CANLI YAYIN

KAYBETMEMEMİZ GEREKEN KAZANÇLARIMIZ

KAYBETMEMEMİZ GEREKEN KAZANÇLARIMIZ

Onbir ayın sultanı, Cenab-ı Hakk’ın kullarına sevgi ve rahmetinin tecelli dönemi olan bir zaman dilimini idrak eyledik Allah’ın (c.c.) izniyle. Ardından, bir kez daha kavuşmanın şükrüyle bayram yaptık. Eğer bu vesileyle, hayatımıza bir şeyler katabilmeyi başarabildiysek ne mutlu bize! Burada asıl mesele, elbette Ramazan gibi büyük bir nimeti sadece senede bir ayla sınırlamak değil, bütün hayatımıza yayabilmektir. Üstad Necip Fazıl’ın da söylediği gibi, "Namaz camiden çıkınca, hac Mekke'den dönünce, Ramazan oruç bitince başlar." Bu sebeple, Ramazan ayının bitmesi vazifelerimizin bitmesi anlamına gelmez. Aksine, kazandığımız güzellikler varsa bunları muhafaza etmenin gayreti içinde, Rabbimizin rızasını aramanın bir miladı olarak kabul edilmelidir. Ramazan-ı Şerif’i tutmak her kişi işi olsa da, Ramazan-ı Şerif’in tuttuklarından olabilmek elbette ki, er kişi işidir. Hele de, bunu bütün zamanlarla taçlandırmak çok kıymetli kulların nasibidir.

Mevla Teâla, Zariyat Suresi 56. ayet-i kerimede buyuruyor: "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." Rabbimiz, yaratılış gayemizi bize bildiriyor. O halde, ibadetsiz bir kulluk olur mu? Ya da, sadece belli zamanlarda yapılıp, diğer zamanlarda terk edilen bir kulluk tam manasıyla gerçek bir kulluk olur mu? Rabbimizin bizden istediği her şey, bizim faydamız içindir üstelik. O Mutlak Kudret Sahibi’nin, bizim ibadetimize asla ihtiyacı yoktur. O, Samed’dir. İbadete muhtaç olan ise, biziz. O halde, aklıselim bir insanın, bu iyiliği kendinden esirgememesi gerekmez mi? Dünya hayatı, ahiretimizin tarlası. Bütün dostlar, bütün makamlar, servetimiz, sevdiklerimiz, eşimiz, çocuklarımız, hepsi bu yolculuğun kabir kapısına kadar bize eşlik ederken, bir tek amellerimiz bizimle gelirler. O halde, bir oyundan ibaret olan kısa dünya hayatımızı, sonsuz ahiret saadetine vesile kılmak için, kulluk vazifelerimizi en iyi şekilde yapmaya niyet edelim. Niyetler güzel olursa akıbet te hayrolur inşallah.

Ramazan ayının bitmesi, bizi rehavete düşürmemelidir. Kazandığımız güzel amellerden hasıl olan ecirler, sabun köpükleri gibi elimizden kayıp gitmesin. Bu hal üzere, daima teyakkuz halinde adeta kasalarda muhafaza edilen çok değerli bir elmas gibi, biz de Ramazan’da kazandığımız amellerimizi koruma kaygısında olalım.  Mükellef olmak, yaşadığımız, bilincimizin var olduğu her anı kapsar. İstikamet üzere yaşamak, bundan dolayı her an üzerimize farzdır. Öyleyse, Ramazan’ı değerlendirebilenler, bu hallerini muhafaza etmeye gayret etmeli, bu aydan yeterince fayda elde edemediğini düşünen, ibadetlerini yerine getirmek konusunda bir istikamete giremeyenler de, bu durumdan dolayı bir ümitsizliğe kapılmamalı, Allah’ın (c.c.) rahmet deryalarının ve tövbe kapılarının her an açık olduğunu bilerek, karamsarlıktan uzaklaşmalıdırlar. Önemli olan, son nefeste imanlı ölebilmektir. Bu yüzden, niceleri var ki, imanlarını yitirdiler. Niceleri var ki, tövbe edip, kullukta sebat edip, imanla Hakk’a yürüdüler. Bu nedenle, ne Ramazan’daki amellerimizin çokluğuna bakıp gevşeyelim, ne de Ramazan’da ihya edemediğimiz kulluğumuza bakıp, ‘ben zor düzelirim, benim halim-durumum bozuktur’ deyip, ümitsizliğe kapılalım.

İstikamet üzere olmak, Rabbimizin bizden murad ettiği şekilde olmaktır. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in beni ihtiyarlattı dediği "Emrolunduğun gibi tam bir istikâmet üzere ol!" (Hûd, 112) âyet-i kerimesinden, biz de hissemize düşeni alabilirsek ne büyük bir saadete mazhar olduk demektir. İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin de buyurduğu gibi, en büyük keramet istikamet üzere olmaktır. Bize düşen, Allah’tan (c.c.) korkarak ve ümit ederek, gidecek başka kapımız olmadığını itiraf ederek, affolunanlar zümresinden olmayı talep etmektir. Rabbimiz, bizi affetmek istiyor. Bize, merhamet ediyor Elhamdülillah. Hadis-i Şerif’te buyrulduğu üzere, Allah’u Teâlâ’ya ibadetlerin en sevimlisi; az da olsa devamlı olanıdır. Ramazan’da, özel gün ve gecelerde sabahlara kadar ibadet edip, sonrasında bir şey yapmamak yanlışından sıyrılıp istikamet üzere olmayı tercih etmek bir müminin görevidir. Yine, Ramazan’da bir kez daha hatırladığımız yardımlaşma, paylaşma, sıla-i rahim, birlik ve beraberlik içinde olma, yoksulu ve garipleri gözetme duygumuzu da, bütün hayatımıza aşılamak Müslüman olmanın bir gereğidir. Çünkü düşkünlerin, fakirlerin ihtiyaçları, Ramazan ayı dışında da devam etmektedir. Biz de, vermeyi kendisine bir mutluluk vesilesi haline getirmiş insanlar zümresine dahil olalım inşallah. Tüm dünyada zulüm altında olan kardeşlerimizin selameti ve her gün sayısı artan şehitlerimizin ruhları için dua ediyor Yüce Mevla’mızdan yakın bir zafer niyaz ediyorum.

Selam ve dua ile …

İlimsiz

DİĞER MAKALELER