CANLI YAYIN

Allah bizi neden yarattı ?

Allah bizi neden yarattı ?

Soru: Bir imtihan dünyası burası. İmtihanı kazanana Cennet, kaybedene Cehennem karşılığı var. Allah (c.c.) adil-i mutlaktır. Bunun en bariz örneği de kul haklarını affetmemesi, hatta hayvanların bile birbirlerinden haklarını aldıktan sonra toprak olacaklarının ifade edilmesidir. Öyleyse Allah (c.c.) neden beni yaratırken bana sormadı? Sorsaydı ben reddederdim. Beni yarattığı gibi yok etmesini isterdim ki bu da ona zor olmasa gerek. Ayrıca benim, ne Allah (c.c.) rızası, nede Cennet ve Cehennem umurumda. Beni isteğimin dışında kimse bir imtihana tabi tutamaz. Böyle bir durumda Allah (c.c.) benim hakkıma girmiş olmaz mı?

 

Cevap: Öncelikle bu Sorunun içinde birkaç soru var. Cevap sadedinde şöyle bir soru soruyoruz. “ Öncelikle insanın kendisini tanıması gerekmez mi? Bütün varlıklarla maddi manevi bağı bulunan varlıkların arasında adeta bir santral konumunda olan gerek sosyal ve gerek pozitif bilimlerde bunca bilim dallarına konu olup binlerce yıldan beri üzerinde çalışıldığı halde kendisi hakkında henüz çok cüzi bir bilgiye ulaşabilen ve muammalarla dolu olan insanın yaratılmasının hikmetini kişinin sadece kendisine bakan yönüyle ele alması körlerin fil tarifine benzer. Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. Unutulmamalıdır ki İnsanın Allah (c.c.)’a bakan yönü, melekler âlemine bakan yönü, diğer varlıklara bakan yönü ve kâinatın genel dizaynına bakan başka yönlerinin varlığı göz ardı edilmemeli. Bunca yönlerle beraber ele alındığında insanın kendisine bakan yönü sönük kalmaktadır. Bu hakikatlere karşı önce İnsanın böyle bir soru sorması yerinde mi diye düşünmek gerek? Akabinde İnsanı şöyle bir benzetme ile ele alabiliriz. Kâinatı bin bir deseni olan, her ipinin rengi farklı farklı, desenleri ile harika bir tabloyu andıran bir halıyı benzetelim. İnsan ise bu halıdaki küçük ama son derece hassas ve önemli olan bir nakıştır. İnsan, ancak bu sanat eserinin göz kamaştıran dokumalarının içinde bir anlam ifade eder ve önemli bir rol görür. Bu noktada olan insanın, hayatın bin bir çeşit hikmetlerini yok sayıp, serap gibi geçici olan birtakım sıkıntıları düşünerek varlığından pişmanlık duyması yanlıştır. Öyleyse bir insan Allah (c.c) beni neden yarattı diyebilir mi? Bizler adeta birer sanat eseriyiz. Bir resim ressamına, gergef gibi işlenen bir mobilya marangozuna, bir elektrik cihazı ustasına, bir saray mimarına karşı nasıl böyle bir iddiada bulunabilir? Bulunması ne kadar doğru olur? Bizleri maddi ve manevi bin bir çeşit nimetlerle donatan, bütün kainatı göz, kulak, dil ve damağımızın emrine amade eden, bunlarda adeta bir hakkımız varmışçasına bizim kullanımımıza sunan ve bizlere eğer bunları, bizler gibi o yüce zatın birer eseri ve sanatı olan varlıkların da faydasına olacak şekilde kullandığımızda diğer bir âlemde kat kat fazlası ile mükafatlandıracağını haber veren ve bu yüce zata ancak müteşekkir kalınması gerekmez mi? Bir ressam yapacağı resmi, bir mimar yapacağı binayı, bir mucit icat edeceği cihazı yaparken ona sorar mı? Veya sorması ne kadar yerinde olur? Peki, bunca hakikatlere rağmen neden böyle bir soru sorulur? Buna cevap sadedinde diyebiliriz ki bizim böyle bir soru sormamız biz kendimizi bağımsız, hiçbir şeye muhtaç olmayan varlıklar olarak telakki edip, adeta kendimizi tanrılaştırıp karşımıza da Mevla’yı oturtup ona kafa tutarak birtakım haklar iddia etmemizdendir. Olmasın maazallah.

 

Şimdi bu hakikatle beraber sorumuzdaki diğer bir soruya dönersek ben kimseye itaat etmem, istediğimi yaparım demek ne kadar makul bir talep ve söylem olur. Bir düşünün hayatta hep iyilik ve başarınızı isteyen, iyi ve saygın bir konuma gelmenizi isteyen, bunun için de terbiyeli, çalışkan, dürüst, özverili, sevecen, biri olarak olgunlaşmanızı isteyen ve iyi bir eğitim almanız için didinen Anne ve babamıza; “Beni dünyaya getirirken bana mı sordun, ben kafama eseni yaparım, dediğinizin hiçbirini yapmam, eğitim ve öğretimde neymiş. Dürüstlükte ne demekmiş. Çalışıp yorulmak, kardeşlerimin haklarını da gözetmek de nerden çıktı.” Demek doğru olur mu? Dikkatli ve vicdanlı bakıldığında Mevla’nın rahmeti bununla kıyaslanamayacak kadar fazladır.

Hayatı bir de şöyle düşünelim. Siz bir film senaristisiniz çok büyük bir maliyetli film senaryosu yazdınız ve filmde rol alacak oyuncuları belirlediniz. Bunlara verilecek ücretler de olağanın üstünde. Bu oyuncuların kimi sultan, kimi çoban, kimi sakat, kimi sağlam, kimi hasta, kimi sağlıklı, kimi güzel, kimi çirkin rolü oynayacak. Bu film de oynandıktan sonra uluslararası düzeyde bir kurul tarafından değerlendirmeye tabi tutulacak. Eğer beğenilirse hayal bile edilemeyecek kadar büyük ödüllerle ödüllendirilecek. Bir projeyi göz önüne alalım. Şimdi aklın ve izanın gereği bu rollerin dağıtıldığı oyuncuların kendilerine biçilen rollerini iyi oynayıp, dalında birincilik ödülü almaları gerekirken, serzenişte bulunmaları ne kadar doğru olabilir? Dolayısı ile hikmetli ve geçici olan, çekim sürecinde bazen meşakkatli, bazen sıkıcı olan rolden sızlanmamak gerekir.

 

Sorumuzdaki diğer bir soru Ben sorumluluk kabul etmiyorum öyle olduğu için de kabul etmediğim bir işten ötürü beni sorumlu tutmak adalet olur mu? İnsanın vücudu çok mükemmel bir gemiye, aklı ve vicdanı da o geminin kaptanına benzer. Şimdi böyle bir geminin sahibi bu gemiyi sana çok büyük bir maaş karşılığında emanet etmiş, bu gemiyi tayfaları ile beraber sahile sapasağlam ulaştırmanın karşılığında seni bir servete boğacağını söylemiş. Ve sen de: “Bana ne tayfaların ettiklerinden, motorun bakımından, temizliğinden, arıza veya başka halinden?” diyebilir misin? Ve böyle dediğinden dolayı gemi karaya oturdu veya battı ve tüm tayfalar gemi ile yok oldu ve sen diyeceksin ki “Bana ne? Ben sorumluluk kabul etmiyorum.” Böyle bir mantık olur mu? Burada akıllı olanın yapması gereken gemiyi ve tayfaları güzelce idare edip sahile sapasağlam ulaştırmak değil mi? Selam ve dua ile.

İlimsiz

DİĞER SORULAR VE CEVAPLAR