CANLI YAYIN

Ümmet’in Hali ve Bunun Nedenleri - I

Ümmet’in Hali ve Bunun Nedenleri - I

Cenab-ı hak Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri

وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصٖيبَنَّ الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعِقَابِ ~ ~ ~

Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” (Enfal, 25) diyerek tüm müminleri fitnelere karşı uyarmakta. Ancak bunun mümkün olabilmesi için öncelikle fitnelerin ana sebeplerini ve bunların tarihi arka planını görmek gerek. Bunlar görülmeden fitnelere karşı korunmak, dolayısıyla günümüzdeki tekinsiz hale bir dur deyip olmamız gereken seviyeye gelmek pek de mümkün değildir. Değerli dostlar, iki asra yakın bir süreden beri ümmetin yaşadığı fitnelerde ana esas ümmetin rotasını, kılavuzunu, kim olduğunu ve hayat kaynağının ne olduğunu bilmemesi ve ruhların yegâne mayası olan Kur’an ve Sünnet ekseninden kayması yatmaktadır.

Mezkûr kaymaya sebep ise, Müslümanların sekülerleşmesiyle başlayıp, modern İslam düşüncesi diye ortaya çıkan virüslerle beraber dini anlayışın sulandırılmasıdır. Bunların bir tezahürü olarak geleneğin sorgulanması, aklın otoritesi, dinde kolaylık, ilerlemecilik ve değişimin din anlayışında belirleyici kılınması şeklinde oldu. Bunlar cilalı birer kavram olarak dışarıdan öyle masum görünseler bile, aslı itibarı ile pek öyle olmadıkları bir vakıadır. Zira bu akım sahipleri İslam ve ehl-i İslam’ın berrak imanını sulandırdılar. İlerlemecilik yaftası ile bir fitne ateşini tutuşturdular ve bu kavramı dini belirleyen, değiştiren, şekillendiren bir merkez kavram halini aldı. Bu da mahza bir dinsizliğe sebep oldu. Direk olmasa da sonuç itibariyle bizleri bu durumla karşı karşıya bıraktı. Bu düşünce sahipleri dine Muradullah merkezli bakmak yerine, modernitenin taleplerine riayet için dinden ne denli istifade edebiliriz mantığı ile yaklaştılar. Dolayısı ile yolunmuş tavuk gibi bir din algısını Müslümanlar’a takdim ettiler. Aslında bu meselenin asıl kaynağı modern insan algısı ile kâmil müminin din telakkisi arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. Zira modern insan dinin delillerine Aydınlanmanın temel esası olan şüphe ile baktıkları için, dine de diğer bilgi kaynakları gibi bir bilgi kaynağı gözü ile baktıkları için işlerine geleni alıp gelmeyeni ya inkâr veya tevil etme yolunu tercih ettiler. Kâmil mümin ise dinin delillerine rehber diye bakar. Dinde aslın mantıkiyet veya aklilik olmadığı bilakis taabbudiyet (kalellah ve kale resulüllah), Allah ve Resulü buyurduğu için yapmak olduğuna inanırlar. Bu nedenle bir şey kaynağını Kur’an veya Sünnet’ten almışsa o akıllarına uysa da uymasa da, bilimin ulaştığı seviye onu ikrar etse de etmese de ona teslim olurlar. İşte bu önemli nüans noktasını kaçırınca ondan sonra duracak veya duraksayacak bir nokta maalesef kalmaz.

Bunlar dini kendi merkezinden koparınca toplumu din adına dinsizleştirdiler ve din adına birçok entrika çevirdiler. Mesela Ulu Hakan Abdulhamit Han'ı tahttan indirenler buna, ‘Şeriat elden gidiyor, yolsuzluklar yapılıyor, baskı ve zulüm var’ diye baş kaldırdılar. Fakat nice zaman sonrasında, ‘eyvah biz ne yaptık’ dediler ve ne yazık ki iş işten geçmişti.

Oynanan oyunlara gelmek?

Tarih bir aynadır. O ayna olmadan bugünü görmek ve yarınları gözlemlemek mümkün değildir. Bu nedenle tarih aynasına muhtaç olduğumuzu unutmamak lazım gelmektedir. Şöyle bir baktığımızda ise tarihte İslam ve ehl-i İslam’a dönük birçok oyun ve entrika oynanmıştır. Bu oyunların sebebi Efendimizin (s.a.s.)yükseltmiş olduğu İslam bayrağının altında ümmetin bir daha toplanmamasıdır. Çünkü o bayrağın toplama ve olağandışı güç kazandırma özelliği vardır. Bu emellerini gerçekleştirebilmek için Müslümanlardan gözükerek veya basiretten mahrum saf Müslümanları kullanarak birçok sosyal ve siyasal entrika çevirmeyi de ihmal etmediler.

Evet, maalesef birçok İslam bilginleri de farkında olmadan bunların emellerine hizmet etmiştir. Bunların bu emellerinin yanı sıra bir de ehl-i hak İslam uleması hayatın tüm sahalarında örnek, öncü olma rolünü bırakıp, kendi kabuklarına çekilince bu hal, maalesef İslam biladında münevverler (aydın) dedikleri bir güruhu ortaya çıkardı. Bu aydınlar güruhunun bilumumu Batı’da eğitim görmüş ve hayata bakışları Batı’nın müsteşrik nazarı idi. Bu nazara sahip oldukları için yaşanan onca sorun ve sıkıntılara bir de bunların bu fasit fikriyatları ilave edilince maalesef felaket kaçınılmaz oldu. Ümmet başsız, imamesiz, rehbersiz; nereye, niçin ve nasıl gideceğini bilmez bir vaziyette şaşkınlığa boğuldu.

Sonuçta ne oldu?

Sonuçta kendi iradesi olmayan, özünden kopmuş, değer ve erdemlerini kaybetmiş, bir nevi mankurtlaştırılmış, seküler, hedonist fikriyata sahip hazcılardan oluşan bir toplum yumağı ortaya çıktı. Bu da küfür ehlinin İslam toplumu karşısında bulamadığı bir fırsatı doğurdu. Çünkü dünyevi tüm hazlar küfrün alan ve sahası idi. Ahiret ufku olmadığından dünyayı amaç edinmişler ve dünyada nereden, nasıl zevk ve haz alınabiliri çok iyi biliyorlar. Yıllarca bu yolla İslam ve ehl-i İslam’ı zelil, sinik, pısırık, basit, pasif bir hayata mahkum ettiler. Bu, Müslümanları öylesine hazin bir sonuca götürdü ki, bir düşünün hele, kendilerini katleden, namuslarını tarumar eden, mukaddesatını çiğneyen, zalimlerin insaf ve insanlığına muhtaç bir hale düştüler.

Devamı Diğer Yazımızda

Tarih aynasına bakıp gününü ve yarınlarına yön verebilen öncü nesil ve kuşakları yetiştirmek umuduyla, selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER