CANLI YAYIN

Gençlik: Ümmetin Umudu, Beklenen Diriliş Nesli

Gençlik: Ümmetin Umudu, Beklenen Diriliş Nesli

Hemen yazımızın başında belirtmeliyiz ki içinde yaşadığımız çağda gençliğe biçilen rol, çizilen yol maalesef yanlış.

Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir. (Hacc Suresi 5. Ayet-i Kerime)

İnsanoğlunun dünya serüveni aşama aşama sürmekte. Çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık ve tekrardan çocuklaşma süreci… Gençlik enerjinin, zekanın, aksiyonun, heyecanın, cesaretin zirvelerde gezindiği safhadır. Gençlik ifsad hareketlerine karşı savunmasız bir kale durumundadır. Gençlik adeta kınından sıyrılmış kılıç gibi kesmeyi, biçmeyi, doğramayı özlüyor. Adalet umutları tükenince adale gücünde çözüm aramakta. Parmak kadar çocuklar yol kesiyor, baş kesiyor, racon kesiyor. Kendilerini kanıtlamak ve saygı görmek için TV’lerde gördükleri dizi tiplemelerine takılı kalmış durumda.

Kardeşlik bilinci köreldikçe kurtlaşma süreci hız kazanıyor. İnsan insanı yurdu olması gerekirken kurdu olmakta. Gençlik diri diri eğlence mekanlarına defnediliyor. Enerjileri, ruhları, yürekleri işgal altında. Gençlik şu hâlde doğrularla nasıl buluşacak? Oltanın ucundaki zehirli yemi her şeye tercih ediyor. Gençler okumayınca seyrediyor, üretmek yerine tüketiyor, düşünmek yerine öykünmeyi tercih ediyor. Aidiyetini kaybeden kuşaklar nihilist (hiççi), septist (şüpheci) ve hedonist (hazcı) akımlara kurban edilmekte.  Bu fotoğraf nasıl bir geleceğin bizi beklediğinin ipuçlarını vermekte. Bugün cahiliye cehennemine terk ettiğimiz çocuklar yarın ateş olarak bize döneceklerdir. Rüzgâr ekenler fırtına biçmekte, toprağa zakkum tohumu ekenlerin Tuğba meyvesi beklemeye hakkı olmaz.

Gençlerimize dünyalık imkânlar yetmez. Sunulan imkanlarla beraber başlayan ihmallerimiz de var maalesef. Sahiplenmede, savunmada, sakındırmada, sevgide ihmaller… Kıblesizleştirilen insanlar serseri mayın misali tehlike arz eder. Artık gençlik potansiyel birer suç deposu ve potansiyel mahkûm oluvermiş.

Dünyevi kazanç ve işlerimizi nesilerimizden daha fazla önemsedik. Aksini iddia edebilir miyiz! Bunlar bizim çocuklarımız, geleceğimiz, amel defterlerimizi açık tutacak yatırımlarımız. Yakub’un şefkati ile Yusuf’u aradığı gibi aramaya mecburuz. Hacerce bir hassasiyetle İsmail’in susuzluğuna ağladığı gibi, suyu aradığı gibi bir sa’yımızın olması lazım.

Seyyid Kutub Kur’an Nesli derken, Mehmed Akif Asım’ın Nesli derken, Sezai Karakoç Diriliş Nesli derken, Bediüzzaman Gençlik Rehberi’ni yazarken hepsi bu neslin derdini taşıyorlardı. Bir kısmı küfre boyun eğmeden, dik duruşlarını bozmadan Allah’ın (c.c.) korumasında kalmayı başardı ve yürüyüşlerini sürdürdüler. 

Efendimiz (s.a.s.) ashabına uhdud kıssasını anlatırken bir gençten bahsediyor. Zamanın hükümdarı iman abidesi gencin bedenini ortadan kaldırmadan sonuç alamayınca, mümin genç yol gösteriyor: Toplumun içinde ‘gencin rabbinin adı ile! diyerek atarsan beni öldürebilirsin’ diyor. Bunula hedefine varıyor.

Vahyin amacı risaletin gayesi insanın talim ve terbiyesidir. Yani yaratılış amacına uygun hareket, mükerrem ve muhterem bir insan modelini ortaya koymaktır. Zalim, cahil, nankör, hırslı, tartışmacı, aceleci ve zayıflık gibi nakısları olan insanı, erdeme, onura, ahlaka, adalete, sabra, itidale kim taşıyacak? İşte bu soruları cevaplamak için nübüvvet ve Kitablar devreye giriyor. Yeryüzünde kan dökücü, bozguncu olma potansiyelini içinde taşıyan insan ahsen-i takvim sırrı üzere halife, şahit, varis olma misyonuna yönlendirildi.

Amaç erzel’e değil eşref’e koşmaktır. Esfel’e düşmeden ahsen’e ulaşmak, ölü bir tohumdan diri bir nesil hedeflenmişti. Teheccüd, tefekkür, tilavet, tevekkül ile ruhi takviyesini, nefsi tezkiyesini, kalbi tasfiyesini tamamlaması gerekti.

En büyük ahlak üzere idi, en güzel örneklik onda tecessüm etmiş idi. Hz. Muhammed’in eli ile Kur’an müfredatı çerçevesinde gerçekleşmekte idi. Kuran bir nur, şifa, rahmet ve hadi öğüt olarak tecelli etti. İnsan’ın hayvanlaşma ve şeytanlaşma tehlikesine, Kur’an Nesli’nin inşası ile karşılık veriyordu. Bu nebevi eğitim ile kullar hududullahı, hablullahı ve habibulllahı tanıma ve buna göre kendilerini konumlandırma yolunu seçtiler.

Doyumsuz ve kontrolsüz insan nerede durması gerektiğini öğrendi. Akıl, irade ve özgürlüğe de bir disiplin gelmişti. Böylesi bir eğitim perspektifi ile necisten nezihe, süfliden ulviye, hevadan takvaya, zandan ilme bir sıçrama gerçekleşti.

Oku emri ile derse başlayan müminler, ‘siz insanlar için çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz’ hitabına mazhar oldu.

Bedeviyi medenileştiren, Yesrib’i Medine’leştiren ruh, nasıl bir ruh idi? Bölgelerimizi, beldelerimizi neden Medine’leştiremiyoruz? Çünkü Dar’ul-Erkam pratiğinden koptuk.

Nietzsche’nin “büyük devletlerin hükümetleri insanları kendilerine bağlamak, onları korkutmak ve diledikleri işlere sürmek için iki yola baş vururlar: Biri kaba ordu, diğeri ise daha zekice bir yol, okul!” der.

Rahmetin, adaletin, insaniyetin hayatımıza inmesini bekliyorsak, alemlere rahmet olanın örnekliğinde/önderliğinde karar kılmada mütereddit olamayız.

İslami eğitim felsefesinde dünyevi refahtan evvel uhrevi felah gelir. Rıza ve rıdvana taşıyacak uzun ve yorucu bir eğitim yürüyüşünü göğüslemek gerek.

Bu sistemde idrak, yürek ve bilek bütünlüğünü zedelemeden, uyumunu bozmadan bu üçlüyü çatıştırmadan kâmil insanı yetiştirme esası vardır.

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER