CANLI YAYIN

Neredesin Ey Dava/Vakıf Adamı?

Neredesin Ey Dava/Vakıf Adamı?

Asırlar oldu, ümmet olarak hasretini çekmekteyiz, iman, amel ve eylem adamı! Ümmetin hamisi, ecdadın toprakları ve hadimi olduğu hilafet üzerinde oynanan ayak oyunları ve entrikalarla ümmet-i Muhammed darmadağın oldu. Çil yavrusu gibi dağılan ümmet, özünü, kişiliğini ve kimliğini maalesef o gün bugündür hala daha bulamadı. Bulabilmesi için ise ecdadı gibi anadan, yardan, serden geçecek aslanları belemekte. Bugün Ümmet-i Muhammed’in kendisini bulmak için muhtaç olduğu serdengeçtilerde olması gereken özellikler olmazsa, bu güç ve imkân maalesef hiç istenmeyen zararlı alan ve mecralarda zayi olmaya mahkûm olur. Bu nedenle bizler nesillerimize, gençlerimize beklenen gençlik ve umutlarımız gözü ile bakıp, bu hasretle yolu gözlenen şahsiyetlerin olması gereken özelliklere ve meziyetlere sahip olmalarını birincil görevlerimizden addetmek zorundayız. Gençliğimizin ve nesillerimizin bu beklenen meziyetlere sahip olması da her sahada Efendimizin (s.a.s.) bizlere örnek olarak sunduğu sahabe efendilerimizin (r.anhum) izlerinden yürüyerek, Efendimizi görmeseler bile onun sahabeleri olmalarıyla, yani görmeden sahabeleşenlerden olmaları ile mümkündür. İşte bu beklenen ve özlenen kuşakta olması zorunlu hasletleri bir haslet ve özlem dili ile arz edeyim…

Neredesin ey iman adamı? 

Sen ki fikir dünyası aksiyon sahibi olmak olan adamsın. Çünkü sendeki iman durup dinlenmez. Her zaman harekettedir. Metafizik gerilimle sürekli eylemdedir, yürür daima. İnandım dediğin meselelerde şüphe duymazsın. Bu ilkeleri tartışmaz ve bu ilkelerini tartışmaya da açmazsın. İmani değerlerini asla pazarlık konusu da etmezsin. Toplumu daima uyarır, ikaz edersin. Zira Efendimizin “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırsınız ya da Allah (c.c.) kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir sonra Allah’ (c.c.) yalvarıp dua edersiniz de duanız kabul edilmez.” (Huzeyfe (r.a.)’den, Tirmizi, fiten 9) fermanını unutulmaz bir parola edinirsin. Ancak bunu yaparken kendi nefsini de unutmazsın; zira cenab-ı hakkın


يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ   

Ey iman edenler yapmadıklarınızı neden söylüyorsunuz?”  (Saf, 2) ~ ~ ~
 fermanı daima gözünün önünde bir ikaz levhasıdır. Topluma gerçekleri geciktirmeden söylemeyi şiar edinirsin, zira Efendimizin Ebu Said el-Hudri’den (r.a.) gelen “Sizden her kim bir kötülüğü görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmiyorsa diliyle ikaz etsin, ona da gücü yetmiyorsa kalbinden ona buğz etsin ve bu da kişinin imanının en alt derecesidir.” (Müslim, iman 78; Tirmizi, fiten 11; Nesai, iman 17) fermanı seni bir an bile yerinde durdurmaz. Hz. Nesibe (ümmü ümera) validemizin oğlu habib-i efendimizi, müseylemetü’l-kezzab’a (yalancı peygamber) gönderir; o aslan parçası çekinmeden lime lime edilme pahasına olsa bile onun yalancı olduğunu ve peygamber efendimizin hak peygamber olduğunu yüzüne haykırdığını hiç unutmazsın.

Neredesin ey Düşünce Adamı?  

Sen ki tefekkürü en büyük ibadet addedersin. Düşüncen uğruna olmayı da, ölmeyi de hesaba katarsın. Kendindeki ilimleri, bilgileri ve yeryüzündeki Allah’ın (c.c.) kevni ayetlerini düşünürsün ve bu düşünceler sende fikir halini alır. Çünkü cenab-ı hakkın

اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ~ ~ ~
 

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.” (Ali İmran, 191) ayetleri sana azıktır. Ve yine “Umulur ki düşünürsünüz…” (Bakara 219) ferman-ı ilahisi sana bir ikazdır. Bu tefekkürler ve oluşan fikirler ile toplumu bilgilendirirsin. Her daim davet edersin, zira Efendimizin “İslam’da güzel bir çığır açana açtığı çığır ve onda gidenlerin ecri vardır.” (Müslim 1/78- Ahmed 349/2) nasihati parolandır. Söylediklerini önce kendin uygular ve toplumun uygulamasında öncü olursun. Yeryüzündeki her şey bir nevi sana muallimlik eder. Her zerreye ibret nazarı ile bakarsın. Edebi kimden aldın diye soranlara edepsizden demen bu halinin tezahürüdür.

Neredesin ey Amel yani Eylem adamı? 

Temel özelliğin iş ve değer üretmektir. Zira Efendimizin “Allah bir kulunu sevdi mi onu hayırda kullanır.” (Sünen) ifadesini esas alarak yaşarsın ve Efendimizin “Muhakkak ki Allah kulunun yardımcısıdır kulu diğer bir Müslüman kardeşinin yardımında olduğu müddetçe…” (Müslim, kitabu’z-zikr ve dua 2699; Beyhaki, daavatu’l-kebir) hadisini bir fırsat olarak görürsün. Yaşadığın çağı ve çağın lazımlarını iyi bilirsin, çağın lazımı olan her türlü değer ve donanıma sahipsin. İki iş, iki eylem, iki hizmet arasında boşluk bırakmazsın. Bilirsin ki hayat, boşluk kabul etmez. Yaptığın her işinde ibadet bilinci üzere olduğundan, bir nevi Allah’a karşı hasen olarak verdiğini düşünürsün. Zira sen cenab-ı hakkın

مَنْ ذَا الَّذٖى يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ اَضْعَافًا كَثٖيرَةً وَاللّٰهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُطُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ~ ~ ~

Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O'na döndürüleceksiniz.” (Bakara, 245) fermanını hep zihninde diri tutarsın. Senin hayatında dünün tekrarı yoktur. Dünü düşünür ama tekrar etmezsin. Zira Efendimizden rivayet edilmesinde ihtilaf olsa da İmam Gazali’nin İhya’sına aldığı “İki günü bir olan kişi zarardadır!” (İhyau-ulumuddin 4/335) vecizesi senin için vazgeçilmez bir tespittir. Yarına işlerini bırakmazsın. Zira Efendimizin “İşlerini yarına bırakanlar zarardadır” (Berikai Mahmudiye Şerhi, Tarikat-ı Muhammediyye 2/116) fermanını bir nebevi ikaz olarak almışsın ve senin hiçbir işin yoktur ki olsa da olur olmasa da olur diyebileceğin. Çünkü hayatındaki her eylemi, ya Allah’tan gelen bir ferman veya Resulünden gelen bir emirle icra etmektesin. Böyle olduğu için de işlerinin hepsini bir nevi satmışsın.

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. (Tevbe, 111) Olur ya bir eylemden, bir amelden bir şekilde uzak kaldığında, bunu bir kusur olarak görür özrünü beyan eder, yalana-mazerete sığınmazsın. Zamanı israf etmezsin ancak hayal ufkun zengindir. Birer birer düşünceni uygulamaya koyarsın, her daim nefis muhasebesi yapar ve her an rabbinin karşısına çıkacakmış gibi hazır olmaya gayret edersin. Yaşadığın hayatın geçici olduğunu, asıl yurdunu rabbinin vadettiği cennet yurdu olarak görürsün. Kısaca bugünümüz için neredesin ey VAKIF adamı!?

Değerli dostlar, bunlar hayatlarını ümmete vakfetmişlerdir. Müspet yönden hangi taşı kaldırsanız toplumda, hep onlar çıkar altından. Az konuşur çok iş yaparlar. Bir kişi çok konuşuyorsa yaptığı işe ve amele bakın, göreceksiniz ki yaptığı işi azdır. Hikmet ehli büyükler bu tür çok konuşup az iş yapan insanlara nifak hastalığı bulaşmış derlerdi. Vakıf adamları ümmet adamı oldukları için göze görünmeyi, öne çıkmayı sevmezler.  Hayatlarında illa ben yapayım yoktur. Mesele bayrağın taşınmasıdır onlarda. Kıskançlık, dedikodu, haset, gıybet yoktur hayatlarında ve bunları bilmezler, bunlarla tanışmaya vakitleri de olmaz. Zira bunlar cenab-ı hakkın

 وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخٖيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ

Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! (Hucurat, 12) ikazı ve benzer ilahi hakikatlerle yetişmişlerdir. Ücretlerini rablerinden bekledikleri için teşekkür ve alkış beklemezler. Şöhretten şiddetle kaçarlar. Bilirler şöhret dünya ve ahirette felakettir. 3 kuruşluk hizmet edip 100 laf saymazlar. Yüzleri hep güleçtir. Kendisi, ailesi, etrafı, hayatı, rabbi ve resulü ile barışıktır. İçten pazarlıkları yoktur. Şöyle yaparsam bunu alırım, böle yaparsam buraya gelirim diye arka hesapları, gizli ajandaları olmaz.

Değerli dostlar, bu şahsiyetlerin eli işte, gönlü yardadır. Bu nedenle gönüllerinde daim sükûnet hâkimdir. Daima dinamik ve hayal değil gerçek yani hakikat erleridirler. Kendilerine ve ailelerine karşı duyarlı oldukları gibi, çevrelerine de duyarlıdırlar. Sosyal bir varlık olduklarının bilincindedirler. Ümmet bilinciyle hareket ettikleri için mekânların, toprakların, fikir ve kararlarında mutlak etken olan bir faktörü yoktur. Bu nedenle de tüm bir ümmet coğrafyası onlarındır ve tüm bir ümmetin derdi onların derdidir. Ümitsizliği bir ur kabul ederler çünkü cenab-ı hakkın


قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ ~ ~ ~

De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin!” (Zümer, 53) fermanı dayanakları ve besin kaynaklarıdır. Merhum Necip Fazıl dizeler halinde bu şahsiyetlerin fikir ve eylem felsefelerini ve bize olan mesajını ne de güzel özetlemiş:

Kırılır da bir gün bütün dişliler

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim.

Gökten bir el yaşlı gözleri siler,

Şenlenir evimiz barkımız bizim.

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,

Sapan taşlarının yanında füze,

Başka âlemlerden farkımız bizim.

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman;

Görürler nasılmış, neymiş kahraman!

Yer ve gök su vermem dediği zaman,

Her tarlayı sular arkımız bizim

 

Gideriz nur yolu izde gideriz,

Taş bağırda, sular dizde, gideriz,

Bir gün akşam olur, biz de gideriz,

Kalır dudaklarda şarkımız bizim...

 

 

Yine başka dizelerde de şöyle dile getirmiştir bu hakikati:

 

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana baksen!

Çatlarsan doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

 

Ölümden ilerde varış dediğin,

Geride ne varsa, bırak utansın!

Ey bin bir tanede solmayan renk,

Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!

 

veya

 

Mehmedim sevinin başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir!

 

Beklenen ve hasreti çekilen bu kutlu kuşaktan olmak ümidi ile selam ve duada kalın.

 

İlimsiz

DİĞER MAKALELER