CANLI YAYIN

Ramazan-ı Şerif’le Dirilmek

Ramazan-ı Şerif’le Dirilmek

Rahmet huzmesi, müminlerin panayırı Ramazan… Efendimiz (s.a.s.) Ramazan ayı olunca şeytanlar bağlanır ve rahmet kapıları sonuna dek açılır buyurdular. Bu ve benzer birçok nebevi öğütte ifade edildiği gibi sayısız müjdeleri haber vermekte sevgililer sultanı. Fakat bunca müjdeye nail olabilmek için öncelikle nasip ehli olmak lazım. Yoksa anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az sözündeki gibi bunlar birer söz olmaktan başka bir anlam ifade etmezler. Değerli dostlar Kur’an-ı Azimü’ş-şan’ın inzal olduğu ilk devre olan Mekke dönemini incelediğimizde inen ilahi emirlerde ağırlıklı olarak tefekkür, tekebbür ve tezekkürün olduğunu görürüz. Bunlar bize İslami emirlerde aslolanın aklileştirmek değil içselleştirmek olduğunu ifade etmektedir. Bu münasebetle oruç ve orucun ifade ettiği manaları aklileştirmek yerine onu, deruni hayatımızda içselleştirmeye gayret etmemiz gerekir. Bizler buna İslami şuur diyoruz. Şuur her şeyin başı olmalı, zira şuursuz ibadetin insana fayda ve bir katkısı olmaz.

İslam’ın ilk devri olan Mekke’de inen ayetlerde, ibadetlerde bugünkü gibi bir sistem ve nizam yok idi. Bunun yerine düşünceyi, tefekkürü, bilinç ve farkındalığı önceleyen hükümlerin önde olduğunu görmekteyiz. Çünkü kimliğin, kişiliğin, ferdin ve medeniyetin inşası için bilinç, bilme, bulma ve berraklık gereklidir. Kısaca şuur ve farkındalık gerekiyor. Şuursuz yapılan ibadetler birer adet halini aldıklarından, insanın hayatında ahlak halinde gereği kadar bir yansımaya sahip olmaz. Ahlak halini almayan ibadetlerin de insana faydası olmadığı gibi, o kişinin hayatında dini emirler birer adet ve örf olur çıkar karşımıza. Din de bir kişinin hayatında adet halini alınca bir adım sonrası yozlaşma, sefihlik, sefalet ve tükeniş olur kaçınılmaz olarak.

Unutulmamalı şuur ve farkındalık dediğimiz ve İslami literatürde İhlas olarak ifade edilen bilinç, resmi bir evrakın altındaki mühür ile imza mesabesindedir. Böyle olduğu için de bunsuz (ihlassız) yapılan ibadetlerin bir geçerliliği ve faydasının olmadığı da bir realitedir. Bu münasebetle her bir müminin bütün ibadetlerinde özellikle şu an idrak ettiğimiz Ramazan-ı Şerif’te ihlasımızı yani Allah için olma hasbiliğimizi gözden geçirmemiz zaruridir. Bunun aksi olan duruma işaretle Efendimiz (s.a.s.) “Nice oruç tutanlar var ki tuttukları oruçtan kazanımları açlık ve susuzluktan başka bir şey değildir.” buyurmaktadır.

Değerli dostlar, bir açıdan Ramazan ayı ve oruç bir nevi cenab-ı hakkın bizlere dönük bir rububiyet eğitimidir. Hem ferd hem aile hem de toplum hayatında olması gereken modelleme alıştırmasıdır. Bir yandan bedene ait bir bakım süreci diğer bir yandan da ruhu temizleme arındırma aracı, kalbi, zihni, aklı ve şuur kirliliğini giderme aracıdır. Bir yıl boyunca hayata ve olaylara dönük tavır, tutum ve davranışlarımızda kim bilir belki hiç hatırlamadığımız Allah (c.c.) olma hasbiliğini hatırlama ve bu vesile ile de şuurumuzdaki bulanıklıkları giderme vesilesidir.

Ramazan ve oruçla Mevla’nın kazandırdıkları ve hatırlattıkları nelerdir peki?

a) Bir açıdan sosyal bir varlık olduğumuzu hatırlatır. Zira cenab-ı hak Ramazan’da yapacağımız hayır-hasenatlar, vereceğimiz fitre ve zekatlarla toplumun diğer ferdlerine karşı da sorumlu olduğumuzu bizlere deklere eder.

b) Maddeci ve materyalist hayatın kuşattığı modern birey maddi menfaat görmediği şeylere dönük olarak genelde mesafeli durur. Yapılan bu hayır ve hasenatlarla bir nevi bizlerde fıtri olarak var olan ben-merkezli enaniyetçi algılardan kurtulmamızı sağlamakta ve cimrilik hastalığından kurtulma alıştırmasını yapmaktadır.

c) Toplumun fakirleri ile zenginleri arasında bir tesanüt ve kaynaşmaya vesile olur. Allah (c.c.) fazlından zenginleştirdiği kişilere, imtihan maksadıyla bu anlamda zenginlikten mahrum kişilere zekât ve fitrelerini verdirerek aralarında sevgi ve yakınlığa sebep olup aradaki uçurumları kaldırır.

d) Bir toplumu bir arada tutan en yüce erdem olan birlik ve beraberliğin dinde temel ilke olduğunu, ferdiyetçiliğin meşru olmadığını bizlere deklare eder. Dili, ırkı, mezhebi, ayrı olan zengin-fakir tüm toplum katmanları imsak vaktinde adeta alınan ilahi bir ikazla her şeyden el etek çeker ve akşam mükellef sofra önünde hazır olduğu ve elini tutan kimse olmadığı halde yine ilahi emri bekleyerek emir geldiğinde hep beraber afiyetle yer. Bu da toplumu bir arada tutmak isteyen bütün idarecilere çok açık bir örneklemedir. Din her toplumun bir arada olmasını sağlayan toplumsal harcıdır. Siz bu harcı aradan çıkardınız mı toplumu bir arada tutamazsınız.

e) Oruç bir irade eğitimidir. Zira canımız çektiği halde, acıktığımız halde, susadığımız halde bekler ve duygularımızı bastırırız. Bununla da hayatımızda zaman zaman duygusal anlamda istesek bile bazı şeylerden el etek çekmeyi bazı yerlerde ve işlerde durmayı adet edinmemizin önemini bize hatırlatır.

Oruç ve Ramazan daha saymadığımız ve sayamadığımız birçok erdemler ile İslam toplumunun bezenmesini sağlar.

Değerli dostlar, malum olduğu üzere hacı olmak ayrı şey hacı kalmak ayrı bir şeydir. Hacı kalabilmek için şüphesiz emek sarf etmek, gerektiğinde bedel ödemek gerek. Aynı şekilde oruç ve Ramazan’ın bizlere bu güzellikleri kazandırması ve orucun bizi tutması için de dikkat etmemiz ve fedakarlıklarda bulunmamız lazım. Orucu ve Ramazan’ı aklileştirmek yerine içselleştirmemiz bir nevi Allah (c.c.) ile aramızda özel bir muhasebe ile tutmamız ve Ramazan’ı yaşamamız lazım. Bunu becerdiğimiz an Ramazan-ı Şerif’le diriliriz. Bu hakikati becerebilenlerden olmak, buna bir lütfu ilahi ile nasip dar olma meselesidir.

O lütfa nail olmak umuduyla, selam ve dua ile…

İlimsiz

DİĞER MAKALELER