CANLI YAYIN

KALBİN AMELİ İHLAS - IV

KALBİN AMELİ İHLAS -  IV

İhlasın kişinin nefsinde ve yaşamında bir takım güzel meyveleri ve neticeleri vardır. Bunları özetle ifade edecek olursak;

1. İhlaslı kişinin nefsinde sükûnet olur.

İhlas sahibinde sükûnet, kalbi rahatlık, yüreğinde genişlik, gönül rahatlığı olur. Kalbi Allah rızasında yoğunlaşmıştır. Derdi Allah’ın (c.c.) rızasına ulaştıracak yolda olmaktır. Cenab-ı hak ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا رَجُلًا فٖيهِ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلًا سَلَمًا لِرَجُلٍ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ



Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç, bir olur mu?  Hamd, Allah'a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer 29)
buyurmuştur.

Efendimiz (s.a.s.) de “Kim tasalarını tek bir tasa yaparsa Allah (c.c.) onun dünya tasalarına, dertlerine yeter. Kimin tasa ve dertleri çeşit çeşit olursa Allah (c.c.) onu hangi vadide helak olacağını önemsemez.” (Hakim, Beyhaki, İbni Ömer’den rivayetle Müstedrek 2-443) buyurarak tasası sadece Allah’ın (c.c.) rızası olanların hak teala katındaki makamları hakkında müjdede bulunmuştur.

Yine Efendimiz (s.a.s.) “Kimin tasası ve gayesi dünya olursa Allah (c.c.) işlerini dağıtır. Fakirliği alnının ortasına koyar. Ona dünyadan sadece kaderinde yazılan gelir. Kimin niyeti de ahret olursa Allah onun işlerini düzene sokar. Zenginliği kalbine koyar. Dünya ona istemeye istemeye de mecburen gelir.” (İbni Mace, Zeyd bin Sabit’ten 4105)

2. Ruhu güçlü olur.

İhlas; sahibine zayıflamayan bir güç ve acze düşmeyen bir kuvvet bahşeder. Hz. Enes (r.a.), Efendimiz (s.a.s.)’in “Allah yeri yarattığında sallanıyordu. Dağları yaratıp yeryüzüne atınca durdu. Melekler dağların yaratılmasına hayret ettiler ve “yarabbi yarattıklarının arasında dağdan daha sağlam bir şey var mıdır?” dediler. Allah (c.c.) ‘evet, demir.’ buyurdu. Ya rab demirden daha sağlam bir şey var mı? dediklerinde Allah (c.c.) ‘evet, ateş’ buyurdu. Ateşten daha sağlam bir şey var mıdır dediklerinde ‘su’ dediler. Sudan daha sağlam bir şey var mıdır dediklerinde ‘evet, rüzgâr.’ dedi. Rüzgârdan daha sağlam bir şey var mıdır dediklerinde Allah (c.c.) ‘evet, sağ eli ile sadaka verirken sol elinden gizleyen insanoğlu’ buyurdu.” (Tirmizi)

İmam Gazali, İhya’da şöyle bir kıssa anlatır: Bir abid, insanların Allah’a (c.c.) ibadeti bırakıp bir ağaca ibadet etmeye başladığını duyar. Hemen baltasını alıp ağacı kutsama ve ona ibadet fitnesinin kökünü kazımak için yola çıkar. Yolda önüne İblis çıkar ve onu kararından döndürmeye çalışır. Dövüşürler abid iblisi sanki elinde bir kuş tüyü varmış gibi kolaylıkla yere savurur ve iblisi yener. Bunu üzerine iblis, abid ile hileli bir anlaşma yapmak için girişimde bulunur. ‘Sen vazgeçip geri dönersen, ki kesmek bir fayda vermez zira insanlar döner başka bir ağaca ibadet etmeye başlar.’ der. Eğer vazgeçerse günlük bir dinar vereceğine söz verir. Her gün yastığının altında bulacağı bu paradan istifade edip fakirlere infak edebileceğini söyler. Böylece daha hayırlı bir iş yapmış olacağına dair uzun uzun dile döker. İblisin uzun uğraşları sonunda adam ikna olur. Ancak sözünde durmaz ve dinarları birkaç gün sonra vermeyi keser. Abid tekrar aynı hışımla o mezkûr ağacı kesmeye gider, daha öncekine benzer şeyler yaşanır ama bir farklı, iblis bu sefer çok güçlüdür ve abidin gücü elinden gitmiştir. Böylece samimice yola koyulan abid, iblisin sağdan yaklaşmasıyla birlikte yumuşamış ve bu da bir zaaf olarak iman gücünü zayıflatmıştır.

İhlaslı kişi vaadlerin karşısında yumuşamaz, tehditlerin karşısında eğilmez. Onu hiçbir meyil zelil etmez, hiçbir korkusu geri çevirmez. Bu noktadaki örneği “bir elime güneşi diğerine ayı verseniz yine de davamdan vazgeçmem” diyen Efendimiz (s.a.s.)’dir. (İbni İshak, Meğzeri 1/170)

Cenab-ı hak  وَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ كُلُّ شَیْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ



Sen Allah ile beraber başka bir ilâha ibadet etme. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O'nundur ve kesinlikle O'na döndürüleceksiniz. (Kasas 88)
buyurarak, amelde istikrarın önemini vurgulamıştır.

3. Mübahları ve rutin yapılan işleri ibadete dönüştürür.

İhlas amellerin iksiridir. Hangi amelin üzerine konsa bunlar mübahlar ve rutin yapılan işler olsa bile onları Allah’a (c.c.) ibadete ve taate dönüştür. Efendimiz (s.a.s.) Sad b. Ebi Vakkas’a (r.a.) “Sen Allah’ın rızasını isteyerek her ne harcamada bulunursan mutlaka ona sevap alırsın. Bu hanımının ağzına koyduğun lokma olsa bile!” buyurdular. (Buhari, Müslim)

Cenab-ı hak 
مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَدٖينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهٖ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُصٖيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُنَ مَوْطِئًا يَغٖيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهٖ عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُضٖيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنٖينَ



Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah'ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez.
 (Tevbe 120)

 وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغٖيرَةً وَلَا كَبٖيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِیًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Allah yolunda küçük-büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah'ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükâfatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın. (Tevbe 121) buyurmuşlardır.

4. Ameli yarıda kalsa veya hiç yapmasa da sevap kazandırır.

İhlaslı amel yapmanın bereketlerinden biri de ihlaslı olan kişinin bilfiil tamamlamaya gücü yetmese bile amelinin sevabını eksiksiz almasıdır. Cenab-ı hak bu bağlamda

وَمَنْ يُهَاجِرْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِى الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَثٖيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهٖ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Nisa 100)
buyurmuştur.

Buhari, Hz. Enes’ten Efendimiz’in (s.a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir, “(Tebuk gazvesinden dönerken) Medine’de bizden geride kalan öyle kimseler vardır ki, bir dağ yoluna, bir vâdiye girdiğimizde onlar da bizimle yürüyormuş gibi sevap kazanırlar. Çünkü onları birtakım mâzeretleri alıkoymuştur.”.

Yine Nesai ve İbni Mace, Ebu Derda’dan rivayetle Efendimiz’in (s.a.s.) “Her kim yatağına giderken geceleyin kalkıp namaz kılmaya niyet eder de gözleri sabaha kadar ona galebe çalarsa niyetlendiği amel ona yazılır ve bu uyku ona Allah’tan sadaka olur.” (Terğib ve Terhib’de Kıyamulleyl 3/258; İbni Mace 1344; İbni Hibban Sahih’inde 6/2588) buyurduğunu nakletmişlerdir.

Efendimiz (s.a.s.) “Her kim Allah’tan samimi bir şekilde şehadet istese ve yatağında ölse Allah (c.c.) onu şehitlerin makamına ulaştırır. (Müslim ve esahbı Sünen Sehl bin Huneyf’ten rivayetle Sahihu’l-Camiüssağir 6276) buyurmuşlardır.

5. İlahi yardıma mazhariyet yani Allah’ın (c.c.) ona kâfi gelmesi.

İhlasın bir meyvesi de Allah’ın (c.c.) ihlas sahibini her işinde desteklemesidir. Allah (c.c.)

 اَلَيْسَ اللّٰهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذٖينَ مِنْ دُونِهٖ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ



Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan (Allah'tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur. (Zümer 36)
buyurarak ibadetlerinde ve teslimiyetinde ihlaslı olanların nasıl bir teslimiyet üzere olmalarını salık verir.

İbni Kayyım el-Cevziyye İ’lamul Muvakkiin adlı kitabında Hz. Aişe (r.anhuma)’nın şöyle buyurduğunu bildirir: “Kim Allah’ın rızası karşılığında insanları kızdırırsa Allah insanlara karşı ona yeter. Kim de Allah’ı kızdırarak insanları memnun ederse Allah onu insanlara terk eder.” (İ’lamul Muvakkiin 2, 159-160)

Allah (c.c.) zor ve sıkıntılı durumlarda bu kişiye destek ve yardımcı olur. Allah, ihlaslının duasını kabul eder, nidasına icabet eder ve sıkıntısını giderir. Unutmamak gerek ki maddi yaşam için su ve hava ne ise manevi hayat için de ihlas odur. 

6. Toplumların kurtuluşu ve hayatın istikameti.

Biz ihlası sadece amellerimizin Allah katında makbul olması, ahrette cenneti kazanıp cehennemden kurtulmak için istemiyoruz. Bundan öte ihlas bu dünyadaki işlerin düzene girmesi, doğrunun ve hakkın gerçekleşip batılın ortadan kalkması, hayır ve güzelliğin yayılması, adaletin hâkim olup zulüm ve zulümatın zail olması ve toplumun fesadın etkilerinden kurtulması için matlub olunan bir husus olduğu için istemekteyiz.

Kişiyi İhlasa İten Bazı Etkenler

Allah (c.c.) yoluna girmiş Müslümanın niyetini ve amelini sadece Allah’a has kılmasına (ihlasına) yardımcı olacak birtakım şeyler vardır. Bunlar bazı nefsi saikler, ruhi güçler, fikri ameller ve pratik bazı hususlardır. Bunlar salikte bir araya gelip onda yerleştiğinde onun aklına ve gönlüne etki edecek ve o kişiyi ihlaslıların yoluna itecek, kendisini ve niyetini şahsi ve dünyevi menfaatlerden arındırmasına yardımcı olacak bir güce kavuşturacak amellerdir. İşbu İhlasa götürecek saikler ve yardımcılar;

1. Kişinin ihlassız amelinin kabul olmayacağına kesin inancı

İhlasın ehemmiyetini ve dini zorunluluğunu, dünya ve ahretteki meyvelerini zahiri ne olursa olsun Allah’ın hiçbir ameli ihlas olmadan kabul etmeyeceğini bilip, Allah’ın kalbindekinden haberdar olup kişinin gizli ve açık olanını bildiğini ve hiçbir şekilde O’na gizli olmayacağını kesin bir şekilde bilip kalbinin derinliğinden yakinen inanmasıdır.

Cenab-ı hak رَبَّنَا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفٖى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَیْءٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ



"Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (İbrahim 38) buyurarak bu hakikati bize bildirmiştir. Bu ise ancak Kur’an ve Sünnet’te geçen bununla ilgili ayet ve hadisleri, salihlerin sözlerini okumak ve bunları sürekli tekrar etmekle, riyanın, makam ve şöhret sevdasının tehlikesine yakinen inanmakla olur.

Çünkü ihlas makamı diğer makamlar ve rabbani ahlaklar gibi şu üç unsurdan oluşur.

A. Bilme ve idrak etme,

B.  Duygulanma ve etkilenme,

C. Karar ve pratiğe geçirme.

Bunlar İmam-ı Gazali’nin İhya’sında ilim, hal ve amel diye tarif edilen hakikatlerdir. Duygusal yönelme, sevme ve meyletmek veya sevmemek ve nefret etmek ise bilmenin ve idrak etmenin neticesidir. Çünkü kişi önce tanır sonra etkilenir daha sonra da harekete geçer.

Bu da cenab-ı hakkın buyurduğu gibidir:

 وَلِيَعْلَمَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِهٖ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهَادِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ



Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar.

Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. (Hac 54) 

2. İhlaslı olan kişilerle arkadaş olmak

Efendimiz (s.a.s.) “İyi arkadaş ile kötü arkadaşın misali yanında misk kokusu taşıyan ile körüğe üfleyenin misali gibidir. Zira misk taşıyan kişi ya ondan sana verir veya onu satar ya da ondan güzel bir koku koklarsın. Körüğe üfleyen ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü koku koklarsın.” (el-Münteka mine’t-Terğib ve’t-Terhib 1872) buyurmuşlardır.

Yine gönlümüzün süruru Efendimiz (s.a.s.) “Onlar öyle kimselerdir ki sohbet arkadaşları onlar sebebi ile bedbaht olmazlar” (Buhari 1/177-179; Müslim 2689, Ebu Hureyre’den rivayetle)

Bu meyanda cenab-ı hak

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِىِّ يُرٖيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرٖيدُ زٖينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰیهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا



Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
 (Kehf 18-28) buyurmuştur.

Hz. Selman (r.a.), Efendimiz’in (s.a.s.) “İki mümin kardeşin durumu birbirini yıkayan iki el gibidir. İki mümin bir araya geldiğinde Allah (c.c.) birini diğerinde hayır ve güzellikte faydalanmasını sağlar.” buyurarak salihlerle/ihlaslılarla beraber olmayı teşvik ettiğini bildirmiştir.

3. İhlaslı olan kişilerin hayatlarını okumak

İhlaslı olmaya vesile ve yardımcı olan şeylerden biri de etkilenmek ve yollarına uymak için ihlaslı olan zevatın hayatlarını okumaktır.

4. Nefis ile mücadele

Mücadeleden iradeyi nefs-i emmare ile cihadı, onun şahsi ve dünyevi meyilleri ile mücadeleyi kast ediyoruz. Şüphesiz nefis ile cihad zor, sıkıntılı ve meşakkatlidir. Allah’ın (c.c.) kullarındaki kanunu şudur: Gayret eden bulur, eken biçer, yolda yürüyen hedefine ulaşır.

Cenab-ı hak وَالَّذٖينَ جَاهَدُوا فٖينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنٖينَ

Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir.
 (Ankebut 69) buyurmaktadır. Dikkat edilirse cihad hakkında olan ayet-i celilelerin büyük çoğunluğu Mekki’dir. Nefis ile cihad, cihadın ilk ve en önemli derecesidir. Asıl mücahid, Allah için (bir rivayette de Allah yolunda) nefsi ile cihad edendir buyruluştur. (Ahmet bin Hanbel 20-22; Tirmizi, Cihad)

5. Allaha dua etmek ve O’ndan yardım istemek

Bunların tümünü güçlendiren ve Allah’ın yoluna giren kişiyi destekleyen şeylerden biri de o kişinin her işinde Allah’tan (c.c.) dua ederek yardım istemesidir. Dua çok önemlidir, zira cenab-ı hak bu hakikati Fatiha Suresi’nde اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
 (Fatiha 1-5) ayetiyle bize bildirmiştir.

Hayatımız boyunca İhlas üzere bir İman, Amel ve Ecel’e sahip olmak niyazıyla,

Selam ve dua ile…

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER