CANLI YAYIN

“Çığlık ve Çağrı Hasreti”

“Çığlık ve Çağrı Hasreti”

Garip bir zamanda dünyaya geldik. Zamanın garipliği şüphesiz mecazi anlamdadır. Hayatı, mekânı ve zamanı anlamlandıran ve bunlara can katan, bunların gurbetini gideren hakikatten yoksun olmak anlamında kullanıyorum garip zaman ifadesini. İhtişamlı bir imparatorluğun yükseliş, kemalat, duraksama ve gerileme evrelerinin akabinde başına çullanan zamane baykuşlarının mahareti ile sırtlanlara/kurtlara yem edilmiş koca bir imparatorluğun enkazı üzerinde inşa edilmiş bir cumhuriyet… Bu cumhuriyeti koruyup kollama adına ruh ve medeniyet köklerinden kopmuş olan müflisler, inkâr edegeldikleri, kimlik ve değerlerinden kaçma adına kendileriyle beraber bir vatan sathındaki tüm insanları da rastgele çağın barbar, yabani zorbaların kucağına bırakıvermişler. Bunun bir neticesi olarak insanlara hayatta ne kadar hak varsa batıl ne kadar güzel varsa çirkin, doğru varsa yanlış diye körü körüne ezberletilmiş yıllar yılı.

Aradan bunca zaman geçmesiyle beraber her faninin bir gün yok olması, her güzelliğin bir gün yok olması, her çiçeğin bir gün solması nasıl mukadder ise aynı şekilde bunların red, inkâr ve aşağılık psikolojisi üzerine kurdukları bu yapının da aynen solmaya ve yok olmaya evrildiği bir zaman ve süreçten geçmekteyiz. Bu münasebetle genel anlamda baktığımızda baştan aşağı dört bir yandan hayatımızı bir gariplik ve gurbet havası sarıp sarmalamış adeta.

Hayatta devamlılık (Allahın takdir ettiği süreye kadar) bir esastır. Yani hayat boşluğu kabul etmez. Bu münasebetle pörsümüş yalan geçmiş, yok olmaya yüz tutarken elbette ki bunun yerini almaya bir şey talip olacak. İnşallah bu karanlık günlerin akabine bu gurbet havasının üzerine İslam’ın aydınlık ve sıcak devresi gelecektir. Sebepler düzeyinde baktığımızda bu manda çok da ümitlenmemizi gerektirecek bir şeyleri göremeyebiliriz. Amma bektaşiye sorarlar Allah’ı nasıl bilirsin? O da cevap verir “Bildiğim bir şey var, O ne derse hep o oluyor!”. Evet, herkesin bir planı ve hesabı olduğu muhakkak amma burada unutulmaması gereken Allah’ın (c.c.) da bir hesabı var. Bize düşen ne olduğumuzu ve ne yaptığımızı gözden geçirip neleri yapmamız gerektiğini, nerelerde olmamız gerektiğini öncelikle iyi tesbit edip Allah’ın (c.c.) muradına uygun bir şekilde konumlanmaktır. Bu münasebetle bugünümüze baktığımızda maalesef zihinler dağınık, gönüller yorgun, ruhlar yılgın, her şeye rağmen olanca hızı ile akıp giden zaman ve bu zamanda farkında olarak veya olmadan zayi edilen emek, imkân, enerji ve olanaklarla dolu.

Yine yüzler solgun, simalar umutsuz ve belirsizliklerle iç içe bir hayat akışı. Bu zamanın insanı genel anlamda bir çıkışa, çığlığa, çağrıya hasret. Evet katılık kasvet her tarafı kaplamış bir çıkış umudu, sancısı, çağrısına hasret bütün bir insanlık.

Evet çaremiz bir çağrı; bir çağrı ki hayatın tüm alan ve sahalarındaki keyfiyet ve kifayetsizliği bertaraf edecek, hayata dair yeniden umutlar peydahlayacak, yorulmuş ve yılgın bünyelere bir akünün enerjisi gibi yeniden bir dirilik ve dinginlik kazandıracak bir çağrıya ihtiyaç var.

Yanlışların, yanılgıların, yanlış yönlü arızaların üzerlerindeki perdeleri kaldırıp gerçeğin, hakikatin çehresinin ortaya çıkmasını sağlayacak bir çığlık ve çağrıyadır ihtiyaç.

Diğer bir yandan adeta sihirli bir değnek gibi girdiği her işe, alana/sahaya yeniden bir heyecan katacak, hayatı, hayratı, imkânı, insanı, insafı yeniden asıl ve asli hüviyetine kavuşturacak bir çağrı. Bunları yeniden kıymetlendirip etki ve yetkinliğine kavuşturacak bir çağrı, çığlık.

Benlikleri, bencillikleri, bananelazımcılıkları bir kenara itip empatiyi, diğergamlığı hasbiliği, var olanı ebedileştirmek anlamında olan ebediyet ufkunu aşkını ve aşkınlığını öne çıkaran bir çare, bir çığlık, bir çağrıyadır ihtiyaç. Tüm insanlığın birden oluşumunu ve dönüşümünü sağlayacak adeta koca bir tencere sütü mayalayan birkaç kaşık maya mesabesinde olan bir çığlık ve çağrıya. Zulmü, zulümatı, haksızlığı savıp, yeryüzü insanlığını şek, şüphe, şaibe, endişe ve entrikalardan koruyacak bir çağrı. İnsanlığı yoran, yıldıran adeta bu hastalıklar normalmiş veya insanlık bu hastalıklara memur, mecbur ve mahkummuşçasına dayatan yalancı düzenleri yerle yeksan edecek bir çağrı ve çığlık.

Cari düzenlerin hokkabazlıklarını, düzenbazlıklarını, cambazlıklarını ortaya koyacak ve bu kaypak düzenlerin sahiplerinin oyunlarını dağıtacak, savunucu don kişotları bertaraf edecek bir çığlık ve çağrı.

Evet bu çağrıyı sözün, çağların, çağrı ve çığlıkların sultanı peygamberler peygamberi haber vermekte. Bu meyanda ümmetin ilk devresine bizleri yönlendirmekte. “Ümmetin başını ne doğrulttu ise sonunu da o doğrultacak.”; diğer bir fermanında ise “size iki şey bıraktım, onlara sarıldığınız müddetçe sizleri kimseler saptıramaz; agah olun bu iki şey Allah’ın kelamı ve benim sünnetimdir” buyruğu bizim çağrımızın nağmelerini, sözlerini, güftesini ve bestesini haber verir. Ama kulağı olana. Yaşadığımız çağın ali cengiz oyunlarından sıyrılabilene, her şeye rağmen Allah’a iman edip ona güvenip ona dayanarak İbrahimi bir teslimiyetle dört bir yandan hayatı çepe çevre saran zulüm ve küfür ateşlerine karşı “hasbunellahu ve ni’mel vekil” diyen, diyebilen babayiğitleredir.

Yine bu çağın bel’amlarının, firavunlarının, sahte peygamberlerinin, deccallarının sahte cennetlerinde değil de mükafat ve ödülünü ekremul ekremin olan Allah’ın (c.c.) cennetleri görenleredir. Her şeye rağmen bu çağrının seslendiricileri bu kuruluş ve diriliş neslinin ayak seslerini Allah’ın izni ile hissediyor ve duyar gibiyiz.

Şimdi iş kolları sıvamakta, ayağımızın en büyük bağı olan, bizleri Allah’tan başkalarının oyunlarına getiren, onların aldatmalarına kandıran, bize biz kadar yakın olan, cenab-ı hakkın “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz rabbim çok bağışlayandır çok merhamet edendir” (Yusuf 53) diyerek tiynet ve fıtratını bizlere öğrettiği nefsi emaremize, bir annenin bebeğine davrandığı gibi şefkatli olmanın vaktinin çoktan geçtiğinin bilincini kuşanmakta. Bununla beraber nefislerimizi uslandırılması, terbiye edilmesi gereken birer varlık olarak görüp onu şeriatı ğarrayı muhammediye’nin tezgahından geçirmekte. Çevremizde oynanan aldatma ve günü kotarmaya matuf oyunlara aldanmadan Allah’ın (c.c.) plan ve programında yerimizi edinmekte.

İş karanlıklara küfretmek gibi yanlışların müfettişliğine veya spikerliğine soyunmak yerine aydınlıklar için her bir salihatı ve hasenatı fırsat bilip yaymanın derdini taşımakta ve başkalarının münkir-nekir melekleri kesilmek ve başkalarının günahlarının hakim veya savcılığına soyunmak yerine müminlerin avukatlığına soyunmak ve onlara karşı şefkatli bir baba gibi nasihatlerle yürüyüşlerine kıymet katmanın derdini taşımakta.

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER