CANLI YAYIN

Muharrem ve Hüseyni Kıyam ile Diriliş - IV

Muharrem ve Hüseyni Kıyam ile Diriliş - IV

Kerbela’ların başrol oyuncuları

Kerbela’ları konuşup da bunlara sebep olan ve başrol oynayanları görmemek ebette ki eksiklik olur. Bu münasebetle doğru bir okumayla Kerbela’ların taşeronları kadar arka planda olanları da görmek lazım. Bu meyanda Maide Suresi 82. ayet-i celilesinde cenab-ı hakkın da beyan buyurduğu üzere Yahudi topluluklarının bütün Kerbela ve felaketlerde baş aktör olduklarını görmekteyiz. Zira Medine’de kurulan İslam Devletinin karşısında bütün karşıt gurupları toplayan Yahudilerdi. Hz. Osman efendimizi şehit eden ve sonraki fitnelerin fitilini ateşleyen yine Yahudilerdi. Fatihi zehirleyenler yine Yahudiler… Abdülhamit hanı tahttan hal edenler yine Yahudiler… Ortadoğu’yu Kerbela’ya çevirenler yine Yahudiler. Ülkemizin başına terör ve bin bir türlü entrikayı örenlerin yine Yahudi İsrail ve batıdaki Yahudiler olduğu bir realitedir.

Kerbela’ların ortak sebepleri

Değerli dostlar, İslam ümmetinin yaşadığı tüm Kerbela’lara objektif olarak baktığımızda hepsinin kökeninde Müslümanların iç çekişmeleri, iktidar/makam-mevki dünyalık hırsı içine girmeleri ve hayat referansı olarak İslami değerler yerine hevalarını edinmeleri olduğunu, dinin özü ve ana noktasının ihmal edilip, işin daha mistik bir düzeye taşınması olduğunu görmekteyiz. Zira farzlara, nafilelerden daha az hassasiyet gösterenler, farzların yok olmasına dini hassasiyetin bitmesine, sonuçta kendileri de din gibi unutulup yok olmaya mahkûmdurlar. Ayrıca Dinin siyasetçilerin elinde oyuncak gibi olması, âlimler yerine siyasetçilerin din adına kararlar alması ümmetin dağılmasına ve dinin rehberliğinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Bu da birçok yönde ümmetin arasında çarpık din anlayışlarına ve ayrılıklara sebep oldu. Bu çarpıklık ve ayrılıklar yıkımı ve dağılmayı hızlandırdı. Dolayısıyla bu halde zalim ve Yezitlerin ekmeğine yağ sürülmüş oldu.

Asrımızdaki birtakım yanlış anlayışlara temas etmemek ebette ki eksik olacağından, şunun da söylenmesi gerekmektedir: içinde bulunduğumuz bu günlerde Kerbela hadisesi eksenli çok derin yanılgılar ve sapmaların ortalarda savruladurduğunu esefle müşahede etmekteyiz. Osmanlı devletinin yıkılışından sonra sahipsiz kalan İslam dünyası, özelde Ehlisünnet âlemi, yıkılan imparatorluğun enkazı altından tekrar dirilmesi korkusu her an fitneci batı toplumunda canlılığını korumakta. Bu meyanda özellikle 80’lerden sonra Ehlisünnet coğrafyasında yoğun bir Şiileştirme hareketi başlattılar. Görünüşte onlarla sanki düşmanlarmış gibi davranıp alttan alta Şii bir blokun oluşumunu hızlandırdılar. Bunu için daha düne kadar Ehlisünnet olan coğrafyada bugün itibariyle var olan Şiileşmelere kısaca bakmak yeterli. Seksenlerdeki adına İran İslam devrimi dedikleri şeyle sanki Şiiler İslam’ın cengâverleri, Ehlisünnet de ürkekmiş gibi bir algı ile bu işe hız verdiler. Ta ki Suriye hadisesinde cenab-ı hak hazretleri çirkef yüzlerini ortaya çıkarıncaya kadar.

Diğer bir ifsatları da sanki Yezit ve avaneleri Sünni imiş de Hüseyin efendimiz Şii imiş gibi bir algının bilinçli olarak lanse edilmesi. Bu mülahazanın mahza bir Yahudi oyunu olduğunu ifade edelim. Zira o dönem bu günkü şekli ile Şia diye bir olgu yok idi; sahabenin tümü yani sevad-ı azam, Ehlisünnet dediğimiz inanç üzereydiler. Ayrıca o dönem ortaya çıkan ayrılık ve fitnelerde bir tarafta hakkı tutanlar zalim ve zulme başkaldıranlar, diğer tarafta geçici dünya malının makam, mevki ve hırsların gözlerini kör ettiği zalimler ve yardakçıları vardı.

Ehlisünnet rehberlerinin Hüseyni kıyamları bu gerçeğe en bariz bir örnek olarak karşımızda durmakta. Bir bakın Ehlisünnet’in önde gelen imamı, İmam-ı Azam efendimiz zalim Abbasî devlet erkânının elleri ile zindanda işkence ile katledilmedi mi? Yine İmam Malik işkence ile iki kolu da kesilmedi mi?

Değerli dostlar, dinde hiçbir evlat babasının ve hiçbir baba evladının günahına kefil değildir. Nuh (a.s.) ve oğlu örneğinde olduğu gibi… Fakat Şii tandanslı olanlara ve avanelerine baktığımızda özellikle Hz. Muaviye ve bazı sahabe-i kiram efendilerimize hakarete varan densizliklerini görmemek için kulaklarımızı ve gözlerimizi kapatmamız gerek. Hâlbuki bu dönem kargaşaları bahane ederek gerek Hz. Muaviye ve gerek diğer sahabeye dil uzatmak en hafifinden zındıklık ve fasıklıktır.

Yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah,

Selam ve Dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER