CANLI YAYIN

Nebevi Reçete

Nebevi Reçete

Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi…’ (Ahzab Suresi, 72. Ayet-i kerime)

Değerli dostlar, kâinatta iki yol vardır. Biri ebedi varlığa çıkar diğeri ise yokluğa. Varlığa çıkan yol tek, yokluğa çıkan yollar ise çoktur. Varlığa giden yolda rehber, kılavuz tektir. O da Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. Bu hayat adeta bir asma köprüdür. Ezelden başlar ve ebede gider.

Hayatın Hakikatını Anlamak

Yaşadığımız hayat su üzerine yazılı yazı gibidir. Bu yönüyle baştan aşağıya kıymetsizken, ebedi hayata köprü olması itibarı ile kıymet kazanmaktadır.

İslam tarihinde bu yolun iki devreden oluştuğunu gözlemlemekteyiz. Biri, asıl nirengi noktası olan Asrı Saadet devri, diğeri ise tam bir teslimiyeti ifade eden, buna benzeyen diğer devirler ve zamanlar. Birincisi işin esaslarının kalıplaştığı dönemdir, diğeri ise bu kalıpların korunduğu, muhafaza edildiği zamanlar. Bu iki asıl model, ölçü, dönemler ve noktalar iyi kavranmadan yaşadığımız buhranlardan kurtuluşumuz mümkün değildir.

Şimdi bu ölçü olan iki devrenin ışığında bizim halimizin fotoğrafı:

Ümmet olarak yaşadığımız evrenin fotoğrafından anladığımız, bugün bizler İslami hayat olarak ham softa şekilci bir süreci maalesef yaşamaktayız. Bu dönemde maalesef aşksız, vecdsiz, hikmetsiz, fikirsiz, ruhsuz bir tablo ile karşı karşıya kaldık. Bu sebeple de maalesef hayata, olaylara, yaşadığımız çağa dönük deruni bir ufuktan mahrum, yönlendirilebilen, dönüştürülen bir toplum olduk. Bu nedenle de davamız dediğimiz hakikat, cebimizde kaybettiğimiz bir güneş oldu. Bu nedenle de pörsümez yeniyi bulmak, ceplerimizde kaybettiğimiz dava güneşini bulmak için dinin özünü anlayan gerçek Müslümanları yetiştirmeye ve onlardan olmaya mecburuz.

Unutmamamız gerekir ki bugün İslam ümmetine bu hali reva görenlerin güçleri bizim kendi gücümüzün farkında olmamamız ve gafletimizden başkası değildir. Bu halden çıkış çaresinin üzerinde beyin fırtınaları yapmak zorundayız. Bu nedenle de öncelikle bizler musalla Müslümanlığından vazgeçmeye ve kendi eskimez, pörsümez değerlerimizi hayatımızda canlandırmaya mecburuz. Yeni bir neslin hamurkarlığını yapmaya mecburuz.

Bu yeni nesil de şüphesiz Efendimiz (s.a.v.)’in Dar’ül Erkam’da vurduğu mayanın hamurları olmak zorundadır. Yani nirengi olan asıl kuşağı esas alarak yeniden şahlanmaya mecburdur. Daha dün 28 Şubat süreci denilen fırtınalı zamandan öncesinde çoğunlukla cemaat ve cemiyetlerimizin rotaları ve hedefleri yapmaya çalıştıkları bu idi. Ama maalesef yaşanan bu süreç kendisi ile beraber bir sekülerleşmeyi ve dünyevileşmeyi karşımıza çıkardı. Bunlarla yüzleşmek bizde derin tahribatlar meydana getirdi. İşte tekrardan vecd çağını yakalayabilmemiz, tekrardan saadet diyarının mesut insanlığına dönüşmemiz için Mekke kuşağının mayasına muhtacız. Mekke kuşağı saf bir fikre ve heyecana sahipti. Yani nirengi kuşağının ruhları, iman, aşk ve vecd halinde idiler.

Yaşadığımız günün egemenleri ve biz Osmanlı’dan sonra dünya idaresine soyunan Batı, bir aydınlanma çağı vasıtasıyla materyalizmi ve hedonizmi esas alan zorba idarelerle insanlığı bugünkü hale sokarken, maalesef bizler de onun mu yanında olalım yoksa bunun mu yanında olalım kavgasından öteye gidemedik. Bizim bu halimize kısaca şuursuzluk demek en doğrusu olsa gerek. Tarihimizle aramızdaki bağlar kopmuştur ve bu da bir milletin ölümü için kafidir. Bu nedenle ruhi dayanaklarımızı bulmaya, aslımıza dönmeye ve nirengi kuşağın bugünkü modelleri olmaya karar vermek zorundayız. Şüphesiz bu halden çıkışımızın bir Muhammedi (s.a.v.) mucizeye ihtiyacı vardır. İşte biz yüzyıllarca İslam ümmetinin payitahtını yapmış Osmanlı evlatları olarak unutmayalım ki ruhumuzu yakaladığımız gün, bu mucizenin zuhur edeceği an olacaktır. Şimdi bunca hakikatten yola çıkarak seslenmek istiyorum. Ey kıymetli kardeşim! Ne zaman kendi asıl ruhuna dönecek ve kardeşlerinle hak yolda birleşeceksin? Ve ne zaman Efendimiz (s.a.v.)’in Daru-l Erkam ahlakını kendine esas alacaksın ve beklenen o kuşağın hamurgahı olacaksın. Şimdi fırtınaların ağaç yaprağı gibi savurduğu ruhlarımızı Efendimiz (s.a.v.)’in saadet neslinin ruhuna vurduğu maya ile mayalama zamanıdır. Bu nedenle sözün sultanın bizlere yaptığı şu uyarıların üzerinde bir nebze de olsa mutlaka düşünmeye muhtacız. Düşünmeliyiz ki bu girdaplardan sahih ve sahice çıkabilelim. Düşünmeli ki kendi medeniyetimizi kurabilelim, düşünmeli ki savrulmalara bir dur diyebilelim. Şimdi Efendimiz (s.a.v.)’e kulak veriyoruz; “Sizden biriniz kendi nefsi için arzuladığını Müslüman kardeşi için de arzulamadıkça gerçekten mü’min olamaz”. “Sakın ha ne zulmedin ne de mazlum olun!” “Bir Müslümanın kardeşini hakir görmesi kötülük olarak ona yeter.” “Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderir.” “Bir Müslüman üç günden fazla Müslüman kardeşi ile dargın olmaz.” “Bir Müslümanın Müslüman kardeşini güler yüzle karşılaması sadakadır.” “Bir Müslüman konuştu mu ya doğru/hayr şeyler söyler veya susar.”. “Müslümanlar iman etmedikçe cennete giremezler ve birbirlerini sevmedikçe de iman etmiş olmazlar.”. “Her kim bir Müslümanın bir ayıbını örterse Allah (c.c.) da onun ayıbını örter.” ve daha nice nebevi eczanenin ilaçları hasta bünyelerimize şifa vermek için bizleri bekler. Nebevi reçeteler ile aşkımızı, vecdimizi tekrardan yakalayabilmemiz en büyük ümidimizdir.

Selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER