CANLI YAYIN

Kurban Ve Hatırlattıkları

Kurban Ve Hatırlattıkları

Kutsal beldede bulunan hacılar لبيك اللهم لبيك  nidalarıyla haccın mana ve muhtevasına işaret ederlerken diğer bir açıdan da son vazife olan kurbanın da hakikatine işaret etmektedirler.

Bu kutlu zamanda hacılar vakfeye durarak, şeytanı taşlayarak, beytullahı tavaf ederek, say yaparak Allah (c.c.) ile olan ahitlerini yenilerken, Mevla (c.c.) ile olan ahitlerini yenileyip bütün günah kirlerinden arındıkları gibi, bizler gibi nasibi olmadığından gidemeyen müminler ise bedenen olmasa da ruhen hacıların hal dili ile haykırdıklarına ortak olmak suretiyle onlarla ecir ve neticedeki mükafatlarına ortak olabiliriz.

Bu zaman dilimi, canı canana teslim etmeden önce Ramazan-ı Şerif’te girdiğimiz kulluk kalitesini yükseltme kampındaki kazanımlarımızı daha da pekiştirme fırsatıdır. Bir şekilde hayatımıza musallat olmuş şeytan ve şeytanilere ahde vafalı olduğumuzu gösterme fırsatıdır. Kendimizi, hayatımızı bir daha muhasebe etme, edebilme fırsatıdır.

Sormalı, sorabilmeli kendisine mümin; Hacıların şeytan taşlamasının hal dilinden anlaşılacağı üzere taşın bile şeytanları ezme şuuruna erdiği bir zamanda müminler olarak bizler hayatımıza musallat olmuş şeytan, şeytani alışkanlıkları ezebildik mi? Veya ezmemiz gerektiğinin ne kadar şuur ve farkındayız? İşte bu halin muhasebesine muvazzafız.

Bu zaman diliminde bizler hacı adayları nasıl ki ihrama girmek suretiyle bembeyaz ihram gibi tüm günahlarından tövbe ederek arınıyorlarsa onlar gibi biz de arınmanın yollarına bakmalıyız. Bununla beraber beyaz ihramlarına sarılan hacıların nefis ve şeytanın istila ettiği hayatlarında Allah’ın emir ve buyruklarına karşı teslim bayraklarını salladıkları gibi bizler de Allah’a (c.c.) adanmış, Kur’an ve Sünnet’le bayraklaşan bir hayatı arzı endam edebildik mi?

Yine hacı adaylarının beytullahı tavaf ederlerken lisanı halleri ile Allah’ın (c.c.) emir ve buyruklarına pervane olduklarını haykırdıkları gibi bizler de mutlaka Allah (c.c.) ve resulünün sünnetinin etrafında ne denli pervane olduk veya olabildik? Bunun muhasebesini yapmaya memuruz.

Ayrıca; siyahi bir kölelikten peygamber eşliğine terfi etmiş olan Hz. Hacer validemiz nasıl ki oğlu Hz. İsmail’in kuruyan dudaklarına ve ciğerlerine bir damla suyu bulabilmek için bir o yana bir bu yana koştu ise bizler de aynı şekilde çağımızın İsmaillerinin kuruyan iman gönüllerine iman suyunu ulaştırmanın heyecan ve telaşıyla nerelere koştuğumuzun muhasebesini yapmak durumundayız.

Yine bayramın adını kendisinden aldığı kurban ibadetinde olduğu gibi insanoğlunun hayatıyla eşdeğer kabul ettiği ve bütün ömrünü peşinde koşturarak geçirdiği malı ve kıymetlisini temsil eden kurban vazifesi gibi bizler de adamak ve yakınlık anlamında olan kurban vazifesi ile, Allah (c.c.) ve emirleri uğruna tüm kıymetlilerimizi feda etmeye ne denli hazır olduğumuzun muhasebesini yapmaya memur ve mecburuz.

Ramazan-ı Şerif tabiatta azadeliği sembolize ettiği gibi, Kurban Bayramı da tarihte dirilme ve tarihin kodlarına talip olmanın bayramıdır. Mümin kurbanda İslam tarihinin şuuruna vararak nefsini kurban etmeyi öğrenir. Demek ki kurbansız bayram ve bayramsız kurban düşünülemez. Ayrıca kişinin kurban ile dindeki fedakarlığının tarihini bilmesi, insanın varlığına katkı olduğunu öğrenmesi anlamına gelir.

Cenab-ı hak Enam suresi 162. ayeti kerimesinde

قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

Ey Muhammed! De ki: "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir."
buyurarak aslında namaz gibi bir hayat ve kurban gibi bir ölümün Müslüman için takdir edildiğini bizlere haber verir.

Böyle bir hayata sahiplenme duası ve selametle...

İlimsiz

DİĞER MAKALELER