CANLI YAYIN

Efendimizin (s.a.s.) Viladeti - II

Efendimizin (s.a.s.) Viladeti  - II

Efendimiz (a.s)’ın Daru’l-Erkamlar’da gönüllere, ruhlara, fıtratlara İslam mayasını çaldığını, kapalı olan yürekleri Muhammedi anahtarlarla açtığını ifade etmiştik. Şimdi çalınan bu mayanın yansımalarına bakmamız gerekiyor.

Maya tutmuştu. İşte Zeyd Bin Harise (r.a.) bir köledir. Kaçırılıp köle olarak satıldıktan yıllar sonra, babası Harise ile amcası onun Efendimizin (s.a.s.) yanında olduğunu öğrenir. Evet, o Efendimizin azadlı (özgürlüğüne kavuşturduğu) kölesidir. Bedelini ödeyip geride onu hasretle bekleyen ve onun da hasretlerini çektiği annesi, ablası, kardeşi, amcası, dayısına götürecekler. Bunlar Efendimize gelir ve ey ‘Muhammed (a.s) şu oğlumuz Zeyd’i bize versen, biz de bedeli ne ise sana ödesek ve annesine, geride bekleyenlerine kavuştursak; sen ihsan sahibi bir kişisin, bize yardımcı olsan, olmaz mı?’ derler. Efendimiz; ‘Gelin sizinle bir antlaşma yapalım, onu çağırıp ona soralım, eğer sizi isterse herhangi bir şey ödemeden alıp götürürsünüz. Yok eğer beni isterse davanızdan vazgeçer ve onu bana bırakırsınız…’ der. Babası bakar teklife ve ‘Neden olmasın, peki’ der. Ve Hz. Zeyd’i (r.a.) çağırırlar. Gelince Efendimiz ‘Bunları tanıyor musun?’ diye Hz. Zeyd’e sorar, o da ‘Evet bu benim babam Harise, şu da amcamdır.’ der. Efendimiz ‘Babanlar seni alıp evine, anana götürmek istiyorlar, bende onlara şöyle bir antlaşma önerdim, sen ne dersin?’ deyince, Hz. Zeyd, “Vallahi hiçbir kişiyi senin üzerine tercih etmem!’ diyerek nebevi mayanın nasıl tuttuğunu bizlere gösteriyordu. Şimdi ucuz birtakım maslahatlarla insanların birbirlerini sattığı bu vasatta bugün yavrusu dünyalıkları, eğlenceyi, zevki, sefayı kendisine tercih eden ebeveynler, düşünmeli değil mi, ‘biz nerede yanlış yaptık’ diye! Evet patronlar düşünmeli değil mi ‘Benim verdiğim ücretten daha fazlasını, bir ya da iki katını başkası verse acaba benim yanımdaki işçilerim beni tercih ederler mi?’. Alacakları cevap olumsuzsa ‘nerede yanlış yaptık’ diye durup düşünmeli değiller mi!

İşte eğitim ve maya: Ömer Bin Hattab bir deve çobanıdır. Bu deve çobanından hiçbir siyasi bilimler fakültesinin bugüne dek yetiştiremediği bir devlet adamı çıkaran başka bir eğitim sistemini gösteremezsiniz. Halkından yaşlı bir kişinin yükünü çarşıda sırtına alıp evine dek götürecek, evinde aç ve hasta olan bir aileye kendi elleri ile yemek yapıp hizmet eden ve devlet işlerini yaparken devletin beytülmalından olan mumu yakıp, kendi özel işini yaptığında ise kendi parasıyla aldığı mumu yakan, bu denli adaletli olduğundan da etrafına korumalar ordusu kurmayan bir devlet adamı. Bu bize örnek ve model olmayacaksa, kimse ehil örnek olamaz. Bu sahabe değil miydi bizim Müslümanlığımızın değer ölçüsü? Bize değilse kime?

İşte Hz. Nesibe (r.a.), Uhud Savaşı’na iki oğluyla beraber eşi de katılmış ve hepsi de şehit düşmüşlerdir. Efendimizin (s.a.s.) şehadet haberi ile Uhud denilen mevkiye koşarak geldiğini görenler önce kocasını gösterirler, o ‘Resulullah nerede?’ der; biraz ilerleyince iki oğlunu gösterirler, o ‘Resulullah nerede?’ der ve sonunda Allah Resulünü görünce “Vallahi ya Resulullah, seni gördüm ya, sen yaşıyorsun ya, bunun dışındaki bütün acılar kolaydır bize!” ifadesi ile bu mayakarın ne demek olduğunu haykırıyordu. Şimdi ise Allah Resul’ünü adeta bir postacıymış gibi görüp onu böyle yansıtanlara sormak lazım, hangi resulden bahsediyoruz?!

Efendimiz işliyor, Sahabe-i Kiram Efendilerimiz alıyorlardı. O anlatıyor, onlar örflerini, adetlerini, alışkanlıklarını, gelenek ve göreneklerini değiştiriyorlardı. İşte Cafer bin Ebi Talip; öncesinde putların karşısında bile secde ederlerken, hicret için Habeşistan’a giderler ve Mekke zalimleri aralarında bir heyet gönderir ve Kral Necaşi’den onları iade etmesini ister. Kral, Hz. Cafer başkanlığındaki Müslümanları huzuruna çağırır, geldiklerinde kralın yardımcıları krala secde edilmesini emreder. Müslümanlar dışında herkes secde eder. Bir düşünün; canınıza kast edenlerden kaçmış ve bir ülkenin başkanına sığınmışsınız, sizin için bu varlık ve yokluk mesabesinde ve size saygı için secde etmenizi eğilmenizi istiyorlar ve Hz. Cafer’in cevabı, ‘Vallahi biz Allah (c.c)’undan başkasına eğilmez ve secde etmeyiz!’ İşte bu Muhammedi bir maya idi. Şimdi ufak tefek bir takım dünyevi maslahatlardan dolayı kıvrılan ve dinlerinden vermedikleri taviz kalmayan günümüz Müslümanlarına sormalı değil mi: inandığınız din hangisi ve biz neden bu haldeyiz?! anlaşılması lazım.

 Selam ve dua ile.

İlimsiz

DİĞER MAKALELER