CANLI YAYIN

Mevlid Kandili ve Hz. Peygamber (s.a.s.)

Mevlid Kandili ve Hz. Peygamber (s.a.s.)

Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid kandili ise, Peygamber efendimizin (s.a.s.) 571 yılı Rebiulevvel ayının 12. gecesi sabaha karşı dünyaya teşrif etmesini ifade eder.

Peygamber efendimiz, 571 yılı Rebiülevvel ayının 12. gecesi sabaha karşı Mekke’de dünyaya geldi. Babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine, dedesinin adı Abdülmüttalip’tir. Peygamberimiz doğmadan 2 ay önce babasını, 5 yaşındayken de annesini kaybetti. Annesinin vefatından sonra onu dedesi Abdulmüttalip himaye etti. Dedesi de vefat edince, amcası Ebu Talip onun bakımını üstlendi. 12 yaşındayken amcası Ebu Talip ile Suriye’ye giden Şam ticaret kervanına katıldı. O’nun bu seyahati İslam tarihinde çok meşhurdur.

Peygamber efendimiz 25 yaşındayken hayat arkadaşı Hz. Hatice ile evlendi.

Peygamberimizin çocukları…

4’ü kız, 3’ü erkek olmak üzere 7 çocuğu olmuştur. İbrahim dışındaki bütün çocukları Hz. Hatice validemizdendir.

Efendimizin çocukları: 1) Kasım: Peygamber efendimizin ilk çocuğudur. 2) Zeyneb 3) Rukiyye 4) Ümmü Gülsüm (Rukiyye ve Ümmü Gülsüm Hz. Osman efendimizle evlenmiştir.) 5) Fatıma: Efendimizin ciğerparesidir. Hz. Ali efendimizin hanımıdır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in annesidir. Peygamberimizin soyu Fatıma validemizden devam etmiştir. 6) Abdullah, 7) İbrahim: Efendimizin bu oğlu Mariye annemizdendir.18 aylıkken vefat etmiştir.

Peygamber efendimiz 40 yaşındayken, 610 yılı Kadir gecesinde Hira Nur dağında ilk vahyi alarak peygamber olmuştur.

13 yıl Mekke’de, 10 yıl da Medine’de olmak üzere toplam 23 yıl peygamberlik yapmıştır. Hayatı, Allah yolunda, küfürle mücadelede ile geçmiştir. Allah’tan aldığı bu kutlu görevi en güzel şekilde yerine getirmiştir. Asla doğruluktan ve güzel ahlaktan taviz vermemiştir. 632 yılında Medine’de Hak Teâlâ hazretlerinin rahmetine kavuşmuştur. Kabr-i şerifleri Medine-i Münevvere’dedir. Rabbim şefaatine nail eylesin. Âmin…

Efendimizi sevmek?

Efendimizin kendisi için nasıl bir değerde olduğunu bilen bir Müslüman, sevgi iddiasının ispatı için birtakım işler ortaya koyamamanın ıstırabını, sancısını çeker. Onun bizzat kendisine ‘Ya Resulallah, seni çok seviyorum!’demek ister. Bu cümleyi efendimize söyleseydik acaba nasıl bir cevap alırdık. Sözümüzü hiç duymamış gibi davranıp bizi söylediğimize pişman mı ederdi, yoksa sevginde ciddi isen isbat et mi derdi, yoksa duymak istediğimiz gibi ben de sizi çok seviyorum mu derdi? Bu minvalde birçok tahminler yürütmek mümkün. Fakat yürüteceğimiz bu tahminlerin hepsi de havada kalır. Belki bu merak, bizim haddimizi aşan şeyler yapmamıza sebep olur ve Efendimiz adına tahmin yapmak, O’nu dinlemek yerine, O’na kendi görüşümüzü söyletmek olur. Bunun yerine, asıl sormamız gereken soruyu sorarsak ve ‘acaba bir gün Efendimizle karşılaşsam ve O’na sevgimi beyan etsem, bana nasıl cevap verir?’ Buna cevap sadedinde, sahabe efendilerimizden Abdullah bin Muğaffel naklediyor; sahabeden biri bir gün Efendimize gelerek, ‘Ya Resulellah, Allah’a yemin ederim ki ben seni çok seviyorum, dedi. Efendimiz de buna, sen ne dediğinin farkında mısın, dedi. Bu sahabe ile Efendimizin cevabı 3 kere tekrar etti. En sonunda, Efendimiz gerçek sevgiyi öğretircesine ‘eğer beni seviyorsan, o halde fakirliğe karşı hazırlıklı ol. Çünkü fakirlik, beni sevene yüksekten inen bir selden daha çabuk ulaşır.’ buyurdu. Burda hazırlıklı olmak sadece maddi anlamdaki fakirliğe karşı değil, sevginin ispatı sadedinde ortaya konacak amellerin karşısında karşılaşılacak sıkıntılara karşı anlamını da taşır.

Efendimizi neden sevmeliyiz?

Efendimizi sevmek, hissiyat ve heyecanın konusu değil mahza imanın bir gereğidir.

قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَاۤؤُۨكُمْ وَاَبْنَاۤؤُۨكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَاۤ اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَاْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ

“(Habibim! Hicret etmemeye bahane olarak:‘Biz hicret edersek evlerimiz yıkılır, ticaretimiz kesada uğrar ve akraba ilişkilerimiz kopar!’diyenlere) de ki: ‘Eğer sizin babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, kendilerini kazanmış olduğunuz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret ve kendilerini beğenmekte olduğunuz (yurtlar ve) meskenler size Allah(a itaat)tan, Rasulün(e hicret)den ve O’nun yolunda cihat etmekten daha sevgili ise artık Allah (dünyada ve ahirette de sizinle alakalı azap) emrini getirinceye kadar bekleyin! Zaten Allah (düşmanlarıyla dostluk kurarak emrinden çıkan) o fasıklar toplumunu (iki cihanda da muratlarına eriştirmez ve doğru yolu bulmaya) hidayet etmez.” (Tevbe 24)

Bu nedenle, neden sevmeliyiz sorusunun ilk cevabı, Efendimizi sevmek hissiyat ve heyecanın konusu değil mahza bir imanın mucebidir; Efendimizi sevmemiz imanın tadını lezzetini tatmamızın alternatifsiz tek yoludur. İnanmak başlangıç, tadını almak ise bir nevi sonucudur. Bu noktada (tatmayan bilmez, tadan da anlatamaz ifadesi yerindedir. İnanmak ile tadını almak arasında elbette ki birtakım farklar vardır. Olmasa idi bizlerin önüne bu hedef konmazdı.

Bu farkları birkaç cümle ile ifade edersek: İman eden Allah’a kul olur. İmanın tadını alan ise İbrahim (a.s.) gibi HALİL, Efendimiz (s.a.s.) gibi HABİB olur. Namaz örneğinde olduğu gibi iman eden Allah’ın emirlerini sorumlu olduğu için yapar. Tadını alan ise emir ve yasakları mevlaya kendisini yaklaştıran en büyük sebepler olarak görür.

Efendimizi sevmemizin lazımları?

Hiçbir şeyi O’nun kadar sevmemiz gerekir:

اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِن۪ينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُۤ اُمَّهَاتُهُمْ وَاُوۨلُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ اِلَّاۤ اَنْ تَفْعَلُوۤا اِلٰىۤ اَوْلِيَاۤئِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

“O Nebi(yy-i zişan), müminlere kendi (öz) canlarından evladır(; daha önce ve daha yakındır)! (Kendisi müminlerin babası makamında olduğu için,) eşleri de onların anneleri (yerinde olduğundan, Rasulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in vefatından sonra bile hiçbir kimsenin onlarla evlenmesi helal değil)dir! (Din kardeşliği hakkına sahip) müminlerden ve (hicret hakkına malik) muhacirlerdense, Rahim (ve akrabalık) sahipleri (olan Müslümanlar), onların bir kısmı diğer bir kısma (varis olmaya) Allah’ın (hüküm ve taksimini yazmış olduğu) kitab(ı olan Levh-i Mahfuz’da ve Kur’an)ında daha yakındır(lar, zira akrabalık hakkı miras konusunda bunlardan öndedir). Ancak (miras yoluyla değil de, bıraktığınız malın üçte birini geçmemek üzere vasiyet yoluyla) dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesna! İste sana bu (karar), o kitapta yazılan bir şey olmuştur." (Ahzap 6)

Bu ise O’nu sevgide rakipsiz kılmamız ile, O’nu tartışmasız rehber kılmamız ile mümkündür. Cenab-ı hak

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًا

“Andolsun ki elbette sizin için; (özelikle de) Allah’a ve o son güne ümit bağlamakta bulunmuş olan/Allah’tan ve o son günden korkmakta bulunmuş olan/ ve (korku, arzu, bolluk, ve darlık gibi tüm hallerinde) Allah’ı çokça anmış olan kimseler için Allah’ın Resulü’nde pek çok güzel ve uyulmayı gerektiren birçok haslet/ çok güzel bir örnek/ bulunmaktadır (Ahzab 21) buyuruyor.   

Onun getirdiği hükümlere tam teslim olmakla mümkün:

 وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُۤ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُب۪ينًا 

“Ne inanan bir erkek, ne de inanan bir kadın için Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman onlar için; kendi işlerinden (diledikleri arasında) birini seçmeleri olamaz! (Bilakis onlara gereken, kendi görüşlerini, Allah ve Resulünün re’yine tabi kılmalarıdır.) Her kim Allah(ın buyrukların)a ve Resulün(ün emirlerin)e isyan ederse, muhakkak ki o, pek açık bir sapkınlıkla dalalete düşmüştür.” (Ahzap 36)

O’ndan öteye adım atmamız ile mümkün:

يَاۤ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

“Ey iman etmiş olan kimseler! Allah ve Rasulünün(emir ve yasaklarını çiğneyerek, onların) önüne geçmeyin ve (yapacağınız yahut terk edeceğiniz herhangi bir konuda) Allah(a karşı muhalif bir tavır takınmak)tan hakkıyla sakının! Şüphesiz ki Allah (sözleriniz dahil tüm işitilebilen şeyleri hakkıyla duyan bir) Semi’dir; (işleriniz dahil bütün malumatı çok iyi bilen bir) Alim’dir.” (Hucurat 1)

O’nu razı ve memnun etmekle mümkün:

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰۤئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاۤ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

“Şüphesiz ki Allah ve melekleri, o Nebi’ye sürekli salat (ederek, şanının yüceliğini ve şerefinin büyüklüğünü açıklamaya önem atf)etmektedirler. (Böylece Allah’u Te’ala ona rahmetler, feyizler ve bereketler yağdırmakta, melekler de ona yüce makamlar dileğiyle dua ederek şeref kazanmakta ve onun zikriyle bereketlenmektedirler.) Ey iman etmiş olan kimseler! Siz (onun şefaatine muhtaç olduğunuzdan, salat-ü selam okumaya daha layıksınız, o halde: “Ey Allah! Efendimiz Muhammed’e salat eyle!” diye kendisine rahmet duası yaparak) ona salat eden ve (: “Ey Nebi! Selam olsun sana!” diyerek) tam bir selamlamakla selam verin!/ Tam bir boyun eğişle (onun emirlerine) teslim olun!/” (Ahzab 56).

İlimsiz

DİĞER MAKALELER