CANLI YAYIN

Efendimizin (s.a.s.) Viladeti - I

Efendimizin (s.a.s.) Viladeti - I

Dünya insanlığının acılarla, sancılarla, sızılarla, yüreklerinin adeta çatladığı bir zamanda soğuk kışın karların altında açan kardelenler gibi, insanlığın bir inkılabı beklediği bir zamanda, inkılap mayasının mayakarı ve merkezi olan Efendimizin (s.a.s.) viladetini anlamanın hayati bir zaruret olduğu kanısındayım.

Efendimizin viladeti mahza bir doğum değildir. Zira ilk peygamber Adem (a.s) ile beraber İsa (a.s) peygambere kadar gelen süreçte insanlığın önderleri olan peygamberlerin taşıdığı tüm güzelliklerin, evrensel insani değerlerin tohum bankası idi Hz. Muhammed (a.s). Eskimiş, pörsümüş, yaşlanmış dünyanın son umudu, son bir şansı olarak aleme takdim edilmiş bir rahmeti ilahidir O. Evet O’nda büyük babası İbrahim (a.s)’ın rabbinin emrine boyun büküşünü, İsmail (a.s)’ın güzel teslimiyetini ve hak adına hakka kurbanlığı yüklemişti Allah (c.c). O nebi-i Zişan, Peygamber duası iki kurbanın (İsmail (a.s) ve babası Abdullah) oğlu idi. Tertemiz bir nesepte teslimiyetin, izzetin, şerefin, imanın sembolü idi. Ayrıca Allah (c.c) O nebi-i zişanı nikahlı bir sülb ile korumuştu. Nesebinin hiçbir döneminde asla ve kat’a bir kir, şüphe ve şaibe yoktu. O’na henüz körpe bir bebe iken babasızları anlasın diye babasızlığı, küçücük bir çocuk iken annesizleri anlasın diye annesizliği tattırmıştı. Bir beşer olarak hayatın her safhasında O’nu model ve örnek olarak Cenab-ı Hak karşımıza çıkarmıştı. Bir safhada tüccar, bir safhada patron, bir safhada işçi, bir safhada ortak, bir safhada eş, bir safhada akraba, bir safhada baba, bir safhada arkadaş olarak Cenab-ı Hak örnek ve modelliğini bizlere sunmuştu. Evet, O bir beşerdi ama şairin deyimiyle Muhammed (s.a.s.) bir beşerdir, fakat her beşer gibi değil belki taşlar arasında yakut gibidir.

İnsanlığın her dara düşüşünde Cenab-ı Hak mutlaka bir çıkış yolu göstermişti.

İbrahim (a.s) Nemrud’un zulmü altında inlediğinde mevla ona hicret yolunu göstermişti. Musa (a.s) ümmetiyle beraber namazları, secdeleri, rükuları esir alındığında, Cenab-ı Hak ‘Biz Musa (a.s)’a vahyettik ki, Mısır’da evler edinin ve evlerinizi kıblegâh edin ve namazlarınızı onlarda kılın!’ fermanı ile çıkış yolunu göstermişti. Onlara namazlarını esir olmaktan kurtarma yolunu göstermişti. İbrahim (a.s)’ın duası, İsa (a.s)’ın müjdesi olan Efendimizi, Cenab-ı Hak dara düşmüş, özünü kaybetmiş, haya, ar ve iffetin yok olduğu hakkın ve hakkaniyetin, adaletin kaybedildiği bir vasatta, yaşanmaz bir hal almış dünyada bir kurtulma umudu kılmıştı. Viladeti ile yaşananlar bunu bize haykırıyordu.

Mekke sokaklarında gezen bir Yahudi bilgini Daru’n-Nedve’lerde O’nu soruyordu ve Daru’n-Nedve’deki günün parlamentosunun parlamenterleri evlerine, akrabalarına sorup durdular ‘bu gece bir doğum oldu mu?’ diye. Ne zaman Amine’nin evinden bir doğum haberini duyunca bu Yahudi bilgini saçını başını yolarak “Heyhat! İsrailoğulları’ndan nübüvvet gitti!’ diye ağıtılar yakıyordu.

Efendimizin doğumu ile Sove topluluğunun kuyuları kurumuş, Kisra’nın sarayındaki sütunlar bir bir yıkılmış ve Mecusilerin 1000 yıllık sönmeyen meşaleleri sönmüştü. Bununla mevla ilan ediyordu artık bundan sonra zulme, zalime, izzetsiz ve onursuz hayata, şeytan ve şeytanilere son duyurusunu yapıyordu.

Yaş kırktır ve ikinci doğum vakti gelmiştir. Artık olgunluk kıvamına gelmiştir. Tohumun toprağı çatlatması vakti gelmiştir. Karanlıklara bürünmüş dünyayı aydınlatacak güneşin açılma vakti gelmiştir. Cenab-ı Hak mazlum ve mustazafların dualarına icabet etmiştir. Cenab-ı Hak’kın mayasında sakladığı dedelerinden gelen evrensel tohumlarla beraber Mevla’nın özel eğitiminin sonucunda öncü kuşağın, iman devletinin kabinesinin eğitim süreci Daru’l-Erkam Medresesi’nde üniversitesine başlamıştır. Zaman çetindir küfrün asırlar boyu kurduğu küfür düzeninin temellerini sallayan hareket, aksiyon başlamıştır.

Allahu a’lem, Arapların dilinde ifade edilirken Araplar ve acemler diye dünya topluluklarının ifade edilmesinin sebebi bu toplumun zor bir toplum olması olsa gerektir. Evet yeryüzünün en zor bir milletinin içinde dünya insanlığının emsalini görmediği bir yapı kurulmakta ve yeni bir nesil yetişmekte idi. Bu öyle bir toplumdu ki aşina olmadıkları değer ve doğrulara kapılarının kapalı, gönüllerinin örtülü, kulaklarının hakkı kabullenmeye sağır, dillerinin lal, gözlerinin kör olduğunu hak teala kelam-ı kadiminde haber vermekte idi. İşte bu kapıları açmaya Muhammedi bir anahtar, Muhammedi bir maya lazımdı. Durmadan, duraksamadan bu anahtarla kapılar açıldı ve maya ruhlara vuruldu. İşte insanlığın yegâne kurtuluşu buydu. Tevhid mayası, iman mayası, Allah ve ahiret bilinci mayası bu idi. Yesribi (hüzün diyarı) Medine’ye, Bedeviyi Medeni’ye, vahşileri yahşiye çeviren... Efendimiz Daru’l-Erkamlar’da bu mayayı ruhlara çalıyordu, sahabe kuşağı ise kendi ifadeleri ile “sanki başlarının üzerinde bir kuş var da hareket ederlerse o kuş ürküp kaçacak” rikkatine O’nu dinlediler. Şimdi bir bu ciddiyete bir de bizim gibi anadan doğma mirasyedi Müslümanların dine dönük hassasiyetlerine bir bakmak lazım.

Efendimizin çaldığı mayanın yansımalarına yarın yazımızda devam edeceğiz inşallah.

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER