CANLI YAYIN

Ümmet’in Hali ve Bunun Nedenleri - II

Ümmet’in Hali ve Bunun Nedenleri - II

Bir önceki yazımızda genel olarak geçmişteki durumumuza ışık tutmaya gayret ettik. Buradan yola çıkarak, yıllar boyu bu halde devam ederken zamanın akışı ile ezilen halkların (Müslümanların) gelişen dünya şartlarında, küresel iletişim araçlarının gelişmesi sonucu gözleri açıldı. İnsanlar, üzerlerinde oynanan oyunları görmeye başladılar. Ortadoğu coğrafyasında yaşayan mazlum milletler (özellikle Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye halkı), on yıllardır kendilerine zorla giydirilen tilki kürkü ile tilkileşmediklerini anladılar. Bu her tarafı saran keşmekeşliğe, savaşa ve her sahadaki erozyona dur demenin zorunluluğunu hissetmeye başladılar. Bunun için de çareler aramaya ve çözüm yolları bulmaya koyuldular. Tam da işte bu noktada soruyoruz; halimize bir çare veya yaşanan bu hal karşısında mümince bir duruş için ne lazım?

Evet, bu meyanda açıkça ifade etmemizde fayda var: Şimdi yeniden toparlanma, toplama zamanımız geldi ve geçiyor. Ezilen Müslümanların feryatları, gözleri yaşlı analar, dünyanın tüm mazlumları bizi bekliyor. Kendimize sormak zorundayız; Neden hep zulme uğrayan biziz? Neden hep mazeretler arkasına saklanan biziz? Neden çaresizlikler altında boğulan hep biziz? Neden hep ölen, öldürülen, aldanan, aldatılan, gözü yaşlı, boynu bükük hep biziz? Peki, neden bir türlü topluca bir kıyama, dirilişe, inkılaba kalkmıyoruz? Neden insanlığa yapılan bunca yanlışlara rağmen henüz ümitler tükenmedi, bir ümitvar haykırışında bulunmuyoruz?  Zalime, zulme, şeytana ve şeytanilere karşı neden sergilememiz gereken gücü, kuvveti, metaneti, şecaati, cesareti sergileyememekteyiz? Bunu öncelikle tespit etmemiz lazım.

Bu noktada Efendimiz’in (s.a.s.) “Ümmetin başını ne doğrulttu ise sonunu da o doğrultacak.” hakikati bize bir nevi pusulalık yapmak zorunda. Yine ilk devirde Mekke-i Mükerreme'de Müslümanların sayısı henüz kırk kişi iken, ayaklarını yere vura vura Beytullah’a gittiler. Neydi onlara bunu yaptıran? Bu gücü nerden alıyorlardı? Ancak bu sorunun cevabı üzerinde yoğunlaşabilenler hedefine varabilir. Yine Bedir'de 313 kişi bin küsur kişiye karşı iken, aslanlar gibi cenk ederek yazdıkları kahramanlık destanı... Bunlar bu ruhu nerden almakta idiler?  İşte bu cevap çok önemli. Bizler bugün ancak bu nesli ve kuşağı referans alarak kimliğimizi, kişiliğimizi yeniden inşa edebiliriz. Bunun için de geçmişte yaşanan gafletler ve yanılgılara düşmemek, aynı hataları tekrarlamamak adına sağlamalarımızı iyi yapmaya mecburuz. Neydi sahabe neslini bu noktaya taşıyan? Yesrib’i Medine’ye, bedeviyi medeniye, Vahşiyi yahşileştiren ne idi? İşte bunlarla buluşmak, aynı maya ile mayalanmak ne ile nasıl mümkün? Bu sorulara ilmi ve hakkaniyetli bir usulle cevap bulmaya mecburuz. Bu cevaplardır bizleri kurtaracak şifreler.

Evet, ihtiyaç duyulan bu çıkış nasıl mümkün olacak? İşte bunun cevabı sadedinde ümmetin yeniden dirilmesi için, tabiî ki alt kimliklerin önem ve ehemmiyetini gözden kaçırmadan, alt kimliklerden (cemaat, cemiyet, parti, hizip, tarikat) sıyrılarak üst kimlik olan ümmet olma bilinç ve şuuruna sahip ve ümmet ufkuna sahip, dününü iyi bilen, bugününü iyi okuyan, yarınlarına dönük bir misyon, vizyon ve aksiyon sahibi bir öncü kuşağın varlığının kaçınılmaz olduğunun altını çizelim. İşte o öncüler olan sahabe neslinin hali bu idi. Peki bu hali nasıl ve ne ile yakalayabiliriz? Bunun için sağlam bir irade ile bir yandan yetişmesi zaruri olan öncü kuşağın varlığına inananlardan oluşan bir teşekkülü oluşturmaya, eğer varsa ve böyle değilse buna dönüştürmeye mecburuz. Diğer bir yandan da nefsimizi ve çevremizi öncü nesil olan sahabe efendilerimizin mayasıyla mayalanmaya, ailemizi çoluğumuzu ve çocuğumuzu bu maya ile mayalayacak bir yapıdan geçirmeye ve daima kendimize “Neydi ashabın mayalandığı maya! Bu ashab-ı güzin bu maya ile nasıl mayalandılar?” diye sorarak düşünmeye ve bulunan cevaplar ile amel etmeye mecburuz.

Bu noktada özellikle üzerinde durulması gereken bazı temel konu başlıklarını sizlerle de paylaşmak istiyorum. Bunları kısaca özetlersek: En başta ötekileştirmekten uzaklaşarak güç ve enerjimizi birbirimize harcamak yerine, olayların ve hadiselerin goygoyculuğunu yapmaktan uzak durarak; Nefsimizi Kuran merkezli ilimle, amelle, ihlasla, haramlardan kaçmakla, infak etmekle, ahlakla, helal kazanmakla, nefislerimizi kötü huylardan temizlemekle, ibadetlerle ruhlarımızı diriltmekle, oruç tutmakla, gece teheccüdlerde rabbimizin sevgi dairesine girmekle, dilimizi rabbimizin zikri ile tesirli kılmakla, dua silahını kuşanmakla, ahiret bilincini ihya etmek ve dünyaya dönük zahitleşmekle sahabe kuşağının mayası ile mayalanmış oluruz. Bu ifade ettiğimiz vazifeleri hem nefsimizde hem ailemizde hem arkadaşlarımızla beraber, mescidimizde, toplumumuzda eğitim gördüğümüz medrese veya okulumuzda, uygulamamız koşulunda hedeflediğimiz zaferi ve muhtaç olduğumuz huzuru yakalayabiliriz. 

Sahabe neslinin mayasını idrak eden ve bu maya ile mayalananlardan olmak arzusuyla selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER