CANLI YAYIN

İttihad-ı İslam - I

İttihad-ı İslam - I

Değerli dostlar, iki asra yakın bir zamandan beri başsız kalan ümmetin mazlum ve gönülleri mahzun müminleri olarak, her zamankinden çok daha fazla hal muhasebemizi yapmaya muhtacız. Sözün sultanı Efendimiz’in (s.a.s.) 1400 küsur sene öncesinden buyurduğu “dert bizde dermanı da yine bizdedir” fermanı, içinde bulunduğumuz çetin ve çetrefilli halimizin çaresinin de yine bizde olduğunu haber vermektedir.  Bu nedenle vahye şahitlik sorumluluklarımızı yerine getirebilmemiz, dolayısıyla yaşadığımız hayatta yeryüzünü imar edebilmemiz için hayat iksirimiz olan Kur’an-ı azimüşşan ile Sünnet-i Nebeviye’nin rehberliğine dönmeye mecburuz. Elbette ki bu meyanda karınca kararınca, herkesin bir emek ve gayreti var. Fakat bu gayret ve çalışmalar, olması gerekeni olduracak, bizleri olmamız gereken seviye ve noktaya ulaştıracak mihver noktasındaki hamle diyebileceğimiz mahiyette maalesef bir türlü olmamakta. Bu nedenle durup başımızı ellerimizin arasına alarak tekrar tekrar düşünmeye, hal muhasebemizi tekrar tekrar yapmaya mecburuz.

Buradan yola çıkarak şunun altını çizmek istiyorum: Tesbit tedaviden önce gelir. Bu münasebetle dünya Müslümanlarının bir durumuna bakacak olursak bu hususta Efendimiz (s.a.s.) nebevi bir mucize olarak bugünkü Müslümanların durumundan bizlere haber vermekte. Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud, Taberani’nin rivayeti ile Sevban (r.a.) aktarıyor: Efendimiz (s.a.s.) buyurdular ki “yakında (yeryüzündeki) milletler yemek yiyenlerin çanaklara dadandığı gibi size karşı (savaşmak üzere) birbirlerini davet edecekler.  Sahabe efendilerimizden biri “ya rasulallah, bu hal bizler o gün az olduğumuzdan dolayı mı böyle olacak? diye sorunca, Efendimiz (s.a.s.) “hayır sizler sayıca çok olacaksınız fakat sizin çokluğunuz selin önündeki çerçöp gibi zayıf olacak. (Buna sebep olan halinizden dolayı) Allah (c.c.) düşmanlarınızın kalbinden, sizden korkma hissini söküp alacak. Sizin gönlünüze de bir vehn atacak!” buyurdular. Soruyu soran kişi bu sefer, “Ya rasulallah vehn nedir? diye sorunca Efendimiz (s.a.s.) bir nevi bu hale sebep olan hastalığımızı ifade sadedinde “dünyayı sevmek ve ölümü kerih (çirkin) görmektir buyurdular.

Değerli dostlar, dünya Müslümanlarının durumundan Türkiye Müslümanların durumuna kadar, bir dönüp bakacak olursak durumumuz, Efendimiz’in (s.a.s.) yaptığı tesbitten farklı değildir maalesef. Evet bugün biz Müslümanlar yeryüzü insanlarının yekûnuna nisbetle inanç grubu olarak en büyük yekûnu oluşturmamıza rağmen konum, durum, hal itibarı ile maalesef perişan bir vaziyetteyiz. 1980’lerde Bulgaristan’dan tutun Bosna savaşına, Afganistan’dan tutun Doğu Türkistan’ına, Myanmar’dan dutun Arakan’ına, Suriye’den tutun Irak’ına, Mısır’ına ve dünyanın dört bir yanındaki tüm İslam coğrafyalarında küfür ve ehli küfrün mezhepleri, meşrepleri, ırkları ayrı olsa bile söz konusu Müslümanların zulmedilmesi, asimile edilmesi, yok edilmesi olunca, aleni kafirlerle yardakçıları münafıkların ittifak ettiklerini kör gözler bile görmekte. Buna mukabil sayısal çoğunluğumuzun yanında dünya sevgimiz, mal biriktirme hırsımız, konum ve konfor düşkünlüğümüz, benci bencil ben merkezli menfaat ve maslahatlarımız ile ölümün değil ötesine hazır olmamanın felaket ve ürkütücü olduğu gerçeğine rağmen fani olan hayatımızın biteceği, zevklerimizin sefalarımızın tükeneceği korkusuyla bir, beraber ve bizleşemediğimizden dolayı selin önündeki çerçöpler gibi savruluyoruz; bu bizlere Efendimizin (s.a.s.) yaptığı nebevi tesbiti hatırlatmakta.

Değerli dostlar, içinde olduğumuz bu hastalıkları tedavi etmeye bugün vatanlarımız, iffetlerimiz, canlarımız, mukaddesatımızın çiğnenmesine rağmen yönelmeyeceksek yaşamanın, yaşamımızın ve hayatın ne anlamı kalır. Unutmamalıyız ki bizler Allah’ın (c.c.) seçtiği, yeryüzünde kendisine halife kıldığı, yüce vahye şahitlik sorumluluğuna hamal kıldığı, keremli insanlarız. Bizleri diğer canlılardan ayıran, mükerrem kılan, dışımızdaki bütün varlıkların kendisine yöneltildiği yüksek ve yücelik vasfını kazandıran bu temel özelliklerimizdir. Bu sorumlulukları bir kenara bıraktık mı o zaman dört ayaklı diğer canlılar gibi hayatımızın temel mantığı yemek, içmek, barınmak ve şehevi ihtiyaçları karşılamaktan başka bir şey olmaz. Unutmayalım ki bu da eşref-i mahluk olan insanın düşebileceği en alt seviyedir. Dolayısı ile insan olmamızın da, İslam olmamızın da gereği olarak yeryüzünü imar etmek ve insanlığı hayra sevk etmek sorumluluğumuzu hiçbir koşul ve şartta atlayamayız, gçz ardı edemeyiz. Bizleri bu sorumluluklarımızı yapmamızdan alı koyan faktör Efendimizin (s.a.s.) ifade ettiği hastalıklarımızdır. Bu hastalıkların bizlerde peydahlanması ve yayılmaya imkân bulmasının en temel etkeni de unutmayalım ki ümmet olarak bir ve beraber olmayışımızdır. Sürüden ayrılanı kurt kapar gerçeğindeki incelik gibi bizler de bütünden uzaklaştık mı bu sefer nefis ve şeytan ve şeytanilerin elinde maskara olmaktan kurtulamayız. Bu nedenle ne pahasına olursa olsun ümmet kimliğimizi öne çıkararak mutlaka vahdeti oluşturmalı ve oluşan bu vahdetin parçası olmalıyız.

İnşaalah uzun sürecek bir yazı dizisi ile ümmetin birliği ve buna mani olan hastalıklarımız meselesini ele almaya çalışacağız. 

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER