CANLI YAYIN

Efendimiz (a.s.)’ın Viladeti III

Efendimiz (a.s.)’ın Viladeti III

Efendimiz (a.s.)’ın viladeti ile hayata sunulan mayayı ele aldığımız yazı dizisinin sonuncusunda bu maya ile mayalanan, beklenen öncü nesile olan ihtiyaca değinmek istiyoruz. Evet, bu bir maya, bir eğitim idi. Şimdi anneler, babalar, öğretmenler eğer yavrular bizi dinlemiyorsa, onları birçok kötülüklerden alıkoyamıyorsak, onlara söz geçirmekte zorlanıyorsak, onlarda sosyal varlık olma bilinciyle hareket etme şuur ve bilincini göremiyorsak, hayata ve hayattakilere karşı sorumlulukların gereğini ve beklentilerini onlarda göremiyorsak; çağ açıp çağ kapatan fatihlerin ruhunu bulamıyorsak, Hz. Peygamber (a.s.)’ın açtığı sancağı ile özdeş olan hilali ümmetin üzerine kalkan olarak açan serdengeçtiler olarak karşımızda göremiyorsak buna mukabil bencil, benlikçi, hedonist (hazcı) duyguların kurbanı olarak karşımızda duruyorlarsa sormaya mecburuz: biz nerede yanlış yaptık? Neden bu nesilleri mayalayamadık? 

Sebepler düzeyinde ve en önde gelen sebep, elbette ki bugünkü eğiten değil öğüten eğitim sistemidir. Bizler eğer bunu umursamıyorsak, işte ana sorun burası ve bu bittiğimizin resmi anlamına geliyor. Geleceğimiz adına var olması gereken umut ve hayallerimizin gerçekçi olmadığının resmidir. Dikkat edilirse efendimiz o günün bağnaz toplumunda bir inkılap yapan nesilleri tepeden inme bir metodla eğitmemişti. Birini dövdüğü, birine sövdüğü, birine güç kullandığını iddia edebilecek birine rastlayamazsınız. Evet önümüzde efendimizin çağlar üstü usul ve metodu olağan örnekliği ile durmakta. Mesele bunu anlayıp anlayamamaktadır.

Öncü kuşağı yetiştiren eğitim ve maya, önceliğimiz olmalıdır. Bu bir medrese, üniversite idi ama öyle bir üniversite ki diploma yok, makam yok, mevki yok, dünyalık bir vaat de yok idi. Elbette ki bunların olması veya olmaması meslelesi değil kastımız. Bunların gaye ve hedef edinilip edinilmemesidir. Gerçekten bu dünyevi kaygılardan kurtulmuş olanların başarabileceği bir idealdir bu; önemli olan insanlığın kurtuluş ihtiyacına sunabilmektir bunu. Yani karanlıklara gömülmüş dünyayı aydınlatmak, yeryüzünü sarmış sosyal-siyasal adaletsizlikleri, haksızlık ve hukuksuzlukları bertaraf etmek, adaleti hayatın her sahasında kaim kılmak ve mazlumlara yar, zalimlerin korkulu rüyası olmak için, tıpkı sahabe kuşağında olduğu gibi, ecdadımızda olduğu gibi anadan, yardan, serden geçen olmak gerekiyor.

Muhammedi (s.a.s.) ruh, maya, hakikat bunu gerektiriyor. Evet, bugün yaşadığımız zulüm ve zillet çağı böyle bir kuşağa muhtaç ve hasret. Cenab-ı hakkın yeryüzüne koyduğu sünnetullahı, bu zulümlerin, yanlışların bitmesi için böyle bir kuşağın varlığını gerekli kılıyor. Unutulmamalı ki küfür yaşar ama zulüm yaşayamaz; Allah (c.c.) buna müsaade etmez.

Rabbimizin sünnetindendir, mühlet verir ama ihmal etmez. İşte tarihimize bir baktığımızda bunu görürüz. Bağdat’ın Hülagu’nün zulmü sebebiyle nehirlerinin kan ve mürekkep aktığı ve Endülüs’te engizisyon mahkemelerinde müminlerin katledildiği bir zamanda, Söğüt’te bir Bey olan Osman gazi lisanı hali ile ‘ben talibim ya rab!’ diyordu. Mühlet verdiğin bu zalimlerin zulmüne son vermek ve senin adaletini kendileri sebebiyle kaim kıldıklarından olmaya adayım diyordu. Sağına soluna bakmadan ben bu sancağa talibim, anadan, yardan, serden geçmeye hazırım, gemileri yakmaya hazırım diyordu. Allah (c.c.) “şüphesiz biz bu Kur’an’ı indirdik ve bizler onu koruyucularız” buyruğuna amadeyim diyordu.

Değerli kardeşim ey çilekeş Türk evladı (kastımız ırki anlamda Türklük değil, bilakis Osmanlı’nın mirasçısı konumunda olan bu vatan coğrafyasında yaşayan Türk, Kürd, Arab, Laz, Çerkez vb. mümin olan herkestir)! Tarihi sorumluluk ve insanlık 2 asırdan beri içine düştüğün teslimiyet ve ruhi esaret prangalarını kırmanı bekliyor. Bunun için de Allah (c.c.) gemileri yakıp hasbiliğini, ahiret bilincini ve nebevi maya ile mayalanmış bir nesli oluşturmanı ve yetiştirmeni bekliyor. 

İşte şöyle bir etrafına baktığında göreceksin ki, özellikle dede toprağın olan Ortadoğu coğrafyasındaki halkları mazlum tüm ülkelerin ve mağdurların gözleri sende, tekrar asil olan ecdadının bayraktarlığını yaptığı Muhammedi ruh ve maya ile mayalanmanı beklemekte.

Şimdi durup başımızı iki elimizin arasına alarak nefsi muhasebemizi yaparak yeniden ayağa kalkmaya ve bu mazlumların ahını dindirecek öncü nesli yetiştirmeye amade olduğumuzu göstermeye mecburuz. Her birimizin evimizin en kabiliyetli olan evladımızı, en zeki olan evladımızı Meryem validemizin muhtereme annesi Hanne validemiz gibi ‘Rabbim, ben bu yavrumu sana adadım, sen bu adağımı kabul et!’ demeye mecburuz. İşte bunu dediğimiz lisan-ı halimizle dillendirdiğimiz gün göreceğiz ki Allah (c.c.) dünyevi dertlerimizi bizden alacak, dertlerin en yücesi olan ilay-i kelimetullah derdi ile şerefimizi arttıracak, üzerimize zorla giydirilmiş tilki kürkünü yırtıp parçalayacak ve bir aslan oğlu aslan olarak hayatın sahnesindeki yerimizi bizlere bahşedecektir. Madem bir kere geldik ve madem her canlı gibi doğal olarak bu diyardan göçeceğiz; öyleyse neden Allah’la bir antlaşma yapmayalım? Canların cananına bu emaneti vermeyelim?! Ve neden hem dünyada onuru, şanı, şerefi kazanıp ahiret yurdunda da ebedi nimetleri kazanmayalım?!

Hasretle beklenen öncü nesli yetiştiren ve onlara hizmet eden ve onlardan olmak ümidiyle iç içe selam ve dua ile… 

 

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER