveran eden nefis terbiyesi okuludur. O tasavvuf, insana İslam’ın üçüncü rüknü olan İhsanı kazandırmakla meşgul olmaktadır. 

Fıkıh ilmi, İslam’ın namaz, oruç, hac ve bunlara tabi olan muamelelerin hükümleri ile meşguldür. Tevhid ilmi ki daha sonraları bunu akaid ilmi diye isimlendirdi ulema; ancak bu akaid ifadesi sahabe ve onlardan sonrakilerin devrinde yoktu. Tabi ki bunun akaid ismini alması, bahsinin konusu olan iman meselelerinden bahsetmesi hasebiyledir. Bu da İslam’ın temel rüknüdür. Tasavvuf ise İslam dininin üçüncü rüknü olan ihsanın tahakkuk etmesiyle ilgili olan alanlarla meşgul olur: O da ihsan makamıdır. Dolayısıyla tasavvufu bu kendi menşeinden tarif ettiğimizde, o İslam’ın en üst zaviyedeki rüknü olan ihsanın tesis edilmesini esas alan bir ilim dalıdır. 

Şimdi bir de tasavvuf isminin nerden geldiğine bir bakalım: Efendimiz ve sahabe devrinde tasavvuf ismi var mıydı? Başta, bu soru çirkin bir cehalettir. Zira ilim ehline göre ıstılahlarda müşahat yoktur. Yani haram olmadıkça herhangi bir şeyi dilediğin bir isimle isimlendirirsin. Mesela akide ilmi ifadesi efendimiz ve sahabe zamanında yoktu, yine usul ilmi ifadesi efendimiz ve sahabe zamanında yoktu. Tecvid ilmi bu isimle efendimiz ve sahabe zamanında yok idi; başka şekil ve ifadelerle Kur’an-ı Hakim’in tertili ile ilgili kullanılıyordu. Yine sahih olan hadisleri sahih olmayandan ayırma melekesini kazandıran, hangisi zayıf hangisi mevzu, hangisi hasen, bunları öğrendiğimiz, adına cerh ve tadil ilmi denilen ilim yine efendimiz ve sahabesinin zamanında yok idi.

Ayrıca bir hususu sadece ‘Bu, efendimiz ve sahabe-i kiram zamanında yoktu!’ diyerek reddetmek yeterli bir delil olmaz. Peki, sûfi ifadesi nerden geldi? Bazı alimler dediler ki suffe kelimesinden sufiye dönmüştür; asıl kökü de safa kelimesinden gelmekte, yani cenab-ı hak onları temiz ve pak kılmıştır manasında... Diğer bazı alimler de yün manasında olan suf kelimesinden gelmiş dediler. Zira Efendimiz (s.a.v.) ve sahabe-i kiram efendilerimizden (r.anhum) sonra tabiin devrinde insanlar dünya ve nimetlerin içine dalıp dünyanın zevk ü sefasına dalıp değişik değişik kıyafetler giyecekler ve bineklere iltifat edip yöneldikleri o zamanda, en ucuz ve kıymetsiz kıyafet yün idi.  Özellikle dünyaya iltifat etmeyenler ile fukara taifesi, şartlar her nasıl olursa olsun yün elbiseler giyerlerdi. Bunun üzerine o günkü şatafatlı ortamda imkânı olsa bile dünyanın aldatıcı zevk ü sefasına iltifat etmeyen ulema ve Salihler dünyadan yüz çevirip Allah’a (c.c.) külliyen yönelme kastıyla onlar da fukara elbisesi olarak bilinen bu yün kıyafetler giydiler. Kelime de manasını bundan aldı… 

Şimdi sahabe-i kiram ve tabiinlerden sofi olan kimseler var mıydı noktasına bir bakmak lazım. Öncelikle şunun altını çizelim: Sufiler, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tırlar.  Mesela Sahih-i Müslim’in şerhine baksa birisi, orada görecektir ki İmam Müslim üslup olarak hadisi rivayet eden ravilerden birini övmeyi murad ettiğinde sufi olduğunu söylemektedir. Mesela sufi olan falanca oğlu filanca gibi...  Yine Kitab-u Sıfatussafva, yine diğer bir adı da Safvetü Essaffe’dir.  İmam Hafız İbni’l-Cevzi’ye (ki bugün tarikat ve tasavvuf münkirlerinin büyük bir kısmı kendilerinin bu imamdan istifade ettikleri iddiasındadırlar!) aitti. Orada görecektir ki birinci, ikinci ve üçüncü asırda tasavvuf büyüklerinin birçoğunun hayatlarını ve kerametlerini tercüme ettiğini görecek. 

Neden yazmış insanlar hayatlarını? Öğrensinler de onlara uysunlar diye. Yine Ealamu’n-Nübela, İmam Hafız Zehebi’nin eseridir; orada birçok tarikatı aliyelerin meşayıhının halini tercüme ettiğini görülür. Dolayısıyla selef-i salihin efendilerimizin eserlerine dönüp baktığımızda, ağzına kadar tarikat-ı aliyelerin büyüklerinin hayatları ile dolu olduğunu görürüz ve selef-i salihin efendilerimizin onları medhettiklerini, bir kişiyi methederken bu ismi kullandıklarını gözlemleriz. 

Diğer yazımızda kaldığımız yerden devam etmek niyetiyle,

Selam ve dua ile…

 

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER