CANLI YAYIN

İttihad-ı İslam - II

İttihad-ı İslam - II

Değerli dostlar, Allah’ın (c.c.) rahmetinin sağanak yağmur gibi yağdığı şu günlerde şeytan ve şeytanilerin İslam ve ehli imana reva gördükleri zulüm ve acılar, ehli imanın yüreğini parçalamakta. Kaç yılı aşkın bir sureden beri Suriye’deki vahşet, Mısır’daki zulüm, Irak’a sıçrayan kardeş kavgası ve bundan önceki Irak’ta yaşanan ehl-i sünnet katliamları, Çeçenya, Doğu Türkistan, Arakan kısaca tüm İslam ülkelerindeki mazlum ve mahzun ümmetin hali… Rabbimiz (c.c.) “Yeryüzü Allah’ın mülküdür, dilediğini onda varis kılar” fermanı bizlere aslında yol göstermektedir. Yani Allah’ın (c.c.) dilemesine mazhar olmak…

Değerli dostlar, mevlamızın dilemesine engel olan şey, ittihadımızın (birliğimizin) olmamasıdır. Öncelikle unutmamalıyız ki İslam bir bütündür. Insan bir bütün, evren bir bütün ve hayat da bir bütündür. Bu nedenle bunlar tecezzi (parçalanma) kabul etmezler. Insanın ve hayatın dengesi bu bütünlük içinde gerçekleşiyor. Bu nedenle bizler bu mezkûr bütünlüğü göz ardı edersek ne olur? Hangi yanlışlar bizi bekler ve ne türden sapmalarla karşı karşıya geliriz vb. sorular üzerinde düşünmeye mecburuz. Eğer, sonuçta adil davranıp hakikati yakalamak istiyorsak, önce bütünlüğü gözetmemiz, görmemiz, yakalamamız ve göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu bağlamda, tarihi gerçekler bize şunu gösteriyor; gelen ilahi mesajlara parçacı ve pazarlıkçı yaklaşımlar, insanoğlunu şaşkınlık içerisinde bırakmış ve sapkınlığa sürüklemiştir. Bu anlayış ve yaklaşımlar insana da, İslam’a da, evrene de zarar vermiştir. Hatta zarar vermekle kalmayıp zamanla birçok zulmün nedeni de bu olmuştur.

Cenabı hak bu gerçeğe işaretle “Kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmına da inanmıyor musunuz? İçinizden bunu yapanların cezası dünya hayatında rüsvalıktan başkası değildir. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine döndürülürler.” (Bakara 85). İşte bu ayet-i celile, kitabı parçalama yoluna gidenlerden bahsediyor. Bunlar Kitabın bütünlüğünü göz ardı ettiler. Çünkü kitabın bütünlüğünü kabullenmek nefislerine ağır geldi. Ciddi mükellefiyetler devreye girmişti. Bu yükü yüklenmek istemeyenler kitabın satırları arasında kendilerine uygun gelen, hoşlarına giden, kendilerini ciddi bir risk ve bedel ödeme mecburiyetinde bırakmayan ayetleri tercih edip, Kitab’a parçacı yaklaştılar. İşte böylelerinin dünyada ve ahiretteki neticelerini cenab-ı hak bizlere bildiriyor. 

Başlangıçta parçacı olarak ortaya çıkanlar zamanla bakıyorsunuz ki süreç çerisinde parçalayıcı oldular. Bu noktada “Kendi dinlerini fırkalara, parçalara ayırmış olanlar ve her grup kendi elindeki ile sevinç duyup, bununla teselli bulmaktadır.” (Rum 32) buyuruyor rabbimiz.  Yani kendi haklılığını savunduğu parça üzerine bina etmektedir. Bu parçacı yaklaşım, anlamdan kopmaya, esastan uzaklaşmaya ciddi bir neden olarak karşımıza çıkıyor. Bakıyorsunuz ki insanlar kendilerini rahatlatacak yollara, çözüm arayışlarına, fetva arayışlarına din anlayışlarına gidiyorlar. O zaman da kendi ön kabullerini İslam’a giydirme, indi yorumlarını Kur’an’a söyletme yanılgısına düşüyorlar.

İnsanlar istiyorlar ki bulundukları hal üzere, İslam kendilerini onaylasın, meşru ve normal kabul etsin. Aslında bu hal, İslam’a gereği gibi teslim olamamanın verdiği bir sıkıntıdır.  Bu durum, olsa olsa İslam ile oyalanmaktır. Dikkat buyurun, iayet parçacı bir anlayış ile yola çıkarsanız, İslam’ı İslam-dışı birçok şeye monta edebilirsiniz. Laisizme, sosyalizme, rasyonalizme kapitalizme, demokrasiye, liberalizme vesair vesaire… Bugün İslam adına değişik tezlerin, doktrinlerin, anlayışların savunucusu olanların çıkış noktası, kendilerini ikna edebildikleri nokta, temeline indiğimiz zaman bütünü gözden kaçırmaları, yok saymalarından başkası değildir. Unutmayalım ki İslam’ı kendi iç sistematiği içinde ele aldığımız zaman ancak bütünü yakalayabiliriz. Aksi halde İslam’ı ön yargıların, aşırılıkların kurbanı etmiş oluruz. Kişi İslam’ı bir bütünlük içerisinde ele almak istiyorsa ahlakı da, ilmi de, cihadı da, edebi de, ahkamı da, düşünceyi de, pratiği de, teoriyi de önemsemesi lazım gelir. Birtakım ekoller, okullar, anlayışlar, yaklaşımlar, baktığımızda başlangıçta faydalı olurken, zamanla katılaşan ve kendi parçasından başkasına hayat hakkı tanımayan, kendi tercihinin dışındakilere saygı duymaz bir hale gelmişlerdir. Bu da çok ciddi yanlışların müsebbibi olmuştur.

İlim ehli her şeyi ilimden, takva ehli her şeyi takvadan, eylem ehli her şeyi eylemden, söylem ehli her şeyi söylemden ibaret görüyorsa, buna sığdırmaya çalışıyorsa, böyle dar bir kalıba sokmanın gayretine giriyorsa, işte bizim sıkıntımız buradadır. Yoksa her biri tek tek ele alındığında, bunlarda mutlaka doğruluk payları var. Çünkü her biri ile ilgili 10’larca ayet ve sağlam deliller var. Bu nedenle, Müslümanların istikamet ve itidali korumaları için kısmi, indi, cüz’i bakış açılarını aşması, bu handikapları geçmesi lazım gelir yine. Vahiy ile ufkumuzun açılmasını istiyorsak, ufuk açıcı yöntemi ancak bu bütünlük içerisinde yakalayabiliriz. Hakem olmanın, hâkim olmanın, hekim olmanın ön şartı objektiflik, külle ve künhe inebilmek, ulaşabilmek, bu derinliğe, böyle bir ufka ulaşabilmektir. Unutmayalım ki vahye şahitlik sorumluluğu, bütüncül bir duruşu da kaçınılmaz kılmakta.

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER