CANLI YAYIN

İlim Talibi Genç Kardeşlerimize Altın Öğütler

İlim Talibi Genç Kardeşlerimize Altın Öğütler

İlim için İslam uleması farzdan önceki farzdır demişlerdir. Yani farz olan imandan önce gelen farzdır anlamında. Zira insan neye inanacağını, nasıl inanacağını bilmeden iman etmesi diye bir şey düşünülemez. Bu münasebetle İlim tahsildarı olan genç kardeşlerime tesbit ettiğim ve faydalı olacağına inandığım bazı noktaları paylaşmak istiyorum.

Öncelikle hakîki ve ciddî manada alim olmak güç bir iştir. Fakat Allah teâlânın yardımıyla istekli bir ilim yolcusu bu muradına nail olur. İlimde otorite olmak için:

  1. Ciddi bir İlim tahsili süreci. Bu ciddiyet hem şahsın çalışmasında hem de çalışacağı sürede geçerlidir.
  2. Aşırı istek (tumüh). Efendimize (s.a.s.) nisbet edilen bir hadiste “her kim ister ve isteğinde ciddi olursa, isteğini bulur…” denmiştir. Demek ki istek önemlidir. Anadolu insanının “sabreden derviş muradına ermiş” vecizesi de bu gerçeği haykırmaktadır.  
  3. Kalbin aydınlatılması (tenvîru'l-kalb). Eskilerin ilim yolculuklarına çıkmalarının temel sebeplerinden biri de kalbi meşgul edecek dünyevi, gündelik meşguliyetlerden uzak kalabilmektir. Kalbi meşgul olan kişinin ilim tahsili, dolu bardağı doldurmaya çalışan kişinin durumuna benzer.

Bazı hususular da vardır ki talibu’l-ilim olan kişi hem kendisinin istifade edeceği hem de yarınlarda kendisi de öyle olmayı hedef edinmesi gereken hususlardır. İlim talibi olan kişi unutmamalıdır ki rehbersiz ilim tahsili olmaz. Bu bir kitap okuması da olabilir, uzun soluklu bir ilim tahsili de olabilir. Bu nedenle imkân nisbetinde hocasını iyi tesbit etmelidir.  Hoca ilim sevgisiyle dolu, yapıcı, tenkid zihniyetine sahip, güçlü, salih, teşvik edici, emin (ilmin emanet edildiği icazetli güvenilir kimse), azimli ve himmet ehli olmalıdır.

Hoca, yaptığı çalışmaları yalnız maaş karşılığı bir görev olarak görmemelidir. Yalnız maaş karşılığı hizmet veren hoca, sadece kendisinin değeridir. Bu kişi ucuz adamdır, sıradan bir memurdur ve yaptığı da sıradan bir iş olarak değerlendirilir. Böyle eksik ve gevşek bir adamdan tahsil edilen ilim nâfi bir ilim olmaz.

Hoca, yüksek meziyet ve faziletlerle mücehhez olmalıdır. Çünkü ilim, karşılıklı oturmakla, yakınlaşmakla ve sohbetle elde edilir. Öğrenci de ancak böyle yetişir. Öğrenci canlı, ciddî, çalışkan, istekli, azim ve himmet sahibi olmalıdır. Her halûkarda onun gündemini ilim işgal etmelidir.

Talibu’l-ilim olan kişi edepli olmayı işin başına koymalıdır. Zira İmam-ı Azam efendimize nisbet edilen bir kelam-ı kibarda “Ben her ne elde ettim ise ancak ve ancak hürmet (edep) ile elde ettim.” Denmektedir. Bu ise bizlere edebin işin başı olduğunu gösterir.

Ayrıca edebin, kişinin tahsil ettiği ilmin nâfii olması için de vazgeçilmez bir şart olduğu unutulmamalıdır. Yine talibu’l-ilim olan zevat ilimle uyanmalı, ilimle yemeli, ilimle dolaşmalı ve ilimle uyumalıdır. İlim hem evvel, hem ahir, hem de ortadır.

Bunun için de gaflete sevkedecek kadar fazla yememelidir. İbn Ataullah el-İskenderî (rh.a.) el-Hıkemu'1-Ataiyye adlı eserinde, "Başlangıçta zor ve ağır şartlara tahammül etmeyen, ilimle yanıp tutuşmayan bir öğrencinin, aydınlık sonu da olmaz!" der. Bu söz, onun en değerli ve en güzel sözlerinden birisidir.

İlmin az olduğu, insanların madde ve sermaye ile meşgul oldukları şu günümüz dünyasında, ilim sevgisi gençlerin kalbine yerleşirse, bu onlar için -inşaallah- en büyük meşguliyet olur.

Bunu gerçekleştirmek için iyi bir hoca seçmek önemli olduğu gibi, ilmi yazıya geçirmek ve not tutmak da son derece mühimdir. Kişinin hafızası ne kadar kuvetli olursa olsun yine de yazmak gerekir. Unutmamak gerrek ki ilim, noktaların bir araya gelmesi demektir. İlim bir avdır, yazı ise onu avlamaktır. Bu yüzden de avcı durumunda olan öğrenci, mutlaka bir not defteri edinmeli ve ayet, hadis, fıkhî mesele, kelam-ı kibar, şiir... okuduğu, duyduğu ve gördüğü şeyleri yazmalıdır/avlamalıdır.

Öğrencinin mükemmel yetişebilmesi, okuduğu metni iyi anlamasına bağlıdır. Öğrenci inatçı olmamalı, kavrayamadığı konuyu istişare ve müzakere yoluyla çözmeye çalışmalıdır. Okuduğunu anladığına dair öncelikle kendisini ikna etmesi önemlidir. Eğer kendisini ikna edemezse o meseleyi kavramamış demektir.

İlim ehli olan kişinin en büyük musibet ve imtihanı anlık, günlük, gündelik gelir geçer siyasi, sosyal gündelik meselelerdir. Bu nedenle gündelik problemler, siyasi ve iktisadi gelişmeler ilim talibini yolundan alıkoymamalıdır.

Çok sık olmamakla beraber zaman zaman gezi ve toplantıların yapılması güzeldir. Fakat tertip edilen gezi ve toplantılar laubali bir şekilde geçirilmemeli, mutlaka bir kitap okunmalı veya ilmî-edebî sohbetler yapılarak ümmetin meseleleri konuşulmalıdır.

İlim ve sohbet meclislerinde, müzakere esnasında tartışma da olabilir. Hakîkatin ortaya çıkması ve bilginin kalıcı olması açısından bu güzeldir.  Nitekim Abbasî halifelerinden el-Me'mun, "Münakaşa yoluyla elde edilen ilim, konuşanı sadece izleme, dinleme veya mücerred araştırma yoluyla elde edilen bilgiden daha kalıcı olur." demiştir.

Talibu’l-ilim olan kişi soru sormayı ve de doğru soruyu sormayı kendisine şiar edinmelidir. Edep olsun diye hocasına hiç sual sormayan ve hep "inşaallah" diyerek sadece dinleyen öğrencinin bu tutum ve davranışı doğru değildir.

Rabbimizin, ilim yolunda ömrünü geçiren sahih niyetli kullarından olabilme duasıyla,

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER