CANLI YAYIN

Kurban Ve Mahiyeti

Kurban Ve Mahiyeti

Kurban kelimesi Kur’an-ı Hakim’de هدى  köküyle yer bulmakta. Bu kelime ise armağan manasına geldiği gibi adamak manasına da gelmektedir. Bu iki mana üzerinde durmak lazım: adamak, armağan. Evet adamak, adanmak veya hayatımızda adadıklarımız bir de armağanlarımız, acaba hayatımızda neleri nelere armağan ediyoruz? Birileri ‘varlığımız falanca şeye armağan olsun!’ der ya hani, peki bizim malımız canımız veya varlık adına neyimiz varsa biz bunları neye armağan etmekteyiz?

Kurban İslam’ın bir şiarıdır. Mevla (c.c.)

ذٰلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ ~

Bu böyle… Her kim de Allah'ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah'a karşı gelmekten sakınmasından)dır. (Hac 32) buyurarak bu hakikat’e işaret buyurmaktadır.

Öncelikle şu noktanın altını çizmek gerek: İnsan bu hayatta özelleri, önemlileri ve zaafları ile sınanır. Her ne şey kıymetli ise, yüce ise o kıymetli ve yüce olan şeyi istemekte/dilemekte, sahip olma arzusunda ise, o hususta ne denli samimi olduğuyla sınanır. Bu hakikatin ışığında dünya ve ahiret açısından en büyük, kıymetli ve değerlimiz olan şey şüphesiz imanımızdır.

Mevla (c.c.) Ankebut suresi 2. ayet-i kerimesinde 

اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُوا اَنْ يَقُولُوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

İnsanlar, ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler." ifadesiyle bu hakikate işaret buyurmuştur. Demek ki insanlık dünyanın ömrü boyunca temelde bu kıymetlimiz olan iman ile sınanmaktadır.

İşte ilk insan Hz. Adem’in (a.s.) oğulları Habil ile Kabil bu imanları ve imanlarındaki samimiyetleri ile sınandılar. Habil çoban idi koyun güder ve en güzel koyununu rabbine adamıştı. Kabil ise toprakla uğraşır ve ‘Bunlar benim elimin emeğidir. Bunları kazanmak için çok emek sarf ediyorum, neden iyisini götüreyim? Hem Allah’ın bunlara ihtiyacı da yok zaten…’ diyerek mahsulünün iyi olmayanını adadı. Cenab-ı hak Habil’in adağını kabul buyurdu ve Kabil’inkini kabul etmedi.

Görünüşte Habil canından oldu ama mesele yalnızca öyle değildir. Habil rabbine olan ahdini güzelce yerine getirerek geçici bir süreye dek sürgün edildiği bu diyardaki sürgününü, gurbetini bitirdi. Onun için çile sıkıntı ve dünyanın debdebeleri bitti; buna mukabil rabbinin ebedi cennetlerindeki nimetleri onu beklemektedir. Ama Kabil’e bakarsak; imtihanı kaybetmekle kalmadı kardeş katili ve bunum ilk başlatan olması hasebiyle de kıyamete dek tüm katillerin günahına ortak olmakla beraber hem dünyada rezillik hem de ukbada rüsvalıkla iç içe olmayı tercih etmiş oldu.

Yine Ebu’l-beşer olarak anılan halillullah Hz. İbrahim’in (a.s.) de benzer hakikatle sınandığını görüyoruz. Mevlamızın Hz. İbrahim’i (a.s.) Halil (dost) edindiğini Kur’an-ı Hakim’den öğreniyoruz. Mevla dost edinince melekler ‘ya rabbi, bu kulların zaaflarına düşkün oldukları halde ve başkaca kıymetlileri varken bunlar senin nasıl dostun olabilir?’ deyince Mevla (c.c.) Hz. İbrahim’i (a.s.) bu kıymetlileriyle, özelleriyle ve önemlileriyle sınadı.

Önce nemrudun ateşinde canıyla sınadı. Ateşe atıldığı anda meleklerin ‘Dilersen yağmuru yağdırıp ateşi söndürelim, dilersen rüzgarla ateşi dağıtalım’ tekliflerinin karşısın da وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ

"Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler." diyerek rabbine sadakatini ispatladı ve canla imtihanı kazandı. İkinci olarak Hz. İbrahim’in (a.s.) çokça malı ve mülkü vardı. Cebrail (a.s.) bir gün insan kılığında gelerek Hz. İbrahim’den (a.s.) malının bir kısmını kendisine hibe etmesini istedi. İbrahim (a.s.) ‘Bu malların gerçek sahibi Allah celle celaluhudur. Seninle bir antlaşma yapalım sen Allah’ı (c.c.) zikret, ben de bu mallarımın tümünü sana hibe edeyim.’ der. Cebrail (a.s.) öyle bir zikir yapar ki Allah der ki o işittiği zikrin halavetinden İbrahim (a.s.) tüm malını ona hibe eder de zerrece kalbinde malından dolayı bir üzüntü olmaz. Bununla da malı ile olan sınavından yüzakıyla çıkar.

Üçüncü olarak canı, ciğer paresi olan yavrucağızı ile imtihan edilir ve onu kurban etmesi istenir. Hem İbrahim (a.s.) emredilene imtisalle hem de İsmail (a.s.) teslimiyeti ile bu imtihandan da geçer ve İsmail (a.s.)’ın yerine gökten bir koç indirilir ve bu koç kurban edilir. İşte icra ettiğimiz kurban ibadetinin tarihi serencamı da böylece başlamış olur.

Bugün bizler malımızdan, makam ve mevkilerimizden, Allah’ın (c.c.) kullanın dediği dünyalıklarımızdan yeterince ve gereğince hak ve hakikate adayamadığımızdan, feda edemediğimizden dolayı olsa gerek, ümmet coğrafyasında çağın nemrudları firavunları maalesef İsmailleri kurban etmekteler.

Bu nedenle kurbanı ve özünde mündemiç olan manayı anlamamız ve kavramamız hayatiyet arz etmektedir.

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER